#Aşk'a#ne#hacet#kiymetlim#degerli#dostum#olduktan#sonra#saçmalayan#cok#iyi#anlasirim# :-* ;) :) (Ağrı Merkez Dörtyol Kavşağı)
seen from Canada

seen from France
seen from United Kingdom
seen from Qatar
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United Arab Emirates

seen from United States
seen from Thailand
seen from Germany
seen from United States

seen from Australia
seen from Netherlands
seen from Russia

seen from Australia
seen from Russia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Vietnam
#Aşk'a#ne#hacet#kiymetlim#degerli#dostum#olduktan#sonra#saçmalayan#cok#iyi#anlasirim# :-* ;) :) (Ağrı Merkez Dörtyol Kavşağı)
06.43
“Yine sever miydin beni beni, simsiyah duman olsaydım olsaydım.” Sabah oluyor. Ahmet Kaya var fonda, masada ucuz kırmızı şarap, direk şişesinden içilen. Tekrar’a aldım bu türküyü, şu an belki onuncu defa dinliyorum; “arar bulur muydun beni, sahipsiz mezar olsaydım olsaydım” diyor reyiz, “belki yaslanırdın bana, maphusta duvar olsaydım olsaydım” diyor . Türkülerdeki aşka inanıyorum; iki yaşımdan beri ezbere söylediğim o türkülerdeki aşka. Eğer bir gün, yetmiş altı yaşında ve yapayalnız, yaşlı bir kadın olursam ve bana sorarlarsa; “bilmem kaç milyar insan arasında, hadi bırakalım dünyayı, evrensel takılmayı, burada, yetmiş küsür milyon arasında, sen nasıl kalabildin bu kadar yalnız?” diye, cevabım bu olacak, “türkülerdeki aşka inanıyorum” diyeceğim. “Gerisi beni hiç ilgilendirmedi” diyeceğim. “Sizin saçma sapan oyunlarınız hiçbir zaman ilgimi çekmedi” diyeceğim. “Kendimi bile isteye oyun dışına attım”, diyeceğim. “Siz bana uymadınız, ben de size” diyeceğim. Belki çok üzüleceğim, ama söyleyeceğim; “benim hayatımda yalana dolana yer yoktu, yetinmelere yer yoktu, o olmayacaksa bu olsunlara yer yoktu” diyeceğim. Geçenlerde bir adamla buluştum. Benim için güzel düşünceleri olduğunu iddia ediyordu. Ona nasıl inanabilirdim? “Arar bulur muydun beni, sahipsiz mezar olsaydım” diyen bir türküye, “seni nerede olsan, ne halde olsan da bulurdum” diyen bir insanım ben, ona nasıl inanabilirdim? Her şeyi abartılı yaşayan/ hisseden gerizekalının teki olduğumu düşünebilirsiniz. Ama yapacak bir şey yok. İnsan en ufak bir şey bile hissetmeden öpüşüp sevişebilir. Karşısındaki adamın, yine hiçbir şey hissetmeksizin, sadece biyoloji gereği kalkmış organıyla karşı karşıya gelebilir, hatta o adamın dudaklarını hatta o organını öpebilir. Bunlar sıradan, basit şeyler. Bunlar, her gece dünyanın milyonlarca farklı yerinde gerçekleşen şeyler, bunlarda şaşırtıcı tek bir şey bile yok. Kusturucu derecede sıradan. Ben farklı bir şey istiyorum. Benim istediğim şey bir “huzur” hali. Saçma sapan, kendini karşındakine etkileyici ve farklı kılma çabalarından arınmış bir şey. Gerçek bir şey. Hani karşınızdaki incecik ve narin kadını, şarap rengi iç çamaşırlarıyla hayal etmenizin ötesinde bir şey ya da karşınızdaki tercihen dövmeli ve kemik gözlüklü falan adamı size ithafen yazdığı acayip romantik bir şiiri okurken hayal etmenizin. Ki, şu hayal ettiğiniz, geceleri tamvılırda “post” olarak paylaştığınız “sahneler” öyle basit, öyle gerçekleşmesi kolay ki; bu da ayrı bir “bulantı” sebebi.
Bilmiyorum; demek ki ben yaşlanmışım. Farklı bir şeyler arıyorum, türkülerde dinlediğim o aşkı. İşin tuhafı, ben on sekizimde de o aşkı arıyordum; ama hiçbir zaman denk gelmedi bana, yeterince güzel olamadığım için kendi içime hapsetmek zornda kaldım her türlü duyguyu. Uzaktan izledim sevdiğim adamların pek güzel kadınlar yüzünden acı çekişini ya da mutlu oluşunu. Bana sadece uzaktan izlemek düştü. İzledim. İzlediğim hiçbir sahne “yine sever miydin beni beni/ simsayah duman olsaydım olsaydım” cümlesine bir yanıt veremiyordu. Bomboştu. O zaman anladım işte; beni, benim onu sevebileceğim kadar çok sevebilecek hiçkimse çıkmayacak karşıma. Çünkü, ben bu işleri tahayyül edemeyeceğiniz kadar ciddiye alıyorum. İşte şimdi size yazıyorum. Belki ileride, ismini hep hayal ettiğim gbi “Zeynep” koyabileceğim bir kızımın olmasını isteyeceğim. O zaman, ben de bulurum birini elbet, benim gibi yıllarını boşa harcamış bir adamı. Karşısındaki, büyük oranda kafayı sıyırmış, çok küçük oranda güzel ve diğer insanlara benzeyen bir kadını kabul edebilecek kadar keçileri kaçırmış, kaybedecek pek bir şeyi olmayan bir adamı. İşte o zaman, “Zeynep dünyaya gelebilsin diye” razı olabilirim saçma sapan bir birlikteliğe. “Bu dünyada yerim yokmuş yokmuş, keşke bir yalan olsaydım olsaydım” diyorum, ama ne fayda. Hayat sürüklüyor beni kendi densizliğine. Eğer bir çocuk istersem; yani istersem hayatın önüme çizdiği o sıradanlığı, yetinmeyi, bulacağım bir adam, muhtemelen aynı fakülteden ve inanılmaz sıradan. Yok istemiyorum dersem; belki sahiden türkülerde duyduğum, bildiğim o aşkı, sevgiyi aktarabileceğim bir çocuktan bile mahsur, yapayalnız öleceğim. Görüyorsunuz, insanın yaşı otuza dört nala ilerlediğinde, farklı şeyler düşünmeye başlıyor. Sabah oldu şimdi saat yediye geliyor. Ben üzülmeye ve saçmalamaya devam ediyorum.
Hala benim doğum günüm!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! ^^