hayır andrey, benim hayatım sönmüş başladı.
gonçarov - oblomov

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Morocco

seen from United States
seen from United States
seen from Nicaragua

seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from Morocco

seen from Germany
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Germany
seen from France
seen from United States

seen from United States
seen from Germany
hayır andrey, benim hayatım sönmüş başladı.
gonçarov - oblomov
Doğduğunu herhalde annesinden başka kimse fark etmemiştir; yaşadığını da pek az kimse bilir; fakat ölümünü kimse fark etmeyecek, kimse acımayacaktır. Onun düşmanı, dostu yoktur. Yalnızca birçok tanıdığı vardır.
Bir Yaşam Tarzı Olarak Oblomovluk
Hepimizin içinde biraz olsun ‘’Oblomovluk’’ olduğunu biliyor musunuz? Bazıları bunu direkt olarak belli ederken, bazıları da saklayabildiği yere kadar saklıyor. Nasıl mı?
Özellikle tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsün ortaya çıkmasının ardından kısıtlamalarla birlikte insanlar üretkenliğini yitirdi. Evet birçoğu eskiden -çok yoğun olduğu gerekçesiyle- bir türlü yapamadığı şeyleri yapmaya başladı, yarım bıraktığı işleri devam etmeye koyuldu, kitaplar okumaya başladı, filmler izledi, yemekler yaptı… Ancak çoğu bunu herkesin gözdesi ve bir türlü çıkamadığı o meşhur sosyal mecralarda paylaşmak için yaptı. Kabul edelim şimdi. Hepimiz herhangi birinin profilinden görüp özendik, yeni şeyler yapmaya karar verdik. Peki bunu kaçımız eyleme döktü? Kaçımız devam etti yapmaya? Açık olalım, hiçbirimiz! Bir gün yaptık, iki gün yaptık… Üçüncü gün ‘Ehh yeter’ moduna girdik ve kendimizi tembelliğe ittik. Bir de kış ayı gelince, çektik depresyon hırkalarını üzerimize, aldık telefonları ellere… Evin içinde tıkanıp kaldık! İyicene tembelliğe, hareketsizliğe alıştık.
İşte bu esnada da devreye Ivan Gonçarov’un 1859 yılında yazdığı o meşhur romanı Oblomov giriyor. Rus edebiyatında bir Dostoyevski’nin Suç ve Ceza, Tolstoy’un Savaş ve Barış eserleri kadar ses getirmese de -özelikle kitabı okuyanlar için- ayrı bir yeri vardır Oblomov’un. ‘’Oblomov, adeta içimizden biri, herkes birer Oblomov’dur.’’ desem yanlış söylemiş olmam sanırım. Elbet kabul etmeyen çıkacaktır ve kendisini bu karakterle eşleştirmeyecektir ancak Oblomov’u herkes bilmeli ve tanımalı, Oblomovluk ne demek öğrenmeli!
Bu nadide eserin sahibi Gonçarov, yeni yaşam biçimleri ve insan tipleri ile soylular sınıfının gelenekleri arasındaki çelişkileri yansıtır eserlerinde. Doğu ve batıyı karşılaştırdığı Oblomov eserinde ise, resmen topluma ayna tutmuş diyebilirim. Eski ve yeni Rusya’yı anlattığı bu eserinde, doğu ve batıyı karşı karşıya getirmiş, Rusya’nın geri kalmışlığını vurgulamıştır. Kısaca örnek vermek gerekirse; eserde doğuyu yansıtan kişi Oblomov, batıyı yansıtan kişi ise Oblomov’un memur arkadaşı Ştolts’dur. Kitabı okuyanlar burada ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaktır.
Ştolts ile anlatılmak istenen batı, Alman teknolojisinin ve medeniyetin simgesi olurken, Oblomov ile anlatılmak istenen doğu ise, yukarıda bahsettiğim gibi Rusya’nın geri kalmışlığı, tembelliği ve bir şey üretemediğidir. Daha detaylı bahsedecek olursam; hayata karşı ilgisiz olan Oblomov, hayal kurmayı çok sever ancak hayallerini gerçekleştirmeye çekinir. Yapmak istediği işler hep plan aşamasındadır. Bunu eyleme dökmeli mi yoksa olduğu yerde kalmalı mı, bir türlü karar veremez. Kafası oldukça karışık, bir o kadar da kararsızdır. Nitekim bunu Oblomov’un o meşhur hırkasından da anlayabiliriz. Eserdeki en önemli leitmotiflerdendir Oblomov’un hırkası. Yine doğuyu temsil eden bu hırkada, Avrupa izi yoktur. Üstelik hırkanın ne püskülü, ne de kafidesi vardır. Oldukça geniş bir hırkadır. Bu da yine üretkenliğin sıfır olduğuna dair bir kanıttır. Motifi tembellik olan eserde, bu hırkayla asillerin hiçbir şey üretmediğinin altı çizilirken, sürekli olarak bir toz bulutundan bahsedilmesiyle de vazgeçmişliğe değinilir.
İşte Oblomovluk da budur. Ve söylediğim gibi herkesin içinde birer Oblomovluk vardır. Kaçımız kurduğu hayallerin peşinden gitti, kaçımız düşüncelerini eyleme döktü? Hemen hemen herkes yapmak istediklerinin farkındadır ve kuşkusuz herkesin gelecek için bir planı vardır. Çoğu kişi ise bunun sadece farkındadır. Aslında bir nevi uyuşukluk ve tembellik gibi görünse de, her şeyin farkında olmaktır Oblomovluk. Ancak farkında olmak yetmez, planlarını eyleme dökmekte bir adım atmak ve ilerlemek gerekir. İşte en büyük engel de burada başlar. Günümüzde de olduğu gibi. Hatta çağımızın toplumsal bir hastalığıdır bu maalesef ki!
‘’Yüzyıllar yüzyılları izliyor ve yarım milyon tembel mıymıntı insan büyük bir uyuşukluk içinde pinekleyip duruyor’’ demiş Gogol. Haklı! Her ne kadar Oblomov’da ufaktan da olsa kendimizi görsekte, zaman zaman Oblomovluk bizi tesire altına alsa da, bu kafadan çıkmamız gerektiğinin farkındasınızdır umarım. Ancak sadece farkında olmanın yetmediğini de anlamışsınızdır. Ama şöyle bir şey var ki Gonçarov, Oblomovluk adı altında tüm dünyada bir terminoloji yaratmış. Öyle kolay kolay da bu tembellikten çıkmak zor gibi… Bunu öngörebilmek ise zor değil!
Ivan Gonçarov /OBLOMOV
Nerden başlamalı bilmiyorum. Bundan tam beş sene önce bir sonbahar, kitap fuarında Hakan Günday ile sohbet etmek şansım olmuştu. Son okuduğum kitabı sormuştu, Karamazov Kardeşler demiştim ve o da bana ‘’Gonçarov okudun mu?’’ diye sormuştu. Oblomov’u oku demişti. Tavsiyesi üzerine kitabı almış, ama önyargıyla bir türlü okumamıştım. sanıyordum ki Oblomov sadece tembellik üzerine bir başyapıttır ve her sayfada kasvete boğar. Oysa İlya’yı tanımak, onu anlamak, onu hissetmek, onun ömrünü, tüm insanlık tarihine adayarak okumak, çok ama çok güzeldi. Ştolts ne kadar Alman, ne kadar çalışkan bir avrupalıysa, Oblomov da bir o kadar romantik ve gamsız bir rus beyzadesi. Ruhunun tertemiz ve saf örtüsünde hiçbir keyif düşkünü atalet yok aslında. Onu anlamayanlar ancak böyle söyler. Oysa Oblomov, ‘neden yaşamalı?, yaşamın amacı ne?’’ sorusuna herkesten çok kalbini adamış ve neticede öylece durup talihiyle kavga etmeden kendi içine çekilmekte çare bulduğunu düşünen bir adam. Mecali yok sosyeteye karışmaya, cemiyet hayatına, ayak oyunlarına, siyasete, aşk oyunlarına, güzel hanımlara itaat etmeye, paralı beylerle dünya savaşları hakkında konuşmaya, insanı tanımaya mecali yok. Gölgesiz, lekesiz, türlü hesaplardan geçmiş, bir gün bu gösterişin altında ezilip solmaya mahkum bir aşkla da işi olmaz. Çünkü sevgisinde öyle yüce ki, arzusunda gerçek bir hümanist. Hayatına girdiği kadın mutsuz olmamalı. Bu mutsuzluğu da dürüstçe yanıtlayacağı, rol yapamayacağı için çaresiz. kalbi herkesten yorgun, yüreğinden taşanlar hiçbir evin köhne odalarına sığamayacak kadar berrak.
Yaşamaktan zevk almaya değil, hayata katlanmaya çalışanlara verilmiş çok başka türlü, çok tanıdık bir yanıt. Aldım kalbime koydum.
“O da değişiyor, durmadan değişiyor... Bütün hayat gibi. “
Çok geç elime aldığım bir klasik. Oblomovluk üzerine okuduğum bir post sayesinde romandan haberdar olmuştum. Sonunda okumak da nasip oldu. Lakin çok da güzel oldu çünkü benim için doğru bir zamana denk geldi Oblomov. Sonuç olarak içinde Oblomovluk kırıntısı olan her birey için kendisi ile bağ kuracağı bir roman bu. Okuyun, okutturun dostlar...
Oblomov – İvan Aleksandroviç Gonçarov – İlya İlyiç Oblomov
Edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tembellik ikonu, Oblomovluk denilen yaşam biçiminin simgesi, yılgın ve yorgun ruhların rol modeli İlya İlyiç Oblomov…
İvan Gonçarov, Oblomov romanında 1850’li yıllarda Rusya’da yaşanan değişimi anlatır. Feodal düzenden burjuvaziye geçişte yaşananlar, bu yeni düzene bir türlü ayak uydurmayan Oblomov’un hayatı üzerinden anlatılır. İlya İlyiç Oblomov, 30’lu yaşlarının henüz başlarında, iyi niyetli, dürüst ve zeki biri. Ancak, zekasını sadece düşünmek için kullanan biri. Kendi düşüncelerinde boğulur, hep yol ayrımındadır Oblomov. Bir meslek sahibi olmak, evlenmek, çiftliğine dönmek ya da Avrupa’ya gitmek… Hangi yöne gideceğine karar veremediği için bir türlü harekete geçemez. Oblomov’a ailesinden büyük bir çiftlik kalmıştır. O da ister başarılı olmayı, ama bunun için çalışmak zorunda kalması onun hevesini kırar. Her yapacağı işi erteler bu atalet içerisinde.
“Oblomov bir ah çekip devam etti: Biliyor musun Andrey, benim içimde ne yakıcı, ne de kurtarıcı hiçbir ateş yanmadı. Hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama karışsın. Hayır, benim hayatım, sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim. Sönüşüm dairede, evrak başında oturduğum zaman başladı; sonra kitapları okuyup da onlarda hayatta kullanamayacağım gerçekler buldukça, dostlar arasında dedikodular, alaylar, soğuk, kötü, boş gevezelikler dinledikçe, gayesiz, sevgisiz toplantılara katıldıkça daha da kötü oldum.”
Oblomov Kitap İncelemesi ve Analizi - Oblomovluk Nedir?
Oblomovluk tembellik, miskinlik demektir. Hayata, herkese ve her şeye karşı duyarsız kalmaktır. Ne haber bültenleri, ne aşk, ne de para peşinde koşmadan, artık kimsenin giymediği modası geçmiş bir hırka ve yayları yamulmuş bir kanepede hayatını geçirme...
Acem işi bir hırkası vardır. O kadar geniştir ki kendisini iki defa sarabilir. Bu yumuşak, uysal, efendisinin en küçük hareketine bile boyun eğen hırkanın, Oblomov için paha biçilemez bir değeri vardır.
Uzanmak; başkaları için dinlenmek, belki tembellik iken, Oblomov için yaşamanın en tabi halidir. Evde olduğu zamanlar -ki evde olmadığı zaman yok gibidir- hep aynı odada, aynı yatakta uzanır.…
View On WordPress