
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Ukraine

seen from Yemen

seen from United States
seen from China

seen from Argentina
seen from China
seen from Hong Kong SAR China

seen from Australia
seen from United States
seen from China

seen from Yemen
seen from China
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
Ellerime aldım kitabını…Satır satır, kelime kelime okudum seni. Sen arkamda dururken, ara sıra gözlerime bakarken; ben aslında o kitabın sayfalarında kendimi değil, seni arıyormuşum. Bugün seni gözlerimle yıkadım sevgilim. İçimde biriken ne varsa, gözyaşlarımla akıtıp sana ulaşmak istedim.Meğer içinde, benim göremediğim, duyamadığım, varlığını bile fark edemediğim büyük bir iç savaş varmış. Sen kendi içinde sessizce savaşırken ben nasıl oldu da yanında ruh gibi dolaştım? Nasıl oldu da gözlerindeki o kırgınlığı, sesinin ardına sakladığın o yorgunluğu, kalbinin en derin yerindeki o sessiz çığlığı duyamadım?Sana ilk sarıldığımda anlamalıydım belki…Kollarımın arasına aldığım yalnızca bedenin değildi. İçinde yıllardır taşıdığın bütün acılara, susturduğun bütün yaralara, kimseye anlatamadığın bütün savaşlara sarılıyordum. Ama bunu sana o an söyleyemedim sevgilim.Mavi gözlerinden yüreğine akan o buzu, her sana baktığımda eritmeye çalıştım. Oysa şimdi anlıyorum; belki de seni iyileştirmek için önce seni gerçekten görmem gerekiyordu. Seni yalnızca sevdiğim adam olarak değil, içinde binlerce savaş taşıyan o kırgın ruhunla da görmeliydim.İlişkimize yaptığım son hataydı bu…Seni sevdiğimi söylerken, acını yeterince görememekti. Yanında dururken, sana gerçekten dokunamamaktı. Bunun için senden özür dilesem, biliyorum, kelimeler yetmeyecek. Bazı özürler vardır; ağızdan çıkınca değil, insanın bütün ömrüne yayıldığında anlam kazanır.Ben de artık sana yalnızca “özür dilerim” demeyeceğim sevgilim.Her gün seni yaşayarak, seni anlayarak, seni incitmeden sevmeyi öğrenerek göstereceğim özrümü.Artık ne acı çekeceksin…Ne de içinde susturduğun o sancılarla tek başına savaşacaksın.Çünkü ben buradayım.Senin en sessiz gecelerinde yanında, en ağır yaralarında başucunda, gözlerinden düşen her damlanın ardında olacağım. İçindeki bütün savaşlar susana, kalbindeki bütün yaralar iyileşene kadar değil; iyileştikten sonra da…Ben sana teslimim sevgilim.Kalbine, yaralarına, suskunluğuna, geçmişine ve bütün geleceğine…Bu kez seni yalnızca sevmeye değil, seni gerçekten görmeye geldim..
@hepeksikk
''Kaç milyonduk bu şehirde, içlerinden sadece biri sırtını döndü diye neden hepsi gitmiş gibi hissediyordum?''
Kitap: Okyanusun Alevi / Neslihan Kalaycı
william b. irvine’in “güzel yaşam kılavuzu” adlı kitabı, stoacı felsefenin temellerini, tarihi kökenlerini ve nasıl uygulanabileceğini anlatıyor. kitapta epiktetos, seneca ve marcus aurelius gibi stoacıların düşünceleriyle birlikte, 21. yüzyılda stoacı bir yaşamın nasıl sürdürülebileceği tartışılıyor. ben bu kitabı stoacılığı anlamak için okudum. bazı noktalarının islam tasavvufuna benzediğini fark ettim. örneğin kanaat, tevekkül ve nefs terbiyesi gibi kavramlar her iki gelenekte de önemli yer tutuyor. ama stoacılığın insanı acıya hazırlama fikri, bence sınırlı bir çerçevede geçerli. kitaba göre, başımıza kötü bir şey gelmeden önce onu zihnimizde canlandırmalı, böylece olduğunda daha az sarsılmalıyız. ama bu düşünce, her acıya karşı işlemiyor. bugün dünyanın birçok yerinde masum insanlar katlediliyor. bir annenin çocuğu öldürüldüğünde, daha önce “nasıl olsa ölebilirdi” diye düşünmüş olması o acıyı hafifletir mi? stoacılık, ölüm acısı gibi derin yıkımlarda yetersiz kalıyor. mal kaybı, başarısızlık gibi durumlar için işe yarayabilir, ama adaletsiz ve ani ölümlerde insanın ruhu buna dayanamaz. stoacılık duyguları bastırmak değil yönetmek istese de bazı acılar yönetilemez, sadece yaşanır. bu yüzden stoacılığı mutlak bir çözüm olarak ele almak yerine belli sınırlar içinde faydalı bir yöntem olarak görüyorum. gerçek hayatta bazı acılar vardır ki felsefi hazırlık değil ilahi sabır gerektirir.
Gerçek sevgi beraberinde itaati getirir.
"Sadece ağızla söylenip hiçbir ameli tecellisi bulunmayan sevgi gerçek bir sevgi olamaz. Dolayısıyla beraberinde itaati getirmeyen bir sevgi yalandan ibarettir."
Siz şeytansınız. İnsanların sadece etini yemekle yetinmeyen, ruhlarını da cehenneme düşürene dek durmayan korkunç bir şeytansınız.
Şeytan Çırağı // Şiro Hamao
Daha da zorlayayım akıllarınızı. Aslında zorlayan ben değilim, zorlayan sahâbedir, zorlayan Ebû Talha'dır. Ben onların hayatlarını okurken araştırırken çok kez şunu demişimdir:
"Bu nasıl bir iş, bu nasıl bir iman? Siz hiç mi bizi düşünmediniz bunları yaparken? Öyle hayatlar yaşadınız ki ortaya yaşanmaz örnekler koydunuz...
Muhammed Emin Yıldırım, Sahabe İklimi, s.443
✍🏻YARALI ŞÖVALYE ~ L. J. SHEN
🌙🏈Farklı şekillerde de olsa dünyadan nefret eden iki kişi Luna ve Knight. Knight, Luna denizatlarını çok seviyor diye annesine imzalattığı izin kağıdı ile bir denizatı dövmesi bile yaptırıyor Luna için. Luna kendini ona layık bulmuyor. 😶🌫️ Düşünsenize okulun en popüler çocuğu ile okulda hiç arkadaşı olmayan insanlarla konuşmayan bir kız nasıl kendini ona layık görebilir? Oysa bence biri illa birine layık olmayacaksa Knight, Luna’ya layık olamaz. 😈 🌻Yorumun devamı başlığa tıklayın!