Düşüncelerini yarattığını sanıyordu insan. Kafasının içindekileri meydana getirdiğini, onlara dilediğince şekil verdiğini ve hatta mevcut benliğini, özgür iradesiyle var ettiğini falan...
İyi de iplerimizi görmek hoşa gider mi sanki? Düşlerimiz hep, çirkin bilmek yerine, güzel sanmak üzerine. Fakat zaman var! Peki büyümek neden soğutur insanları? Hayatta keşfedilecek şeyler azaldıkça mı unutulur yaşamanın çocuksu heyecanı? Ya düşünceler, evet onlar: ne işe yarıyorlar sanki? Hepsi benim sanıyordum. Oysa başımın içinde bir hürriyet vardı bir zamanlar.
Ölü ağaçlara çok fazla bakmayın: Daha az güleceksiniz. Kelimeler de sırtlayabilir düşünceleri. Evet! Okumayın. Huzur ve daha çok sırıtmak için belki de, -hayır kesinlikle!- daha yalan ve daha saf kalmalı.. Ya da okuyun be! Gerçek ve soğuk olun, düşünün: düşüncenin dahi kontrolsüzlüğüne varın. Kontrolü elinde tutanlar, ancak iplerini göremeyenlerdir. Değil midir!
Güçsüzlüğü kim kucaklar ki? Zayıflığından korkmayanlar mı? Yahut gücün kaynağının zayıflık denen gerçeğin kabullenişinden geçtiğini düşünenler mi? Peki ya düşünceler? İnsanlığa soruyorum: sen mi var ettin düşüncelerini, onlar mı seni var etti?.. Cevap ver!
Bazen bir cevap bulmak için değil, soruların kendisiyle yüzleşmek için okşanmalı kancalar. Sorulardan korkmanın tek faydası sanmanın verdiği rahatlıktır. Rahat ve basit, rahat ve sığ kal. Derde ne gerek var? Aklını, maddesel fayda sağlamayacak şeylerle yormak ancak bir ruha yakışır.
Ama insan olmak gibi tuhaf bir durumun içindeyiz. Varız ve düşünebiliyor olmanın, düşünmek için yeterli olduğunu, bilinç gibi bir bireysellik ve doğurduğu sorular ile kendimize işkence etmek gerektiğini ve hatta tüm bu insani halin düşünmek adına bizlere zaruri bir sorumluluk yüklediğini derinden yas tutarak biliyoruz. Biliyor muyuz? Bilmeyin!
Bir delinin güncesi 25/04/19