Muhammed Ali Kutup - İman ve İnkar Aynasında İki Kadın Portresi
Bu kitabı yorumlayacak gücü kendimde bulamıyorum öncelikle bunu belirtmek isterim. Kitapta Hz.Asiye ve Hz.Meryem’in örnek şahsiyetleri, daha sonra da Hz.Nuh’un ve Hz.Lut’un inkar çukurundaki eşleri anlatılıyor.
İlk bölümde iman timsali iki örneği okurken onların teslimiyeti karşısında ferahladım, ümidim arttı. Hz.Asiye’nin onca dünya şatafatı ve firavunun zalim halkı arasından sıyrılıp Allah’ı bulması, Hz.Meryem’in isyan etmeyişi, teslimiyeti.
İbret almamız gerekenleri okurken ise feci şekilde korktum. Hz.Nuh’un karısının, peygamber eşi olmasına rağmen inkara şartlanmış oluşu. Aynı şekilde Hz.Lut’un karısının da peygamber eşi olmasına rağmen, Allah’a ve peygamberine olan ihanetleri. Kitapta ara ara devamlı “Bakın, bunda görecek gözleri olan herkes için muhakkak ders vardır” ayeti vurgulanıyor. İnşallah görecek gözümüz, idrak edecek kalplerimiz vardır.
Ve elbette ki ister istemez günümüze takıldı aklım. Şimdi de Lut kavminin örnekleri var sokaklarda, zerre utanmazlıkla yürüyüşler yapıyorlar, sapkınlıklarını farklılıkmış gibi yansıtıyorlar. Helak olmayı beklercesine. Yani, normalleşiyor. Küçücük çocuklar bile biliyor artık, gökkuşağı simgesi altında rezilliklerini meşrulaştırdılar. Allah’ın lanetlediği bu şeyi destekleyen muhafazakarlar bile var. Allah’ım. Nasıl da mühlet veriyorsun.
Kitabın Hz.Nuh’un eşini ve Nuh Tufanını anlattığı kısımdan bir alıntı yapmak istiyorum, kitap yorumlarında “alıntı” kısmını geçerim bazen okumam, ama lütfen okuyun,
“Bugün, Müslüman kadın neredeyse her yanı kaplamış olan tufanı nasıl olur da duymaz, görmez ve hissetmez? Doğrusu bu, başka cinsten bir tufandır. Art arda gelen, günden güne artan ahlâki çözülmüşlük, bozulmayla ortalığı kasıp kavuran fitne ve ahlaki yozlaşma cinsinden bir tufan!
Mü’mine kadın, bütün bu olup bitenlerden bir ibret ve ders almayacak, taşıdığı sorumluluğun sınırlarını ve büyüklüğünü hâlâ anlamayacak mı? Eğer bunları başaramıyorsa, hakikate karşı gözlerini kör, kulaklarını sağır eden, akıl ve vicdanlarını bozan nefsî zevk ve düşkünlüklerinin tutkusu içlerine işlemiş, bunların aldatıcı güzelliğine aldanmış demektir.
Müslüman kadın, yaşadığı bütün bu tufanın ne zaman farkına varıp, gafletten uyanacak? Kendisini, ailesini ve toplumu yutmak üzere olan bu tufanın ne zaman bilincine varacak? Ne zaman?”
Kitap iyi bir hatırlatıcı.
Sonuç olarak, bize büyük görev düşüyor kızlar. Maalesef köşemize çekilemeyiz. Kahvemizi alıp pencere kenarında düşler kurmaktan vazgeçmeliyiz acilen. Acilen bir şeyler yapmamız lazım. Önce kendimize gelmemiz sonra etrafımızdakileri kendilerine getirmemiz lazım. Fıtratımıza dönüş yapmalıyız. Nasıl güzel örnekler görünce, okuyunca feraha eriyorsak, çevremizdekiler de o “güzel örnek” kavramını bizde görmeliler. Çünkü biz Müslüman hanımlarız. Layık olmalıyız. İnşallah layık oluruz.
Allah imanlarımızı muhafaza etsin.