
seen from Germany
seen from United States
seen from Hong Kong SAR China

seen from Brazil
seen from Pakistan
seen from China
seen from United States
seen from Croatia

seen from Italy

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Malaysia

seen from Italy
seen from China

seen from United States
The red Ambassador 5500 is a model from the late 1970s. One brought in due to gear trouble.
Retro Review: 'Smokey and the Bandit'
A few months ago I was fortunate enough to see horror movie host/film critic Joe Bob Briggs present his famed lecture “How Rednecks Saved Hollywood”. Naturally, he discussed a number of the “hixploitation” and southern films of the 1970’s including a film every Southerner ranks among the greatest ever made, Smokey and the Bandit. This 1977 classic is seen as the pinnacle of the collaborations…
View On WordPress
HEDDON Lucky13 & Maeyama BASE Jutting joe JRH - Frog Scale, Red Head
RATED M ▶️ YouTube.com/RealRatedM . #RatedM #RetroM #CanalRatedM #YouTube https://www.instagram.com/p/COtkw7AjalQ/?igshid=ab7zf1bwhwli
n parti
. üçüncü kat, yedi katlı bir apartman . akşamın mavisi, dışarda, çirkinliği istila halinde .
pencerenin önündeyim, seyrediyorum
. sisin arasından bir güneş hüzmesi daldaki serçeye vurmuş,
serçe şakıyor, yapraklar alkışlıyor . serçe, sonunda küçük bir reveransla havalanıyor .
ağacın altından, kara, gudubet bir gölge, elinden tuttuğu pembe etekli kızını yokuşta sürüklüyor .
sonbahar . hayat her zamanki akışında . gri, mekanik ve anlamsız . akşamdan kalma ruh haliyle aşağıda parçalanmış cesedime bakıyorum . insanlar, etrafımda . şaşkın insanlar . mutfağa gidip içecek bir şeyler arıyorum . bir şişe bira biraz domestos ve tuzruhu . kapı çalınıyor . elimde kokteylim açıyorum . "merhaba" . gitarı duvara yaslayıp kanepeye atıyor kendini . "olum var ya süper bişey yaa bir daha yapmalısın, mutlaka!"
kadehi gösterip bir şey içmek isteyip istemediğini soruyorum . cevap veremeden tuvalete koşturuyor . bu arada kapı kırılıyor ve bir kaç polis memuru dalıyor içeri . öksürükleri tuvaletteki çığlıkları bastırıyor ve göğüslerini tuta tuta dışarı çıkıyorlar yeniden . . koridorda kalakalıyorum . ardından küçük odadan biri sesleniyor, dünkü partiden kalanlar olmuş herhalde .
su istiyormuş . "biraz su" diyor
"lütfen"
. bir elimde kadeh ötekinde su bardağı mutfaktan çıkarken telefon çalmaya başlıyor
. kızın sesi hüzünlü . "bay laurent? burada sizinle konuşmak isteyen biri var." bir şey söylemeden bekliyorum, ahizenin el değiştirmesini dinliyorum .
"evlat...evlat ben, benim, hoax"
salonda televizyonun sesi, biri haberleri seyrediyor olmalı.
'evlat dinliyor musun? duyuyor musun? hatalı sollama ha ha ha!. 49'dan...yani...ben, ben, gelemiyorum...affet beni...ben seni affediyorum...ha ha!...evlat?...çok üzgünüm...en son ben kaldım...buraya kadar...fazla konuşamayacağım...kelebek seçmeleri var...gitmeliyim, anlıyor musun? gitmeliyim...'
telefon kapanıyor . su, küçük odaya gidiyor,
televizyondan dağılan ses dalgaları dolaptaki bardakları titretiyor .
beriki tuvaletten dönmüş, kanepede sessiz, gözleriyle, kazakistan'da, pobeda tırmanışı sırasında kaybolan dağcılardan ümidin kesildiğini bildiren yazıyı takip etmeye çabalıyor .
" gruptaki yedi dağcıdan cesetleri bulunan ikisi, marcel hedges ve hoax laurent'ın bulunduğu mevk..." televizyon kapanıyor . uzaktan kumanda önce o'nun fotoğrafının asılı olduğu duvara sonra vantilatörün pervanesine çarpıp dağılıyor . "lanet lanet lanet! öldükten sonra her şey daha da salakça oldu dostum" elimde ölüm kokteylim, halının üstündeyim
"şu gelen telefon...düşünsene bi, 49'unda deliriyorsun . onca çabadan sonra . ve seni tımarhaneye götürürlerken bam! son hesap kesim tarihi . palavra yani! sonmuşmuş . öyle söyledi . tuhaf! . çook tuhaf" . . yerde kırık çerçevenin içinden bana bakıyor hala, nasıl yapıyorsa, hala, gözlerimin derinliklerine . "bütün olanlardan sonra işte bir tek, bu kalıyor elinde . tek bir resim . ölüm, bu olmalıydı . o'nun içinde ölmek ve evet tek gerçek ölüm bu . ve onun ellerinde . onun kontrolünde . gerisi, kafan iyiyken salondaki dev aynaya bakıp hangi taraftaki senin gerçek olduğunu karıştırmaya benziyor"
"hey dostum şu şarkıyı...hani onun için yazdığın şarkı yok mu..." . resmi, etajerin üstünde şaha kalkmış hint filinin hortumuna iliştirilmiş tütsünün külleri üstüne koyuyorum . gitarı alıp kara notaların kazılı olduğu duvara dönüp çalmaya başlıyorum . o'nun için... son kez...
"hey! bu kapıya ne olmuş böyle!" .
küçük odadan sürüne sürüne koridor eşiğine kadar gelen, scc lezyonlarıyla kaplı bir suratın, kırık kapı parçalarına şaşkın şaşkın bakan donmuş ikizine bakışını görüyorum . "herkes tamam sanırım, bütün olasılıklarım..." yola çıkmaya hazırız artık . toplanalım . bu bataktan kutuluyoruz . sonsuza kadar kanat çırpmaya ve kral kelebekleri olarak yolculuğumuzda binlerce kez daha ölmeye gidiyoruz.... kokteylimi fondip yapıyorum ... "hey dostum! son kez a feast for friends'i dinleyelim olmaz mı ha? giderken...son kez"
"ok"..."geliyor..." ....... They are waiting to take us into The severed garden Do you know how pale and wanton thrillful Comes death on a strange hour Unannounced, unplanned for Like a scaring over-friendly guest youve Brought to bed Death makes angels of us all And gives us wings Where we had shoulders Smooth as ravens Claws
No more money, no more fancy dress This other kingdom seems by far the best Until its other jaw reveals incest And loose obedience to a vegetable law.
I will not go Prefer a feast of friends To the giant family