Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini gördüklerinde hepsini 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.Artık hepsinin 30 cm’e kadar zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı “hayat dersi ”ne sadık halde yaşarlar.
Konumuzun aslına bahis olan bu cam fanus deneyi bize psikolojide öğrenilmiş çaresizliği anlatıyor. Coğrafya dersinde madenlerimizin zenginliğine duyarsızlığımızın, gün gelip psikoloji derslerinde çok da aklımıza yer etmeyen bu kavramlarla birleşeceğini elbette tahmin edemezdik.
Taşı toprağı altın memleketimizin nice madenleri var ve günümüz çocuklarına ne denli bir bilinçaltı yaratacak bilemiyorum. Ama gözü gören kulağı duyan her Türk vatandaşı gibi bu maden ölümlerine tek başına üzülmek, kızmak bu tür kayıplara acılara çare olmuyor.
_Madende kalan işçilerden birinin eşine mikrofon uzatıldığında kadın madenden çıksa ne olacak ki demişti. Kredi borcunu ödeyemiyoruz, yiyecek ekmeğimiz yok diyordu..
_Daha önce göçükten canlı çıkarılan bir maden işçisi ambulanstan çıkarılırken sedye kirlenmesin diye çamurlu çizmelerini çıkarmak istemişti.
_ Oğlunun cenazesine yırtık lastik ayakkabılarıyla giden maden işçisinin babasına valilik 11 Tl'lik yeni lastik ayakkabı göndermiş o da ‘’almasak olmaz şimdi’’ deyip devlete saygısızlık etmek istememişti
**
Bu resimlere iyi bakmak gerekiyor.
Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız o ülkenin yoksullarına bakın diyen Albert Camus’un sözüne bir ilavem daha olacak. O ülkeyi tanımak istiyorsanız o ülkedeki ölümlere bakmak gerekiyor. Tanımak için daha iyi kriter sanırım.
Gelir adaletsizliğinde dünya 5.si olduğumuz şu zamanlarda yoksulluğun yanında
kadın cinayetlerinin artması,
şiddetin sürekli tırmanıyor olması,
yeni çıkan şu uyuşturucu türünün önüne geçilememesi, bizi tanıtmak şöyle dursun, röntgenimizi çekip önümüze koyuyor. Bu konularda eminim ki devlet elinden geleni yapıyordur. Fakat üzerimize düşen görev haksızlıklar ve yanlışlar karşısında susup dilsiz şeytan olmamak.
Kendimizi bildik bileli zaten bu ülkenin sıkıntıları vardı. Ecevit’e yazar kasa fırlatılan zamanlardan tutun da ekonominin durmasını mı istersin, terör sorunu mu istersin ,insanlarının fikirlerine ,dinlerini yaşamasına bakıp aşağılanması mı istersin ,darbeler mi istersin? Ne isterseniz zaten vardı. Ama bu konular hiç olmamış, sanki düzeltilecek- konuşulacak hiç birşey yokmuş gibi sadece Volkan'ın milli takım maçından önce takımı bırakmasını daha çok dert ediyoruz ve vatan millet mevzularını bunun üzerinden değerlendiriyoruz. Ya da televizyonda kimin dudağını daha iyi pırtlattığını seçerek yetenek avcılığına soyunuyoruz.(Adına beatbox deniyormuş)
Halbuki yetenekleri çok uzakta aramaya gerek yok. Asgari ücretle aile geçindiren bir baba, bunca saçmalık karşısında ruh sağlığını koruyabilen bir birey, bunca adaletsizlik karşısında sanki anlaşmalı bir uysallığı kabul etmiş insanlarımız asıl yetenek.
Böyle gittikçe maalesef daha çok yırtık ayakkabılara üzüleceğiz, beton aşkına kurban verilen inşaat işçilerin arkasından dualar okuyacağız. Facebooktan, twitterdan yazıp gündeme taşıyacağız. Devlet şefkatli elini anında hissettirecek sonra tekrar bizi gerçeklerimizle başbaşa bırakacak.
Oysa madenlerimizin zenginliğini kendine yakın olana heba etmektense emeğin yanında olan insanlarla paylaşmak daha onurlu değil mi.
Ama korkmaya gerek olmadığının farkındayız.
Altımız ne kadar sıcak olsa da sadece yeteri kadar sıçramayı iyi öğrendik biz.
polat_uzcan/twitter








