N.1. Rise of Empires: Ottoman Incelemesi
Bu haftanın yazısı normalde bir Youtube kanalı incelemesi olacaktı ama bir süredir heyecanla beklediğim Rise of Empires: Ottoman 24 Ocak 2020 cuma günü Netflix’e yüklenince planlar değişti ve yazıyı bu oldukça taze olan dizi üzerine hazırlamaya karar verdim. Yazıda spoiler olmayacak ama hikayenin sonu zaten hepinizin malumu. Öncelikle hemen kendi fikrimi söyliyeyim, ben yapılan işi beğendim. Netflix’in birkaç sene evvel ‘‘Roman Empire’ serisinde de yaptığı gibi mini belgesel-dizi olarak adlandırılabilecek olan dizinin içerisinde hikaye akışı devam ederken sahne geçişlerinde araya bu konuda uzman akademisyen veya yazarların devreye girip söz konusu sahne ile ilgili daha detaylı bilgi vermeleri ve sonraki sahnede hikayenin devam etmesi şeklinde ilerleyen bir format bu.
Öncelikle yapısal bilgileri vermemiz gerekirse dizi 40-45 dakikalık 6 bölümden oluşuyor. II. Murad’ın ölümü üzerine II. Mehmed’in tahta geçmesi süreciyle başlayan dizi Akdeniz dünyasının merkezi olan Konstantinopolis’in fethi ile son buluyor. Bu 6 bölümlük süre içerisinde hikayeyi anlatanların bir kahraman çıkartma amacı gütmediklerini (ve gerçek anlamıyla)ö Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiklerini söyleyebilirim. Ne Fatih Sultan Mehmet’i tabu düzeyinde kahramanlaştırıp soyutlaştırma var, ne de XI. Constantine’i şeytanileştirme var. İyi taraflarıyla kötü taraflarıyla (ve tutarlı bir sekilde) ele alınmış bütün karakterler. Benim tarihi kaynaklardan okuduğum kadarıyla da gerçek fetih sürecine oldukça sadık bir iş çıkarılmış. İnsan faktörü sebepli moral yükseliş ve düşüşleri olsun, 15.yy insanının yaşam tarzı, sosyal ilişkileri ve hatta batıl inanışları olsun hepsini ilmek ilmek işlemişler.
Dizideki oyuncuların tamamına yakınının Türk oyuncular olmasına karşı, senaryo İngilizce olarak yazılmış ve oyuncularda (haliyle) İngilizce oynamışlar. Kendilerinin dediği, Türkçe oynamaya göre farklı olduğu, gerek duygunun verilmesi gereken yerlerin değişmesi gerekse dil yapısının farklı olması. Oyuncuların anadilleri dışında bir dilde performans göstermelerinin yanında II. Mehmed (Cem Yiğit Üzümoğlu) ve Giovanni Giustiniani Longo (Birkan Sokullu) rollerinin gerekliliği olarak Cem ve Birkan’ın kılıç ve at binme dersleri alıp role hazırlık yapmış olmaları işin yapımcılar, yönetmen ve oyuncular tarafından ne kadar ciddiye alındığını gözler önüne seriyor. Hatta dizide Çandarlı Halil Paşayı canlandıran Selin Bayraktar, kapalı mekan çekimlerinde devamlılık için her sahne sonunda yanmakta olan mumların boylarının ölçüldüğü ve devam çekimlerinde kullanılan mumlarında boylarının ayarlanmasına varana kadar her türlü detayın hesaba katıldığından bahsediyordu verdikleri söyleşide.
Daha evvel dediğim gibi tarihi gerçeklere gerek hikaye akışı, gerek kostüm, gerek savaş araçları ve tekniklerine (tekne dizaynlarına varana kadar.) varana kadar hassasiyet gösterilmiş ve bağlı kalınmış olması mutluluk vericiydi. Hikayenin daha dinamik olması ve duygusal derinliği artırmak için eklenmiş birkaç karakter olması da daha lezzetli bir akışa maruz kalmamızı sağladı.
Dizi her ne kadar II. Mehmed’in 19 yaşında tahta (2. kez) çıkışından İstanbul’u fethetmesine kadar olan süreci ele alsa da aralarda gerçekleşen flashbacklerle bize II.Mehmed’in çocukluğu hakkında da fikirler verip 19-21 yaş arasındaki halini gördüğümüz II. Mehmed’in bazı hal, hareket ve davranışlarını daha iyi analiz etmemizi sağlıyor. II. Mehmed’in Çandarlı Halil Paşa ile yaşadığı çatışmalar, vezirleriyle, askerleriyle, komutanlarıyla ve düşmanlarıyla olan ilişkileri, oturması, kalkması ve hatta yemesi içmesi gibi detaylara varana kadar oldukça detaylı bir tablo çıkarılmış.
Henüz denk gelmedim ama kesinlikle yapılacak olan (ve benim desteklemediğim) bir eleştiri ‘‘neden senaryo dili İngilizce?’’ olabilir. İstanbul’un Fethi, tarih müfredatında önemli bir yer tutması, son dönemde sinema ve TV yapımlarıyla gündeme gelmesi gibi vesilelerle ortalama bir TC vatandaşının fikir sahibi olduğu bir konu. Lakin özellikle oryantalizm penceresinden doğuya bakan batı tarihinin kendi tarihi yanında çok da önemsemeye gerek görmediği bir tarihi olay. Ve dizide de üzerinde durulduğu gibi toplar kullanılarak Theodosius duvarları yüzünden fethedilemez denen Konstantinopolis’in fethedilmesiyle Avrupa’da savaş taktiklerinin değiştiği, bunun sonucu olarak merkezi devletlerin güçlenmeye başladığı... Buna ek olarak fetih öncesinde ve sırasında Konstantiniye’den İtalya’ya kaçanlarla Rönesans hareketlerinin hızlanması... Fatih’in Osmanlı’yı bir İmparatorluğa çevirmesi... II. Mehmed’i döneminde çizilen şeytani portreden çıkarıp, gerçek portreyle daha uyumlu birkaç dil bilen, askeri dehasıyla ön plana çıkan, bilge bir yönetici ve entelektüel olarak önümüze koyması... Ve 2000 yıllık Roma İmparatorluğunun başkentini ele geçirip kendini de Kayzer-i Rûm (Sezar) ilan etmesi gibi önemli noktalara vurgu yapması açısından İngilizce yapılarak bütün dünyada Netflix gibi bir platform üzerinden çok daha geniş bir kitleye bu olayı aktarması açısından doğru bir hareket olarak buluyorum. Kimileri oyuncuların aksanlarını eleştirebilir ama mükemmel İngilizce konuşulsa çok daha eğreti dururdu, bu haliyle bence hafif kırık aksan en ufak bir problem teşkil etmiyor.
Kısacası başarılı ve özenli bir iş olmuş. Tarihi gerçeklere sadık kalıp, gerekli yerlerde hikayenin anlaşılırlığını veya duygusal derinliğini artırmak için küçük olay veya karakter eklemeleri yapılması da hikayenin akışı açısından müspet bir tercih olmuş. Benim için keyifli geçen bir 4 küsür saat oldu, umarım sizler de beğenirsiniz.
Bu hafta da bir yazının sonuna geldik, haftaya bir Youtube kanalı incelemesinde görüşmek üzere esenlik ve keyif sizinle olsun.
tmg















