Güldürür müyüm seni, bıktırır mıyım bilmem Baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem?

seen from China
seen from China
seen from Spain
seen from Singapore
seen from Germany
seen from Germany
seen from China
seen from Brazil
seen from China
seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from United States

seen from Spain

seen from United States

seen from United States

seen from Italy
seen from Morocco
seen from China

seen from Türkiye
Güldürür müyüm seni, bıktırır mıyım bilmem Baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem?
Sabrın en büyüğüyle sınanıyorum; beklemek. Kimi zaman yolun neresinde olduğumu görmezden gelip yeter artık diyorum. Yeter çünkü beklemek labirent misali, kaybolmak da var. Yoruldum.
Köşeler benim gerisi sizin.
Asıl mevzu olmaktan o kadar uzağım ki.
Kırık vazolar tamirhanesine iki çay, biri soğuk olsun.
İçine düşülen kuyudan çıkmak için ne yapılır? Uzun süre bunu düşündüm, bulamadım. Bir an kuyunun duvarlarına bakmak yosun tutmuş bir kara parçasına basmaktan daha anlamlı göründü gözüme. Gözüme görüneni gönlüm sever mi dersin? Sever, sever. Tuhaf. Gönül diyorum. Ne yapacağı hiç belli olmuyor. Yeşil taşlı bir yüzüğüm var. Takınca mutlu oluyorum. İçinden hücrelerime huzur doluyor sanırım. Gökte aradığını yerde bulmak gibi. Kaybettiğimi sandıklarım odamda bir kutuda gizli oluyor bazen.
Müzik... Tüm duyguları iletebiliyor mu acaba? Sessizliğe katlanamıyorum. Tuhaftır ki yalnızlık kol geziyor damarlarımda. İnsan sesinden yoruluyorum hepsi bu. Kendi sesimi dinliyorum bazen. Katlanılmaz oluyor saniyeler. Durmadan düşünen hücrelerimi susturma şeklimin adı müzik. Seslerin arasında kaybettiğim yolumu bulduğum pusulam gibi.
Yatağa yatınca uyumak gelmiyor içimden. İçim ne istediğini bilmiyor. Bende öyle. Hüzün kötü mü? Mutlu bir fotoğraf karesinde bile gördüğüm şey nasıl kötü olur? Sadece yazdım bir anlamı yok. Sözcükler ekmek kuyruğundaymış gibi kavga ediyor. Ayırmak mı? -Hayır izlemek daha eğlenceli. Kafamı kucağıma koyup düşünmek isterdim. Belki o zaman kendimi anlamam mümkün olurdu.
İki kere düşündüğüm konularda hep aklıma ilk geleni uyguluyorum. İkincisi her zaman gönülden geliyor çünkü. Ne zaman araya girse kendimi yorganla yatak arasında sıkışmış gibi hissediyorum. Bir kitap var, sanırım içine düştüm. Zaten ismi de öyle bir şey. Ne kadar geç bitirirsem o kadar iyi düşüncesine yenildim, iki gündür elimi bile sürmüyorum. Sühan beni korkutacak derecede düşündürüyor. Bir şarkı çalıyor şimdi. Neye aşık olduğunu anlatıyor. Aşk bu bilinci veriyor mu? Neye aşık olduğunun farkında olmak bilinç üstü bir olay değil mi? Yaşamak yatarken üzerine aldığın yorganı sabah yerde bulmak mı?
Gece boyunca üzerimden atıp ürperince eğilip aldığım yorganıma benzetiyorum çoğu şeyi. İhtiyacım var hemde deli gibi ama bunu bilmesen de olur. Belki üşümem. Üşümezsem yorgana ihtiyacım olmaz. Üşürsem bulamama ihtimalim de var. Bulamadığım zaman durum değişir. O zaman aramak kelimesi tüm sözlüklerden kalksa dahi hüznüm kalkmaz üzerimden. Zarifoğlu bu yüzden ilgimi çekiyor. Bazen anlamak için dakikalarca düşünüyorum. Olmuyor. Anlamıyorlar. Anlamayacaklar. Susturmak zorunda olduğun sesleri birileri duymuş da gelmiş gibi olacak ama inanmayacaklar. Mümkün değil.
Uyumalıyım.
Yalnızlık, kişinin gökyüzüne bakma sıklığıdır. Yıldızlara verdiği selamla doğru; insanlarla mümkün mertebe ters orantılıdır.
Yaşasın genellemeler!
Anlat diyen hiç kimse dinlemez. Kendi derdini anlatmak için doğru anı kollar. Önce sana söz verir ki vicdanı durduk yere rahatsızlık vermesin. Sandalyesinde dizlerini titreterek dinlermiş gibi yapar ama dinlemez. Anlat diyen kişi bencildir anlayacağın. Ben gibi, sen gibi, herkes gibi.
Sen Öylesin Bu Öyle
Hiç hayatta geçirdiğiniz tüm vaktin boşa olduğunu hissettiniz mi? Ben hissettim, hissediyorum. İnsanlıktan nasibimizi alamadık. İyi niyetten nasibimizi hiç alamadık. Biri bir cümle kurdu acaba ne demek istedi diye düşündük dakikalarca. Aslında düz bir cümle kurmuştu. Altında illa ki bir şeyler aramaya gerek yoktu ama aradık. Sokaktan geçerken yılmadan gülümsedik ya karşılık alamadık ya da gülümseyen yüzlere yüzümüzü çevirdik. Hangimiz üstünüz şimdi? Hepimizin iki ayağı iki eli bir dudağı, kaşı, gözü var. Üstün olduğumuzu düşündürten şey ne yani?
Yoruldum, aradığım şeyi bir türlü bulamıyorum. Aradığım ne onu da bilmiyorum. Amaçsızım aslında. Bu sene okul bitecek ee sonra? Ailenin atan kızım gayretleri, etraftan ne zaman evleniyorsun soruları… Şimdiden düğünlere gitmekten nefret ettim. Ne olacaksın kızım sorusuna verdiğim cevapla tüm teyzelerin gözlerinin içi parlıyor. Onlar aradığını buluyor belki ya ben? Ben neden bulamıyorum? Belki de aramıyorumdur, yanlış yöne bakıyorumdur. Bilmiyorum. Ne aradığımı bilsem her şey daha kolay olurdu sanırım.
Bugün mutfakta otururken yine gezenlere, bisiklet fotoğrafları paylaşanlara baktım. Ben neredeyim siz nerelerdesiniz diye düşünmeden edemedim. Sonra kendime bir söz verdim. Bir gün o fotoğraf karesinin içinde bende yer alacağım aha buraya da yazıyorum diye ekledim. İnandığım tek şey bu. Aslında yapmak istediğim tek şey bu. Eat, pray, love diye bir film vardı. Biraz sıkılmıştım izlerken ama konusu, verdiği duygu, o arayış… Tanıdık geliyor ister istemez.
En iyisi biraz daha şiir.
Kabul edelim kimse birinin yüreğine dokunmadı, dokunamadı. Çünkü kimse karşısındaki insana kendini gerçekten açmadı. Açsaydı ben bu satırları yazmıyor olurdum. Sizde acizlik olarak adlandırdığınız bu duygu yığınını okumuyor olurdunuz. Lakin durum bu. Yaşamıyoruz, nefes bile alamıyoruz, izin vermiyorlar.