Nâlân.
Büyüdükçe başkalaşmalar artıyor. Eski özlem, eski birliktelikler olmuyor.
Eskiyi yaşama uğruna yapılan şaklabanlıklar bile göze batıyor. Büyüme hissi, insan-ı-n- peşin-d-en koşturan küheylan.
Büyüdükçe uyuduğun yatağı bile sahiplenemiyorsun. Çünkü senin için serilen/hazırlanan yatak, gelecekte mutlaka başkasına devrediliyor.
“Kişisel dünya” gittikçe daha belirgin sınırlarla ç/evriliyor.
Sahiplik, bir kullanım biçimine dönüşüyor. Belirginleşiyor özlük hususları. Daralıyor çember.
Sınırlara basmamak için kapılar tıkırdatılıyor, buyur edilme durumuna göre “özgürlük” denen şeyi yakalıyorsun. Gerisi kasvet.
Bunun sebebi Rasim Özdenören’in dediği gibi “köle olmaya hüküm giymek” midir?
Ya da..
İhsan Fazlıoğlu’nun dediği “muhatapsız hüznü taşımak mıdır?”
Arkadaş ne geveliyorsun yaw? başka işin gücün mü yok ? (kendime iç ses)
“Farketmez...” cevabını süreklileştirmekten çekinmiyorum mesela. Evham boyutuna geliyor, kimisine göre fanilik çözümü.
Daha az uyuyorum, daha çok meşgul oluyorum. Malayani heveslerle. Aksatıyorum kendimi galiba.
Yüklem, özne, dolaylı tümleç ve özlem. Nasılda karışmış görünüyor yukarıda. Karışıyor serencam. Aldanıyor sabah.
Kesif bir seher kokusu, dünyanın ne kadar geçiçi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Anlam düşmesinin yerini hayat düşmesi alıyor. Bozulan anlatım olsun deyip başımı yastığa viran eyliyorum.. Bu bir insani nâlân değildir.
Çiçeklerin yeni bir saksıya olan özlemidir.













