Öfke Meselesi 1
Yoğun bir gün, koşturuyorsun. Üzerinde aylarca kenara para ayırıp, düşünüp taşınarak aldığın montun. Geç kalmak üzeresin. Yol kenarındaki dikenli tellere takılıyorsun. Caaaaart. İlk tepkin ne olur? “Ya sağlık olsun” der geçer misin yoksa “Oradan gitmeseydim, acele etmeseydim, bu iş bugüne kalmasaydı, bu kadar acil olmasaydı, bugün bunu giymeseydim, patron öyle demeseydi…” Bela okumalar? Belki de kendini kontrol edemeyip yolun ortasında aşırı reaksiyonlar!?
Bugünkü meselem öfke. Stoacı filozof Seneca, “Öfke üzerine” isimli eserinde “Öfke geçici delilik halidir” der. O yüzden şuradan başlayalım. Öfke bir duygu mu? Yoksa bir tepki mi?
The Dying Seneca, Peter Paul Rubens, 1612
Doğal ve evrensel
“Öfkeli hissediyorum” doğru bir cümle mi? Yoksa aslında öfke, sıcak tencereye değen elini aniden çekmek gibi bir refleks mi? En çok ne zaman öfkeleniriz? “Doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara, karşılanmayan beklentilere verilen doğal ve evrensel tepkidir” diyor tanım. Yani haksızlığa uğradığımızda, işler istediğimiz gibi gitmediğinde, sözler tutulmadığında öfkeleniyoruz.
Genellikle kendimizden ya da karşı taraftan beklediğimiz, bunu hak olarak gördüğümüz herhangi bir şey var. O bize verilmiyor. Çocuğunuzun ödevini yapmaması, hindiyi tarifte yazdığı gibi pişirememek, trafikte bir aracın yol vermemesi ya da terzinin tadilata bıraktığınız ve akşam giymeyi planladığınız elbiseyi kaybetmesi olabilir. Sonrası malum.
Judith Slaying Holofernes, Artemisia Gentileschi, 1611
Mide, yürek ve akıl
Platon, The Republic’te insan ruhunu üç parçaya ayırır.
İtkisel parça (to epitumetikon) Yürekli parça (to tumoeides) Ussal parça (to logistikon)
İtkisel parça iştah duyan, arzulayan, her türlü haz ve acıyı taşıdığımız yerdir. Platon bu fazı mide ve diyafram ile ilişkilendirir. Yürekli parça, öfke ve coşku ile dışa vurduğumuz, kalbe karşılık gelen fazdır. Doğası gereği aklın buyruklarına uygun davranma eğilimindedir. Ussal parça ise diğer fazlara hükmetmesi gereken akıldır. Ruhun geri kalanı ona boyun eğmelidir, yoksa işler yolunda gitmeyecektir.
Tahminimce öfkenin ilk adımı, yani bir şeyleri hakettiğimiz ve onların bize sunulması gerektiği düşüncesi itkisel kısımda başlıyor. Tepki ise yürekli parçada dışa vuruluyor. Us onları dizginleyemez ise bize terapi koltuğu gösteriliyor.
Yanılgılar
“Herkes öfkelenebilir. Bu kolaydır. Ancak doğru kişiye, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru amaç için öfkelenmek. İşte bu zordur.” Aristotales
Bad Rich Man, Autogiro Illustration, 2012
Öfke korkaktır. Kendinden zayıf olana kükrer, güçlü olana pusar. Çıktığı yeri de vardığı yeri de yakar. Bir olay karşısında savurduğumuz öfkenin tesiri çoğunlukla uğradığımız zarardan daha uzun sürer. Genelde üç yanılgıyı da içinde taşır.
1) İnsanları yönetmek konusunda işlevsel olduğunu düşünürüz. Eğer öfkeli biriyseniz, insanlar bu öfkeden çekindiği için taleplerinize daha çabuk yanıt verebilir. Ama sizden korktuğu için size boyun eğenlerin üzerindeki kontrolünüz, onlar ilk fırsatını bulduklarında kaybolacaktır.
Charles Le Brun tarafından ne zaman çizildiği bilinmeyen "Ruhun Çeşitli Tutkularını Temsil Eden Başlar" serisinden "Öfke" ve "Çaresizlik"
2) Her sorunun bir çözümü olduğuna dair yanılgılarımız vardır. Ama bazı şeylerin çözümü yoktur, bazı şeyler değişmez. Bunu görmek hayal kırıklığı yaratabilir. Bu durumda hüzünlü olmak doğaldır ama öfkeli olmak değildir. Bazı öfkeli insanlar, bu öfkeyi incinmekten, üzülmekten kaçmak için kullanır. Sırf üzülmemek için öfkeli olmak, “sen beni uçurumdan iteceğine, ben kendim atlarım” demek gibidir. Ne yazık ki öfke, hüznü ortadan kaldırmaz.
3) Mutlu olmamız ve rahat etmemiz gerektiği, hayatın bize bunu borçlu olduğu yanılgısını taşırız. Belki çoğu zaman beklentileri yüksek tutarız. Hayatta ve ilişkilerde, kendimize hak gördüğümüz şeyler vardır. Aslında karşı tarafın böyle bir iddiası yoktur. Sınırlarımız nerede başlar, nerede biter, bunu anlamak yerine, bazen öfkeyle ortaya bir bomba atar ve anlaşılacak bir şey bırakmayız. Ancak hakkını arama yolculuğunda haklı çıkma ihtimali öfke ile kaybedilebilir.
Dante and Virgil, William-Adolphe Bouguereau, 1850
Öfke bir mizaç meselesi mi?
Bazı insanların diğerlerinden daha kolay ve daha çok öfkelendiği bir gerçek. Üstelik öfkesini gösterişli bir şekilde dışa vurmayan ama kronik olarak huysuz insanlar da var. Peki bunun nedeni ne?
Genetik olabilir. Bazı çocukların diğerlerine göre daha çabuk öfkelendiği, daha alıngan olduğu ve bu belirtilerin doğumlarından itibaren görüldüğüne dair kanıtlar var. Ancak sosyokültürel de olabilir. Öfke de diğer acı veren duygular gibi, toplumda bir olumsuzluk olarak görülür. Dolayısıyla onu nasıl hissedeceğimizi, nasıl ifade edeceğimizi öğrenemeyiz. Kolayca öfkelenen insanlar genellikle, kolayca öfkelenen ailelerden gelir.
Saturn Devouring His Son, Francisco Goya, 1819
Kültürümüzün kökeninde güç yarışı vardır. Nikahta diğerinin ayağına basanın sözü geçer. Evlatlar baba korkusuyla yönetilir. İstediklerimizi yaptırmak için birbirimiz üzerinde manipülasyon teknikleri geliştiririz. Çocuklar büyürken bunları izler. Doyduğunu söylediği halde tabağını bitirmeye zorlanan, okula giderken seçtiği kıyafeti giyemeyen, markette istediklerini alamayan çocuk, ancak deli danalar gibi tepinirse arzularına ulaşabileceğini keşfeder. Öfke patlamaları küçük yaşta yüklenir.
Öfkenin fizyolojisi
Öfke aslında hayatta kalmak için geliştirilmiş sağlıklı bir mekanizma. Önce ilkel beynimizde başlıyor. Amigdala bir tehdit sezdiğinde bizi uyarmak konusunda o kadar etkili ki, rasyonel davranmak için düşünme ve yargıya varmada daha gelişmiş olan prefrontal korteks henüz devreye giremeden tepki göstermemize neden olabiliyor.
İnfografiğin tamamı için tıklayın
Öfke anında kan, ana kas gruplarına yöneliyor. Vücut sıcaklığı artıyor, kalp atışları hızlanıyor, zihin keskinleşip hedefe kilitleniyor. Gerilen kaslar ve salınan adrenalin birkaç dakikalık bir enerji patlamasına yetecek kadar yakıt sağlıyor. Seçenekler: savaşmak ya da kaçmak. Karar veriliyor, uygulanıyor. Tebrikler hala hayattasınız.
Sonrasında fizyolojik olarak bir gevşeme aşaması var. Bu süreçte normalde bizi rahatsız etmeyen küçük şeylere öfkelenme olasılığımız yüksek. Ne kadar öfkelendiysek, tepki anımızdaki ayrıntıları hatırlama olasılığımız da bir o kadar düşük. Çünkü biz öfkenin kaynağına, yani tek bir noktaya odaklanmıştık.
Cain slaying Abel, Peter Paul Rubens, 1600
Bu mekanizma Neandertalleri on binlerce yıl hayatta tutmuş olabilir. Fakat medeni toplumda artık kabul edilebilir tarafı yok. Savaşırsanız toplumdan dışlanacaksınız, kaçarsanız da öfkeniz sizi kemirecek. O zaman onunla uzlaşmak ve bir orta yol bulmak gerekiyor. Yargımızı güçlendirmek ve duygusal tepkilerimizi dizginlemek için bir kontrol mekanizması geliştirmeliyiz.
Peki öfke aslında biriyle ya da yaşamla bağ kurma yöntemimiz haline geldiyse? İnsanın bir şeyden kopması, artık ona karşı kayıtsız olması ile mümkün. Ya aslında önemsediğimiz ve hatta sevebileceğimiz şeylere öfkeniyorsak? Başka bir yol bilmiyorsak?
Bunu bir düşünelim. Sonra ben tam da bu destinasyona geri döneceğim. Yanımda birkaç fantezi, biraz da işlevsel yöntemler getireceğim.
Referanslar ve uzun okuma
A History of the Soul — Plato and The Evolution of The Human Soul Anger - How it affects people Understanding Anger: Hormones and the Brain
06.03.25
















