Het verlaten en vervallen kasteel Nottebohm, in het Belgisch dorpje Brecht, nabij Antwerpen.
seen from United States

seen from Netherlands

seen from United States

seen from Australia

seen from Malaysia

seen from Sweden
seen from Isle of Man
seen from United States
seen from United States

seen from T1
seen from Germany

seen from Japan

seen from Serbia
seen from China
seen from Vietnam
seen from China
seen from China

seen from Sri Lanka
seen from China
seen from United States
Het verlaten en vervallen kasteel Nottebohm, in het Belgisch dorpje Brecht, nabij Antwerpen.
NOTTEBOHM KARARI: KARARIN TAHLİLİ VE TABİİYET HUKUKU ALANINDA ETKİLERİ
Giriş
Uluslararası Adalet Divanının Liechtenstein ile Guatemala arasında çıkan bir uyuşmazlıkla ilgili verdiği 6 Nisan 1955 tarihli karardır. Uyuşmazlık şu şekilde gelişmiştir. 1881’de Hamburg’da doğan Alman tabiiyetindeki Friedrich Nottebohm 1905’te Guatemala’ya yerleşmiştir. Zamanla ticaret, bankacılık ve tarım alanlarında işlerini geliştiren Nottebohm 1943 yılına kadar ikametgâhını Guatemala’da tutmakla beraber iş nedeniyle bağlı kaldığı Almanya’ya zaman zaman seyahat etmiştir. 9 Ekim 1939’da yani Almanya’nın Polonya’ya saldırmasından 1 ay sonra Liechtenstein tabiiyetini telsik yoluyla kazanmak için gerekli müracaatı yapar. Bu müracaat 4 Ocak 1934 tarihli Liechtenstein Tabiiyet Kanunu çerçevesinde işlem görür. Üç sene Prenslik ülkesinde ikamet şartından muaf tutularak Prensin 13 Ekim 1939 tarihli kararı ile Liechtenstein tabiiyetini kazanır ve 1940 yılı başında Guatemala’ya geri döner. Guatemala 1941 sonunda savaşa girer. 1943 yılı kasımında Guatemala, Nottebohm’u düşman tebaası işlemine tabi tutarak tutuklar ve Amerikan askeri makamlarına teslim eder. 1944 yılında Guatemala Nottebohm’un taşınır, taşınmaz bütün mallarına el koyar. Amerika’daki tecrit kampından çıkan Nottebohm malları üzerindeki haklarını savunmak için Guatemala’ya dönmek üzere giriş vizesi talep eder, fakat talebi reddolunur. Guatemala Nottebohm’un Liechtenstein tabiiyetini kabul etmemiş, onu Alman tabiiyetinde farz etmiş ve 25 Mayıs 1945’te kabul edilen bir kanunla Nottebohm’un mallarını müsadereye tabi tutmuştur. Liechtenstein hükümeti Nottebohm’un şahsına yapılan bu haksız uygulama nedeniyle konuyu Uluslararası Adalet Divanına (UAD) götürmüştür. Divanın vardığı kanı, “bir yandan Nottebohm ile Liechtenstein arasında hiçbir bağ bulunmadığı, öte yandan onunla Guatemala arasında telsikin asla zayıflatmadığı eski ve sıkı bir bağın mevcut olduğudur.” “Gerçek” bir tercih ancak Guatemala lehine yapılabilir. Divana göre Liechtenstein telsiki “Guatemala ile Nottebohm arasındaki uzun süredir devam eden sıkı bağı asla zayıflatmamış” Nottebohm’un hayat tarzında hiçbir değişiklik yapmamıştır. Nottebohm’un Liechtenstein’a gelip yerleşmesi vakıasını, serbest bir seçim sonucu olmadığı için bir tarafa iten Divan Nottebohm ile Liechtenstein arasında “hiçbir bağ olmadığı” sonucuna varmıştır. Karar, uluslararası hukukta “gerçeklik” kuramına önemli bir katkıda bulunmuş ve tabiiyet konusuna yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.
Tabiiyetin Gerçekliği
Divanın, Nottebohm’un Liechtenstein tabiiyetini kabul etmemesinin temel nedeni “tabiiyetin gerçekliği” ilkesinde aranmalıdır. Tabiiyeti söz konusu olan devletlerden hangisi ile kişi arasında daha üstün bir fiili bağ varsa ona dayanan tabiiyet “gerçek tabiiyet”tir. Bu durumda iki ayrı tabiiyetin bir kişi üzerinde toplandığı ve uluslararası bir uyuşmazlık çözümü organının bir seçim yapmak zorunda olduğu hallerde iki tabiiyetten “gerçek” olanı seçilir. Tabiiyetin gerçekliği ilkesinin uygulanabilmesi için çok tabiiyetlilik şarttır. Divana göre bu ilke, tabiiyet çatışmalarının çözümünde, çatışan tabiiyetlerden ötekine nispetle daha güçlü fiili bağlara sahip olanını tercih eden bir çözüm aracı olarak klasik hukuk anlayışına uygun bir şekilde kullanılmalıdır.
Divan’ın belirttiği üzere;
“tabiiyet, temelinde bir toplumsal bağlılık vakıası, karşılıklı hak ve görevlerle birlikte gerçek bir varlık, menfaat, ilgi ve duygu dayanışması yatan bir hukuki bağdır. Denebilir ki, tabiiyet ister doğrudan doğruya kanun vasıtasıyla, ister yetkili makamın tasarrufuyla verilsin, kendisine verilen ferdin, bu tabiiyeti veren devletin halkına herhangi başka bir devletin halkına nazaran daha sıkı bağlarla bağlı olduğunun hukuki ifadesinden ibarettir.”
O halde divana göre tabiiyet; biri hukuki, diğeri ruhsal-toplumsal olmak üzere iki temel unsurdan oluşmaktadır.
Gerçek tabiiyetin unsurlarından ilki mutad (alışılmış, sıra gelen) ikamet yeridir. Bu unsurun gerçek tabiiyeti belirleme yönünden önemi büyüktür. Bunun yanında “ilgili kişinin menfaatlerinin merkezi, aile bağları, kamu hayatına katılışı, belli bir memlekete karşı gösterdiği ve çocuklarına da aşıladığı bağlılık, yakın geleceğe yönelmiş niyetleri, o memleket ülkesinde girişilmemiş veya girişilecek faaliyetleri, işlerini ve menfaatlerini, hiç değilse kısmen, o memlekette intikal ettirme isteği, o memleketin geleneklerini, menfaatlerini, yaşama tarzını benimsemek iradesi, tabiiyet sıfatına bağlı vecibelerin yüklenmesi ve hakların kullanılması” da bu unsurlardandır. Kullanılan ölçüler arasında bir derecelendirme yoktur. Gerçek tabiiyetin belirlenmesinde, hâkimin her olayda somut veriler üzerine eğilmek suretiyle maddi ve psikolojik bütün unsurları gözden geçirmesi ve olayın özelliklerine göre bunları değişik şekillerde değerlendirerek tabiiyetin “gerçeklik” niteliği üzerinde bir kanıya varması gerekir.
Bunun yanında telsik yoluyla kazanılan tabiiyetin “gerçeklik” niteliğine sahip olması için, her şeyden önce, birey ve devlet tarafından yapılan irade açıklamalarının ortaya konan tabiiyetin ortaya çıkardığı hukuki durumla maddi durum arasında uygunluk bulunmasını sağlamaya yönelmiş samimi iradeleri dile getirmiş olması gerekir. Divana göre doğal olan, kişinin tercihini fiilen en fazla bağlı bulunduğu devlet tabiiyeti lehine yapmış olmasıdır.
Kararın Tahlili
1930 La Haye Tabiiyet Kanunları Çatışmaları Sözleşmesinin 1. Maddesinde, tebaasını kendi kanunları ile tayin etme yetkisinin devlete ait olduğu kuralı; bu milli kanunların diğer devletler tarafından tanınması kuralına, onların uluslararası sözleşmelere, uluslararası örf ve adet kurallarına ve “tabiiyet konusunda genel kabul edilen hukuk ilkeleri” ne aykırı olmaması koşuluna bağlanmıştır. Ancak sözü edilen bu esaslar, bir tabiiyetin uluslararası alanda geçerli olup olmadığını objektif ölçülerle tespit etmeye yeterli değildirler. Bu nedenle Uluslararası Adalet Divanı Nottebohm kararında, devletlerin yetkilerinin sınırlarını çizmek görevini “tabiiyetin gerçekliği” ilkesine yüklemiştir.
Bu karardan önce yabancıların telsiki konusu anlaşmalardan doğan kurallar mevcut olmadıkça devletlerin “milli yetkisi” alanına giriyordu. Telsikin ileri sürülebilirliğini ilgili kişinin telsiki izleyen dönemdeki davranışlarına bağlayan bir uluslararası hukuk kuralı yoktu. Nottebohm kararı ise uluslararası alanda etkili olabilmesi için bireyde telsik iradesinin varlığını ve sağlığını yeterli görmemiş, bu ifadenin samimiyetini de zorunlu bir unsur olarak varsaymıştır. Divana göre telsik hafife alınacak bir konu değildir. Geniş sonuçları vardır. Hangi koşullar içinde bahşedildiği, ciddi bir karakter taşıyıp taşımadığı, vs. önemlidir. Dolayısı ile devletin tebaasını belirleme konusundaki yetkisi, uluslararası hukukun denetimi dışında işleyen bir “münhasır yetki” değildir. Divan, “tabiiyetin gerçekliği” ilkesini, tabiiyetle ilgili olarak devletin yasama yetkisini sınırlayan bir uluslararası örf ve adet kuralı ya da tabiiyet konusunda genel kabul edilen bir hukuk ilkesi olarak görmektedir.
Bu bağlamda, Nottebohm ile Liechtenstein arasında, tabiiyete “gerçek tabiiyet” niteliği verecek kadar sıkı bir fiili bağı yansıtıp yansıtmadığı araştırılmış, tabiiyetin gerçek bir bağa dayanmadığı ve bu nedenle Liechtenstein’ın Nottebohm üzerinde Guatemala’ya karşı diplomatik himaye kullanamayacağı hükmü verilmiştir. Diplomatik himayenin kullanılabilmesi için tabiiyet hukuki bağının mevcudiyeti tek başına yeterli bulunmamış, birey ile devlet arasında yeteri kadar sıkı bir fiili bağın varlığı şart koşulmuştur. Oysa Nottebohm kararına kadar himaye eden devletle himaye edilen kişi arasında tabiiyet bağının varlığı, çok tabiiyetlilik durumları dışında, diplomatik himayenin kullanılabilmesi için uluslararası hukukça yeterli sayılmıştır. Divan ancak birden fazla tabiiyetin bir kişi üzerinde toplandığı hallerde işleyen “gerçek tabiiyet” ilkesinin kapsamını genişleterek onu diplomatik himaye alanına taşımıştır.
Kararda divan, normalde izlediği usulden ayrılarak, tarafların iddialarını teker teker ele almamış, çözmek durumunda bulunduğu sorunu kendisi tespit etmiş ve kararına dayanak olan hukuki sebepleri açıklamakla yetinmiştir. Divana göre soru, Nottebohm’un edindiği Liechtenstein tabiiyetinin bütün hükümleriyle tanınması gerekip gerekmediği değildir. Nottebohm’un Liechtenstein tabiiyetinin varlığı veya yokluğunun tespiti asıl meseledir. Liechtenstein’ın Nottebohm’a tabiiyet vermesinin Guatemala için bu tabiiyetin hükmünü tanımak gerekliliğini doğurup doğurmadığı asıl sorudur.
“Tabiiyetin gerçekliği” ilkesinin iç mantığı ile çelişmedikçe Divanın vardığı sonuç, tabiiyetin diplomatik himaye dışında kalan diğer uluslararası etkilerine de etki eder. Divana göre Liechtenstein tabiiyeti “milletlerarası münasebetlerde kabul edilmiş olan tabiiyet kavramı göz önünde tutulmaksızın verilmiştir. Guatemala bu şekilde verilmiş olan bir tabiiyeti tanımak zorunda değildir. Bunun sonucu olarak, Liechtenstein Nottebohm’u Guetamala’ya karşı himayeye yetkili değildir.” La Haye sözleşmesinin 1. Maddesine göre, devletlerin tebaalarını tayin eden kanunların diğer devletlerce tanınması zorunluluğu, bu mevzuatın “uluslararası örf ve adet kurallarına” ve “tabiiyet konusunda genel kabul edilmiş hukuk ilkelerine” uygun bulunması koşulu vardır. “Gerçek tabiiyet” e ulaşmak kaygısı yansıtmayan bir kanun yoluyla verilen bir tabiiyet, bu anlayış çerçevesinde, diğer devletlere karşı, sadece diplomatik himaye vesilesiyle değil, fakat tabiiyetin uluslararası alandaki herhangi bir etkisi bakımından da ileri sürülemeyecektir.
Divan “düşman tebaası” vasfını tayin ederken ise kanun hükümlerinin gösterdiği tabiiyete değil, kişinin fiili davranışına, düşman devletle arasında gerçekten var olan bağa itibar ettiklerini belirtmiştir. Milli mahkemelerce geliştirilen bu içtihadın “tabiiyetin gerçekliği” ilkesinin bir başka alandaki uygulaması olarak görülebilir.
Chateau Nottebohm {1908} in its full glory.
© Nona Limmen Facebook / Instagram
The Nottebohm Library is a "hidden library" in Antwerp, Belgium. It allows visitors to enter only once or twice a year. (photos by Niko Caignie)