Genç bir bayan olan Defne, sonbaharın ilk serinliğini hissederken, Kaşkolu'nu boynuna doladı. Özenle seçilmiş, yünlü kaşkol, onu sıcak tutarken, tırnaklarına sıçrayan mevsimin ruhunu yansıtıyordu. Defne, her bir tırnağını farklı bir sonbahar rengine boyamıştı: Biri koyu bordo, olgunlaşmış vişnelerin renginde; diğeri yanık turuncu, düşen akçaağaç yaprakları gibi; bir başkası derin hardal sarısı, sonbahar güneşinin ılık parıltısı; kimisi de orman yeşili ve kahve tonları, toprağın ve çamların kokusunu taşıyordu.
Her bir renk, Defne'nin o günkü ruh halinin bir yansımasıydı; parmak uçlarında taşıdığı bu minik renk cümbüşü, onun mevsimle kurduğu sessiz bir diyalogdu. Kaşkol ve rengarenk tırnaklar, Defne'nin sıradan bir günü bile sanata dönüştürme şekliydi, etrafına yaydığı küçük bir neşe kıvılcımıydı. İnsanlar geçerken, bu canlı ahengi fark ediyor ve tebessüm ediyordu; sanki Defne, kış gelmeden önce sonbaharın tüm güzelliğini parmak uçlarında dondurmuştu. Bu, onun mevsimi selamlama biçimiydi; zarif, renkli ve tamamen kendine has.
🍂










