O Meliboe, Deus nobis hoec otia fecit.*
Küçümsenen aylaklığın aslında övülmesi gerektiğini bilmiyordunuz. Her şey bir yana, büyük bir direniştir aylaklık. Köleliğe, dayatmacı ‘’sarmala’’ karşı direniş. Arbeit macht frei* diyenlere bir bakınız. Söylemek istediğimi en iyi açıklayan bu iki karşıt söz ve onları kullananların toplumsal hayatı değerlendirme biçimleri olacaktır. Bir tarafta stoalarda ferah feza felsefenin temel taşlarını cilalayanlar, diğer tarafta Naziler.
Uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum. Bir şeyi yapabileceğimi bilmek, beni onu yapmaktan alıkoyar. Bu denklem, dışarıdan başarısız olarak etiketlenmeme neden olsa da aslında bir çok şeye yeteneği olan, sınırsız bir hayal dünyasına sahip Gustav’ı yaratır.
Hayaller, rüyalar, uyanıkken başıma gelenler, baygınken, yarıkendimdeyken olanlar, hepsi ben’im. Ondan değil midir, o güzel, o büyük yazarlar, külliyatlarına rüyalarını da eklemişlerdir (Georges Perec’ten Adalet Ağaoğlu’na). Bir bütünü tamamlayan ya da aslında bütünün büyük bir parçası olduğu halde ertelenen, görmezden gelinen o devasa cümbüş kitaplıklarda tozlanır durur. Boşuna mı?
Bana rüyalarını da anlat yaşadıklarının yanında, hayallerini de, Zihninde ne varsa anlat. Dökülenleri ben toplarım.
yasu’nun mama tabağından dökülenlere notlar, 11 eylül.
*Ey Melibe, bir Tanrı bağışladı bize bu aylaklığı.