“Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir.”

seen from France

seen from United States
seen from China
seen from Türkiye

seen from United Kingdom
seen from China
seen from Türkiye
seen from China

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Hong Kong SAR China
seen from Italy

seen from Türkiye

seen from Palestinian Territories
seen from China

seen from Belgium
seen from Lithuania
seen from Mexico
seen from China
seen from United States
“Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir.”
"...hiçbir nedenimiz bulunmasa da, yaşamak ve devinmek istiyoruz..."
— Deniz Kurdu, Jack London
bu kenti ayrılıklar yıkacak bir gün biliyorum. “
“Her şey burada, duygularda, sen de, ölüler de... ve yürünecek sokaklar da var. Bütün dünya benim, bunu algılıyorum.”
İşin aslını, çekişmeli de olsa, şöyle anlatmak mümkün: Yasaların varlığına inanacak ama soyluları yadsıyacak bir parti tüm ulusu ardına toplardı. Ne yazık, böyle bir parti doğmayacak, birimiz bile soyluları yadsımayı göze alamayız. Bu nedenle, tepemizde sallanıp duran bu keskin kılıçla sürdürüyoruz yaşamımızı. Bir yazar durumu şöyle betimlemişti: Uymakla yükümlü olduğumuz, gözle gördüğümüz için var olduğu kuşkusuz tek yasa soylulardır; elimizdeki tek yasadan kendimizi mahrum etmemiz mümkün mü?
Ceza Sömürgesi ve Hukuk Öyküleri, Franz Kafka
“Her şey olması gerektiği gibi.”
"Kovuldun!" dedi Cameron.
"Öyle mi? " dedi alçak sesle. Hiç kıpırdamıyordu.
"Gel buraya," dedi Cameron. "Otur."
Roark denileni yaptı.
"Fazla iyisin," dedi Cameron bu sefer. "Bu istediğin şeyi yapmanı gerektirecek kadar iyisin. Yaran yok, Roark. Şimdi olması sonradan olmasından iyidir."
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Yeteneğini asla elde edemeyeceğin bir hayal uğruna ziyan etmek yararsız. Elde etmene asla izin vermezler. Bu sahip olduğun şeyi alıp, ondan kendine bir işkence aleti yapmanın yararı yok. Sat onu, Roark. Şimdi sat. Gerçi aynı şey olmaz, ama sende zaten çok şey var. Neyin parasını vereceklerse, o da var. Çok para veriyorlar. Tabii onların istediği gibi kullanırsan. Kabul et, Roark. Ödün ver. Şimdi ver, çünkü zaten sonunda vermek zorunda kalacaksın. Ama o zaman, keşke yaşamamış olsaydım diyeceğin şeyleri yaşamış olacaksın. Sen bilmezsin. Ben biliyorum. Kurtar kendini bundan. Beni bırak, git. Başkasına git."
"Siz öyle mi yaptınız?"
"Seni küstah piç! O kadar iyisin demedik! Kendini mukayese ettiği..." Birden sustu, çünkü Roark'un gülümsediğini görmüştü. Baktı Roark'a. Birden onun da yüzünde bir gülümseme belirdi. Roark ömründe bundan daha acı dolu bir ifade görmediğini düşündü.
"Hayır." dedi Cameron alçak sesle. "Kandıramıyorum, değil mi? Hayır, olmuyor... eh hakkın var. Gerçekten sandığın kadar iyisin. Seninle konuşmak istiyorum, ama bunu nasıl yapacağımı tam bilemiyorum. İnsanlarla konuşma alışkanlığımı kaybettim. Kayıp mı ettim? Belki de hiç yoktu bende o. Belki de şimdi beni korkutan bu. Anlamaya çalışır mısın lütfen?"
"Anlıyorum. Bence boşuna vakit kaybediyorsunuz."
"Bak, dünyadaki bunca insan arasında, yanına gelmek için son seçeceğin adam bendim. Seni burada tutarsam, bir suç işlemiş olacağım. Biri seni bana karşı uyarmalıydı. Sana hiçbir yardımım dokunamaz. Cesaretini kırmam bir kere. Kafana sağduyu sokmaya çalışmam. Tam tersine, teşvik ederim seni. Şimdi gittiğin yola doğru sürerim. Şimdi olduğun gibi kalmana yol açarım, üstelik daha beter hale getiririm seni. Anlıyor musun? Bir ay daha geçti mi, gitmene de izin vermez olacağım. Onun için, benimle hiç tartışma, hemen git. Gidebilirken git."
"Ama gidebilir miyim? Her ikimiz için iş işten geçtiğini görmüyor musunuz? Benim için on iki yıl önce iş işten geçmişti."
"Dene yine de Roark. Hayatında bir kere olsun mantıklı davranmaya çalış. Ben önerirsem, seni yanına alacak dünya kadar kodaman var, okuldan ister kovulmuş ol, ister olma. Düzenledikleri öğle yemeklerinde nutuklar atarken arkamdan gülebilirler, ama işlerine geldi mi hâlâ benden çalmakta üstlerine yoktur. İyi bir tasarımcıyı hemen tanıdığımı da bilirler. Guy Francon'a tavsiye mektubu veririm sana. Bir zamanlar yanımda çalışmıştı. Uzun süre önce. Galiba kovmuştum onu, ama önemi yok. Başlangıçta sevmeyeceksin onu, ama alışırsın. Yıllar geçtiği zaman da bana teşekkür edersin böyle yaptığım için."
"Neden söylüyorsunuz bana bütün bunları? Asıl söylemek istediğiniz bunlar değil. Kendiniz öyle yapmamıştınız ki!"
"İşte onun için söylüyorum! Kendim öyle yapmadığım için. Bak, Roark, senin bir yanın var... beni korkutan bir yanın. Sorun yarattığın için değil. Sırf kendine dikkat çekmek için teşhircilik yapmaya, farklı olmaya kalkan biri olsan, durum değişik olurdu. Topluma karşı çıkmak, onu şaşırtmak, onu eğlendirmek, bu arada da yan gösteriye bilet kazanmak, bir spor haline geldi artık. Ama senin durumun o değil. Sen işine âşıksın. Tanrı yardımcım olsun, seviyorsun yaptığın şeyi! İşte bu senin üzerinde bir lanet. Alnındaki o damgayı herkes görebiliyor. Sokaktaki insanlara hiç bakıyor musun? Korkmuyor musun onlardan? Onları oluşturan madde, işini seven insana duydukları nefretten ibaret. Tek korktukları tip o. Nedenini bilmiyorum. Kendini onlara apaçık ediyorsun, Roark. Onların her birine."
"Ama ben sokakta insanlara hiç bakmam."
"Bana ne yaptıklarını fark ediyor musun?"
"Tek fark ettiğim, onlardan korkmamış olduğunuz. Benim korkmamı neden istiyorsunuz?"
"İşte isteyişimin nedeni de o zaten!" Öne eğildi, masaya dayadığı yumruklarını sıktı. "Roark, ille söylememi mi istiyorsun? Zalimsin aslında, değil mi? Pekâlâ, söylerim o halde. Sonunun böyle olmasını mı istiyorsun? Benim gibi olmak mı istiyorsun?"
"Eğer hayatımın sonunda sizin bugünkü yerinizde olabilsem, bunu hak etmediğim bir onur sayarım," dedi.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.
Gökten düşen melek muhtemelen, diğer meleklerin henüz tatmadigi o yalnızlık duygusunu arzuladığı için Tanri'ya ihanet etmişti.
Altıncı Koğuş