“If only I had a co-star to share a coffee with...” :)

seen from Argentina
seen from Germany
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States
seen from India
seen from Kazakhstan

seen from India
seen from China

seen from Germany

seen from Netherlands
seen from Germany

seen from Russia

seen from United States
seen from Germany
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
“If only I had a co-star to share a coffee with...” :)
Babadan Oğula-The Place Beyond the Pines
Serseriler, kahramanlar...İyi adamlar, kötü adamlar...Masumlar, suçlular...Bütün karar mekanizmanızı alt üst eden bir deneyim yaşatıyor Babadan Oğula. Blue Valentine’in de yönetmeni Derek Cianfrance’ın imzasını taşıyan yapıt, sıradan bir suç-aksiyon filmi havası ile başlasa da izleyiciyi duygudan duyguya sürükleyen bir drama dönüşüyor, sinemanın var oluş nedenini bir kez daha kavrıyor ve işte bu diyerek minnetle kalkıyorsunuz çakıldığınız koltuktan..
Tadından yenmeyecek bir babalar ve oğullar ilişkisi izletiyor bize yönetmen.Önce ipuçları ile karakterlerinin altını dolduruyor, ufak ufak örüyor hikayesini...Hiçbir parça, hiçbir mimik havada kalmıyor bu haliyle...
Lekeli pantolonu, postalları ve ters giydiği yırtık tshirtleri ile toplumun serseri tanımına cuk oturan bir motorcuyu canlandırıyor Ryan Gosling...Ve bu “serserinin” baba olduğunu öğrendikten sonraki mücadelesine tanık olurken aslında onu öteki yapan toplumun kokuşmuşluğuna tanık oluyoruz...Dedik ya kimler iyi, kimler kahraman...kimler gerçekten öyle, kimler gözükmekte...her şey birbirine giriyor filmde. Adalet kimlerin elinde, kimlerin yargıları sonucu yargılıyoruz insanları...ve yargılarımız nasıl da manipüle ediliyor birilerince, tiksinerek izliyoruz. Her bir karakter hakkında ayrı bir fikir edindikten sonra, her bir karakteri haklı çıkaran sebepler sunuluyor izleyiciye...Düğüm yine babalar ve oğullarında çözülüyor. Yoksunluk, sevgi eksikliği, onaylanmamışlık ve buna benzeyen yığınla psikolojik hadise mükemmel bir genetik aktarımla nesilden nesile bulaşıyor... Filmdeki her bir sahnede bir duygu, her bir duygunun alt metnini oluşturan psikolojik bir eğilim ve her psikolojik eğilime neden olan olaylar zinciri başarıyla sunuluyor. 140 dakikalık fimin hiç bir sahnesi sıkmadan akıp gidiyor...Ryan Gosling, filmdeki Luke karakteri ile şimdiden zihinlere kazındıysa da, hikayenin seyrini değiştiren Bradley Cooper’ın da hakkını vermek lazım...Özellikle Silver Linings Playbook (Umut Işığım) filminde canlandırdığı, OCD babanın bipolar oğlundan sonra, burada da mükemmeliyetçi babanın onay görmeyen polis oğlunu ve yaşadığı duygusal karmaşayı başarıyla canlandırıyor...
Mike Patton imzası taşıyan müziklere de değinmeden olmaz...Özellikle duygusal kırılmalar esnasında yükselen klasik müzik üzerine atılan bas riffleri filmin genel ruhuna o kadar uygundu ki, beni benden aldı diyebilirim...Filmin ikinci kısmında, hikayenin babalardan oğullarına kaydığı noktada Ryan Gosling’in oğlunu canlandıran genç oyuncu Dane DeHaan de o puslu bakışları, kaybolmuşluğu ile rolünün hakkını fazlasıyla veriyor.
Ayrıca Ryan Gosling ve Eva Mendes aşkı da bu filmde alevlenmiş, bu da işin magazini olsun..
İyi seyirler...
http://www.youtube.com/watch?v=G07pSbHLXgg
http://www.imdb.com/title/tt1817273/
“She was my dream. She made me who I am, and holding her in my arms was more natural to me than my own heartbeat. I think about her all the time. Even now, when I’m sitting here, I think about her. There could never have been another.” - The NoteBook