AHMED ER-RİFÂÎ'NİN AHLÂKI
Bu bölümde o hazret-i mukaddesenin güzel özelliklerinden bazıları zikredilecektir.
Bu sıfatların çoğunu Şeyh Takıyyüddin Tiryaku'l-Muhibbin'de zikretmiştir.
Hz. Seyyid dünyevi bir şeye sahip değildi.
O kadar ki bir misafiri gelse ev ev dolaşır, yiyecek arardı da yanındakilere,
- Benden sonra Hak Teâlâ size dünyalık verecek, derdi.
Bu konuda da Hz. Peygamber'e [sallallahu aleyhi vesellem) tâbi olmuştu. Nitekim Hz. Peygamber'in zamanında ashabın dünyalığı yoktu ve o buyurmuştu ki:
"Benden sonra Hak Teâlâ size birkaç dünyalık verecek.
Tâif bölgesi sizin tasarruf elinizde olacak." Hz. Seyyid'in tam bir istiğnā (ihtiyaçsızlık) hali vardı.
Meclisinde hiçbir zaman dünyayı zikretmezlerdi. Kendisi, dünyevi mallara el uzatmazdı.
- El avucunda kalbe bağlı bir damar vardır.
Eli dünyevi bir şeye götürdükleri zaman onun zararı kalbe ulaşır.
Bu çok gizli bir zarardır. İnsanlar onu anlayamaz.
Allah Resûlü buyurmuştur ki:
"Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır." 6
İnsanlarla en güzel şekilde geçinirdi.
Yetimlere ve dul kadınlara bir baba gibi şefkatliydi. Fakirlerin gönlünü alır, bütün yaratılmışlara samimiyetle yaklaşırdı.
Hilmi ve yumuşaklığı kemal derecesindeydi.
Hiçbir şeyden asla öfkelenmezdi.
Mübarek başı daima öne eğikti.
Eğer bir kişi ona sırrını söylese onu ifşa etmezdi.
Müslümanlara çok hayır dua ederdi.
Bir kimse kendisinden uzaklaşırsa onu tekrar kazanmak için gayret gösterir, kendisine zulmeden kişiyi affederdi.
Bir kişi kendisine kötülük yapsa kötülük yapan kişiye iyilikle muamele eder ve derdi ki:
Bana, kötülüğe karşı iyilik yapma vazifesi verildi.
Birine kötülük yapan kişi aslında kendine yapmaktadır.
إِنْ أَحْسَنْتُمْ أَحْسَنْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا
"Eğer iyilik yaparsanız kendinize yapmış olursunuz.
Kötülük yaparsanız da kendinize" (Isră 17/7).
Her kim size kötülük yaparsa bu kötülük sebebiyle Allah'a âsi olmuş olur.
Siz kendinize yapılan kötülüğe karşılık, iyilik yapınız.
Bu sayede Allah'ın emrini tutma nimetini kazanmış olursunuz, derdi.
Açları doyurur, çıplakları giydirir, kendileri hasta olsa dahi başka hastaları ziyaret ederlerdi.
Hastaların evleri uzak olsa bile bütün zorluklara rağmen yola koyulur,
Hak Teâlâ da onun için mesafeyi kısaltırdı. Cenazelere iştirak eder, büyük küçük kiminle karşılaşsa selâmı önce o verirdi.
Hasta ve körlerin başını ve elbisesini yıkar, onlarla birlikte oturur ve onlardan kendisi için dua etmelerini isterdi.
Bunlar, "Ziyaret etmeyi sevdiğim gruptur" derdi. Körlerin elinden tutarak onları evlerine götürürdü.
Geceleri Dicle kenarında durur, aciz birini görürse onu sudan geçirirdi.
Geceleri fakirlerin evlerine gidip gelir, onlara yiyecek götürürdü, ama onlara kendisini tanıtmazdı.
Tuluma su doldurur, mübarek omuzuna alır ve dul kadınlarla fakirlerin evlerine götürürdü. Sefer dönüşünde Ümmüabīde'ye yaklaşınca biraz odun toplar, mübarek başına koyar ve gece olunca dervişlere, dul kadınlara ve hastalara verirdi.
Beraberinde yolculuk eden dervişler onun, bu halini görünce ona uyarak her biri birer demet yapıp başlarının üzerinde şehre götürürlerdi.
Dervişlerin hepsi fakir, hasta ve dulların işleriyle meşgul olurdu.
Ümmüabīde halkı, "Bizim odun taşıyıcımız var" derler ve bununla Hz. Seyyid'i kastederlerdi.
(Hz. Seyyid) İttifakı (birleşme, uyma, yardım) severdi ve Allah Resûlü'nün şöyle buyurduğunu söylerdi:
"Müslüman kardeşlerinden birinin bir arzusunu yerine getiren kişiye Hak Teâlâ binlerce iyilik yazar, defterinden binlerce kötülüğü siler ve derecesini binlerce kat yükseltir.
Allah Teâlâ ona üç cennet verir:
Halkın menfaati için yol başlarında dururdu.
Bir kimse kendisine kötülük yaparsa ona nasihat ederdi.
Nasihat tesir etmezse sabrederdi.
Eğer etkisi olursa ona bağışta bulunurdu.
Kendisini talep eden kişi ile yola düşer, nereye gitmek gerektiğini sormaz, asla beni niçin çağırıyorsun, demezdi.
Mescid ve revakı kendi eliyle temizlerdi.
İnsanların neşesi ile neşelenir, kederi ile kederlenirdi.
İnsanları iyi işlere ve hayırlar kazanmaya teşvik eder, onlara güzel ahlakı öğretirdi.
Bir şeyden hoşlanırsa tebessüm eder, kahkahayı mekruh sayardı.
Kendisinden özür dileyen kişinin özrünü kabul eder, bazan o kişi daha özür dilemeden onu affederdi.
Kederi, neşesinden çoktu. Kederi gönlünde, mutluluğu ve neşeyi ise yüzünde tutardı.
Nefesinden, yanık ciğer kokusu gelirdi.
Yolda yürüdüğü zaman sağa sola bakmaz, yalnız mübarek ayağını basacağı yere bakardı.
Bir söz söylemek istediği zaman konuşacağı konuyu düşünür, söylemekte hayır varsa söylerdi ve konuşurken nefeslerinden birini bile zayi etmezdi.
Allah Teâlâ'nın Hz. Davud'a [aleyhisselâm],
"Beni zikretmediğin saat, yok (boşa geçmiş, adem) gibidir" dediğini söylerdi.
Bütün zamanını Hak Teâlâ'ya sarfetmişti.
Dünyevi menfaat sağlayan işlerle uğraşmazdı.
- Herkes bir şeyle meşgul oluyor, o iş onun (ahirete) işine yaramayacak, ama ondan yiyecek elde ediyor, kârı odur.
Tıpkı virdlerden bir vird gibi, kişi ondan gıdalanır.
- Keşke dökülmüş bir kan parçası olsaydım.
Ben hiç-bir şeyim, hiçbir şeyim.
Ömürden azıcık kaldı, der ve şu iki beyti okurdu:
Ey nefesleri sayılı olan kişi, sayıların tamamlanacağı gün yakındır.
Şüphesiz yarın gecesi olmayan bir gündüz ya da gündüzü olmayan bir gecedir.
Yani, ya bir gündüz ya da gece, ömür sona erecek.
Namaz vakti gelince dünya işinden hiçbir şeyle meşgul olmazdı.
Bir kere, içmek üzere su istedi, namaz ezanı mübarek kulağına ulaşınca,
- Allah'ın hakkı zâhir olunca, nefsin hakkı bâtıl oldu, buyurdu.
Namaza durunca mübarek yüzü sararırdı.
Sabah namazını eda ettikten sonra boynu bükük olarak namaz yerinde oturur ve güneş doğana kadar dua ile meşgul olur, sonra işrâk ve duhâ namazlarını kılar, ardından tekkeye giderek ibadet ve mücâhede ile meşgul olurdu.
Bununla birlikte Hz. Seyyid,
- Gönlümde halvet (yalnızlık) hasretinden başka hasret yoktur, derdi.
O, çok ağlar ve bazan halvette şu beyti okurdu:
Vallahi ruhum kime bağlı olduğunu bilseydi, Ayağı bırakır, başı üzerine dikilirdi.
Bir kişi tövbe edince çok mutlu olur, Allah'a şükreder ve o kişiyi överdi.
Beşikteki çocuklara tövbe ettirir ve derdi ki:
Allah Teâla'yı sana şahit tutuyorum ki sen bu söz üzeresin.
- Niçin böyle diyorsun, diye bu durumu sordular.
Onun hiç günahı yok ki tövbe ettireyim.
"Ben sizin Rabb'iniz değil miyim? Evet, dediler" (A'raf 7/172) sözünü hatırlatıyorum, derdi.
- Tövbenin gereklerinden biri, cahillerden ayrılmak ve ehlullah ile arkadaş olmaktır.
Daima abdestli bulunur ve insanlara abdestli bulunmayı tavsiye ederdi.
Yolculukta ve ikamet döneminde bir mescide varınca iki rekât namaz kılardı.
Eğer yolda bir necaset görürse kendi mübarek eliyle onu ortadan kaldırarak yolu temizler, sonra elini yıkardı.
Eğer dervişler bu konuda konuşurlarsa onlara hayır dua eder ve,
Elimi bundan başka ne ile daha şerefli kılayım, derdi.
Bir kişi ona hediye getirse hediye bir tane hurma bile olsa onu asla küçük görmezdi.
Bir kimse onunla musafaha yapmak istese ona elini uzatır, ancak öpmemeleri için gayret gösterirdi.
Ayakkabılarını kaldırmalarına müsaade etmez ve dervişlerine kendisine hizmet etmelerini asla emretmezdi.
Onun huzurunda namazın farzı ve sünneti arasında kimse boş söz konuşamazdı. Kâbe'ye öyle hürmet ederdi ki asla sırtını kıbleye dönmezdi.
Otururken ve ayakta iken Allah Teâlâ'yı zikrederdi.
Hiç kimseyi dünya padişahlarına şikâyet etmez ve şöyle derdi:
- Onlara (padişahlara) meyletmek, Allah'tan uzaklaşmaya ve cehennem ateşine girmeye sebeptir. Buna şu âyeti delil gösterirdi:
وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ
"Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur" (Hüd 11/113).
Avam halkın gönlünü muhafaza etmeyi emreder ve, Bunlar müellefe-i kulûb (kalpleri İslâm'a ısındırılacak) gruptandır, derdi.
Bir derviş cemaatle namaza gitmezse halini sorardı.
Eğer o derviş bir hastalık sebebiyle cemaati terketmişse (halini) bizzat sorar ya da bir kişiyi gönderirdi.
Şayet bir iş ve fayda sebebiyle cemaati terketmiş ise ihtiyacını gidermesi için ona yardım ederdi.
Yemek yerken acele eder ve,
Bu işi ve ihtiyacı bitirelim ki başka bir işle meşgul olalım, derdi.
Derviş, yemeği ibadete güç kazanmak için yemeli, derdi. Yanmış ekmek yemeyi, (kirlenen) eli ekmekle silip temizlemeyi ve misafir için yiyecek konusunda külfete girmeyi mekruh sayardı.
Halkı tokluktan (çok yemekten) meneder ve şöyle derdi:
Tokluk âfetlerin sebebidir. Allah Teâlâ'ya, açlık ve susuzluktan daha sevimli bir iş yoktur.
Allah Resûlü Aişe'ye [radıyallahu anhâ] buyurdu ki: "Daima cennetin kapısını çalmakla meşgul olun ki onu sizin için açsınlar." "Cennet'in kapısını sürekli çalmak nasıl olur?" diye sordular.
"Açlık ve susuzlukla" buyurdu."
Açlıktan kalbin saflaşması ve basiretin icrası (nüfuzu) elde edilir.
Gönlü daraltırlar (üzerler) ki Allah'a yalvarışın lezzetini duyabilsin.
Nefsi horlayıp alçaltırlar ki ondan kibir ve azgınlık zail olsun.
Nefsi azap ile müptela ederler ki Allah'ın nimetini müşahede etsin.
Nefsi, açlıktan daha çok kıran bir şey yoktur.
Tokluktan kalp katılığı ve basiretin (ince idrakin) yok olması hâsıl olur.
Emîrü'l-mü'minîn Ali (radıyallahu anh) şöyle buyurmuştur:
"Her ne zaman doyduysam, benden Allah'ın emretmediği (istemediği) bir şey sudür etti ya da bir günah işlemeye niyet ettim."
Hz. Seyyid ekmek kırıntılarını toplayıp yemeyi âdet edinmişti.
Bir kişi yemeği bitirdiği zaman ellerini yıkaması için ona su dökmeye kalkarlarsa bunu uygun görmez, mekruh sayar ve,
Saygı görmekten kaçınan bir insana saygı ve hürmet göstermek ahmaklıktır, derdi. Evde ekmek pişerse komşuların nasibini gönderir ve onlara çok ihsanda bulunurdu.
Komşuluk hakkını yerine getirir ve şöyle derdi:
Allah Resûlü buyurdu ki: "Komşu, komşu olmayan akrabaya göre ihsan ve ikrama daha layıktır." Yine buyurdu ki:
"Cebrail komşu konusunda bana o kadar tavsiyede bulundu ki mirasçılar grubuna dahil olacak zannettim. "e
"Allah'a ve ahiret gününe inanan herkes komşusuna ikram etsin." 9
Bir şahıs Hz. Seyyid'i [kuddise sırruhůj ziyafete çağırdı.
Benim bir komşum bir sıkıntı içinde iken ben ziyafetle nasıl meşgul olayım, dedi.
Bu komşusundan maksadı, Heret nahiyesine giden bir öğretmen idi.
Hz. Seyyid [kuddise sırruhů) buyurdu ki:
Yusuf-i Haddad dünya ve ahirette benim komşumdur. (Hz. Seyyid) Bir ekmek parçası ya da üzerine Allah Teâlâ'nın ismi yazılmış bir şey görse öfkeyle gider ve kaldırırdı.
Adeti, suyu üç nefeste içmekti.
Yenleri, parmak uçlarına kadar gelirdi.
Kışın ve yazın bir takımdan fazla elbisesi yoktu. Çoğunlukla beyaz elbise giyerdi.
Yeni bir elbise giyince eskisini fakirlere verirdi.
Tırnaklarını keseceği zaman sağ elinin işaret parmağıyla başlar ve aynı elin baş parmağı ile bitirirdi.
Halkı, salihler ve imamlarla sohbete teşvik eder, cahillerin sohbetinden menederdi.
Bir kişi kötü insanların sohbet ve arkadaşlığına müptela olmuşsa onlara tahammül etmelidir.
Halkı ilim öğrenmeye teşvik ederdi.
Dervişlerin bir rahatsızlığı (hastalığı) olunca onlara tedavi olmalarını emreder, zararlı şeylerden sakının, derdi.
Allah'tan yardım isteyin ki nefse galip gelebilesiniz, derdi.
Onlara fakirliği, dünyevî işleri azaltmayı, hırka (yamalı) giymeyi ve ilimden öğrendikleriyle amel etmeyi emrederdi.
Bir iş (meslek) ile meşgul olun ki insanlara muhtaç kalmayın.
Yöneticilerin yanında olup elinizde âsa olmaktansa bir iş ile meşgul olup elinizde kürek olması daha iyidir. Müsebbeât-ı Aşer iyi bir sermayedir.
Başka hiç işiniz (evrâdınız) yoktur.
Sabah akşam onu okuyunuz. 10
Onlara (dervişlere) gece kalkıp ibadet etmeyi, anne babaya iyilik etmeyi, onlara saygı gösterip dine aykırı olmayan konularda emirlerine uymayı emrederdi.
Anne babaya iyilik etmek, ölüm acılarını kolaylaştırır, buyururdu.
Kendisi de anne ve babasına iyilik ederdi.
Cehennem ateşini söndürmek ve Allah Teâlâ'nın gazabını gidermek için sadaka veriniz, ahlâkınızı güzelleştirin, güzel ahlâk insanları Allah'a yaklaştırır, derdi.
Resûlullah'a [sallallahu aleyhi vesellem) Çok salavat getirir ve,
- Hz. Peygamber'e çok salavat getirin, zira salavat kişiyi sırattan geçirir ve salavat sebebiyle duayı kabul ederler, derdi.
Dervişleri abdestte ve namazda vesveseden sakındırırdı.
Hamama gitmeyi mekruh sayardı.
Çalışıp kazanmaya gücü yeten bir kişinin başkalarından bir şey istemesini mekruh sayardı.
Kadınlara, kocalarına itaat etmeyi emrederdi.
Yalan söyleyen kişiyi (Hak'tan) uzaklaşmış sayardı.
Dervişleri acele yemekten, boş konuşmaktan ve zalimlerle sohbet etmekten menederdi.
Sürekli mizahı (şakayı) mekruh sayar ve,
Düşmanlık doğurur, saygınlığı giderir, utanma duygusunu yok eder, derdi.
İyi bir haslet (huy, sıfat, âdet) gördüğü zaman dervişlerine onu yapmalarını söylerdi.
Kusur işleyen bir dervişin (tekkede) ayakkabı çıkarılan yere gönderilmesini (ve bu şekilde cezalandırılmasını) yasaklardı.
Bir kişi, ağaçtan düşen hurmayı sahibinden izin almadan alırsa onu menederdi.
Bir defasında Hz. Seyyid'in hizmetçisi bir kişiye seslenip,
- Ey İbn Âl (aile oğlu), dedi, babasının ismini tam olarak söylemedi.
Hz. Seyyid bu duruma kızdı ve bir süre o kişiyi hizmetten uzaklaştırdı.
Bir kişiden eğer çirkin bir şey görse ona,
- Allah seni bu fiille (yanına) almasın, derdi.
Asla kendisi için öfkelenmezdi.
Fayda ve zarar onun nazarında birdi.
Korkanların ve fakirlerin oturduğu gibi otururdu.
Bir işle meşgul olmadığı zamanlar otururken ayaklarını (dizlerini) diker, ellerini de onların etrafına sarardı.
Yanına faziletli insanlardan biri gelince yerinden kalkar ve onu kendi yerine oturturdu.
İnsanlara, onlar istemeden iyilik yapar ve,
- İyilik yapmaya benim ihtiyacım var, dervişin değil, derdi.
Yeni tahıl evine gelmeden önce, eski tahılı fakirlere ve zayıflara verirdi.
Bir mektup yazarken başında ve sonunda Hz. Peygamber'e salavat yazardı.
Perşembe günü sabah ve öğle ile ikindi arasında vaaz ederdi.
Dervişler onun vaazından kalktıklarında hepsi sarhoş gibi olurdu ve yolda giderlerken birbirleriyle asla konuşmazlardı.
Açlık, çıplaklık, zillet ve fakirlik ile mutlu olurlardı.
Dervişlerde bu dört özellik oluşursa mutlu olurdu.
Onlara (dervişlere) bu konuda sabır vermesi için Allah'a dua ederdi.
Bu dört şey dervişlerin alametidir, derdi.
Yaşlı bir müslüman gördüğü zaman ona tevazu gösterir, elini öper, ondan dua ister, bazan birkaç adım yürüyerek onu karşılardı.
Ona, Allah bu beyaz saçı mükerrem ve değerli kılsın, derdi.
Allah'a [celle celâluhůj itaatle meşgul olan bir genç görünce elini öper, yanına oturtur ve,
- Benim için dua et, çünkü sen tövbe eden bir gençsin, derdi.
Küçük bir çocuk görünce onu öper, yanına (önüne) oturtur ve ondan dua isterdi.
Müslüman çocuklar bulūğ çağına erişinceye kadar melek onlara günah yazmaz. Kendisinden zalimlere beddua etmesini istedikleri zaman şöyle derdi:
Rahmetinle onları ıslah et, doğru yolu göster, onlara taatini ve zikrini ilham et, sevdiğin şeyleri yapmayı onlara nasip et, ey merhametlilerin en merhametlisi!
Hava normal iken yolculuğa çıkardı.
Ne çok soğuk ne de çok sıcakta yolculuk ederdi.
Bir şehre ulaşınca oranın en aciz kişisinin evine misafir olurdu.
Halk Hz. Seyyid'in, o kişinin evinde kaldığını görünce mutlu olur, ondan başka salih olmadığını düşünüp ona hürmet ederdi.
Seyyid onlara (fakirlere) hürmet gösterirdi.
Dervişlere derdi ki: "Divaneler ve fakirlerin avamına ziyafet verdiğiniz zaman onları eve götürmeyin, mescidlerde doyurun.
Dualarından bereket umun." Bir dervişi bir kişiye söverken görse onu azarlar ve diğer dervişlere,
- O derviş tövbe edip söylediğinden pişman oluncaya kadar ondan uzak durun, derdi.
Onun âdeti, valinin emrine uymayı ve çağıranın davetini kabul etmeyi güzel saymaktı.
- Hak Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Misafirliğe çağrılan kişinin davete gitmesi gerekir.
Meclisinde hazır bulunan dostlarından (müridlerinden) biri ah eder, biri ağlar, biri feryat ederdi.
Dervişler yanındayken semavî bir izin gelmedikçe ata binip otur- mazdı. Dar (ince) elbise asla giymezdi. Derdi ki:
- Hak Teâlâ din imamlarına (önderlerine) elbise konusunda külfet ve zahmete girmemeyi emretmiştir ki zenginler onlara uysunlar ve dervişler de gönlü kırık olmasınlar.
Derdi ki: "Elbisesi dar (ince) olanın imanı da dar olur."
10 Müsebbeât-ı Aşer: Fâtiha, Felak, Näs, İhlas, Kâfirûn, Äyetü'l-kürsi, Salli Barik, Allahümmağfirli ve livälideyye... sûre ve dualarını yedişer defa; yå Cebbâr ve yå Mütekebbir esmalarını da yirmi birer defa okumaktan oluşan bir virddir.
9 Buhâri, Edeb, 31; Müslim, İmân, 74 (nr. 47).
8 Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 42.
7 Aclūni, Keşfü'l-Hafă, 1/470 (nr. 1327); Zebidi, İthafü's-Såde, 4/326.
6 Beyhaki, Şuabü'l-İmân, 7/323; Ali el-Müttaki, Kenzü'l-Ummal, 3/192 (nr. 6114).
#AHMED #er-#RIFAİ'NİN #MENKIBELERİ