Lillium.
-
Ne hoş bir çocuktu. Bembeyaz bir surata, altın gibi sarı gözlere sahipti. Lillium, ne kadar hoş bir çocuktu öyle.
-
Ormanlarda dolandırdı hep. Her perinin yaptığı gibi yaramazlık peşinde koşar, insanları şaşırtır ve eğlenirdi. Ne kadar hayat doluydu. Öyle ki ölüm nehrini bile kuruturdu onun bu hayat dolu gözleri.
-
Fakat Lillium'u seven çok olduğu gibi ondan nefret eden de çoktu. Kıskanç bir peri gerçekten tehlikeli olabilirdi. Venus'ün dillere destan bir güzelliği vardı ama bu güzellik sadece Lillium gelene kadar devam ediyordu. Tüm gözler o hoş çocuğa dönüyordu. Ne vardı ki Lillium olmasaydı?! O doğmasaydı ne hoş olurdu! Ne kadar sinir bozucu bir kardeşti şu Lillium.
-
Venus kibirliydi. Güzelliği altını eritirdi, elması çatlatırdı fakat Lillium'u geçemezdi. Onu yok etmeyi düşündü. Nasıl olsa ondan kim şüphelenirdi ki? Sadece bir peri işte. Birçok periden sadece biri.
-
Yetişkinler perileri göremezdi. Çocuklar hâlâ saf oldukları için perileri görebilir hatta onlara dokunabilirlerdi. Venus bir plan yaptı. Minik bir plan. Lillium en çok çocuklarla oynamayı severdi.
-
Her zamankinden pek farklı olmayan bir gündü. Hoş bir hava, ısıtan bir güneş ve ormandan gelen tek tük insan sesleri vardı. Lillium koşuşturmadan dolayı yorulmuştu. Venus yanı başında, birlikte bir yaprağın üzerinde dinleniyorlardı. Venus kanatlarını Güneş'e tutup parlatıyordu.
-
Az sonra görünüşünden bile çok yaramaz olduğu belli olan bir çocuk parlaklığın neyden geldiğini anlamak için ağacın yanına geldi. Lillium uyuyordu. Venus ise anı bekliyordu.
-
Çocuk gözlerini kısıp ışığın kaynağını aradı bir süre. Tam vazgeçecekken Venus kanatlarını tekrar parlattı. Çocuk heyacanla yaprağın üstüne baktı. Bembeyaz bir kelebek. Ah hayır...
-
Bu bir peri.
-
Sadece masallarda duyduğu şu yaratık.
-
Ne kadar güzel diye düşündü çocuk. Ne kadar güzel bir oyuncak olur bundan. Belki büyükannem içini pamukla doldurur, huh? Diye mırıldanıp hızlı bir hareketle Lillium'u uyuduğu yerden kaptı. Lillium ne olduğunu bir an anlayamadı. Çocuğun iri ve korkunç gözlerini görünce nutku tutuldu. Diyebildiği tek şey "Venus, kaç!" oldu.
-
Pekâlâ, Venus bunu beklemiyordu. Av Lillium iken hâlâ kardeşini düşünmesini beklemiyordu. Çocuk kaçamasın diye Lillium'un kanatlarını koparttı. Lillium acıyla feryat etti. Altın sıvı sırtından aşağıya süzülüyordu. Venus, sanki biraz pişmanlık duyuyordu.
-
Lillium, o hoş çocuk deliler gibi feryat etmeye ve ağlamaya başladı. Bir şekilde çocuğun elinden kurtulup yere düştü. Beyaz teni, altın kanı ile ıslanmıştı. Venus çoktan gitmişti.
-
Toprak anaya yalvardı. Acıdan kurtulmak için yalvardı. Kan artık bir gölcük haline gelmişti. Yere çöktü ve son nefesini verdi. Toprak ana ise onu kollarına aldı ve bir çiçek olarak yeryüzüne geri gönderdi.
-
Lillium, ne hoş bir çocuktu öyle. Ne hoş bir çiçek oldu. Bembeyaz, saf, süt gibi bir çiçek. Kimse ziyaret etmedi onu. Periler hızlı yaşar, hızlı ölür ve hızlı unuturlardı. Lillium sadece bir çok periden birisiydi. Altından gözleri olan bir periydi.
-🌻
Lillium hakkında pek hikaye yok o yüzden ben uydurdum domdşsşs umarım beğenirsin :33
oha saka mi yapiyorsun cokcokcokkk tatliydi bu coookkk tesekkur ederimmmm 🫶🫶🫶🫶













