Sanatçının Karakteri
Yaşam aktüalite olarak, özünde bir üreme faaliyetidir.Elbette burada bahsedilen üreme, ilk ve bilindik anlamıyla salt bedensel bir üreme değil, onun da ötesinde (ama aynı zamanda onu kapsayacak şekilde) genel olarak ontolojik bir kavramı ifade etmektedir.Bunu ''almak ve vermek'' olarak tanımlıyorum, ilki maddeyi --verili olanı, cisimsel tözü-- ikincisi formu imler, ama verilen yani yaratılan form ve maddenin birliğindeki aktüel varlıktır.Bu bağlamda ancak üremenin bir türü olabilecek olan salt cinsel üremeyi bir imge olarak düşünürsek, üremede eril olanın dölleyen dişil olanın da döllenen olması gibi, düşünsel varlığımızda da eril ve dişil ögeler vardır.Bunların ayrıntısına girmeden doğrudan konuya değinmek gerekirse (buna bir başka yazıda değineceğim ama şimdilik kendiniz anlamaya ve kavramaya, açımlamaya çalışın.) sanatçı tam bu noktada eril ve dişil olanı tinsel bünyesinde taşır ki, ona hermafrodit Özne diyebiliriz.Zira hermafrodit olan yaşam ilkesinin her ikisine de yani eril ve dişil olana birlikte haiz olandır ki, üremeyi bir bütün olarak kendi bünyesinde taşır.Tabiri caizse, Sanatçı ilhamla hamile kalır, ilham onun tininde büyüyüp gelişerek esere dönüşür ve eser de vücuda bürünüp dışsallaşır.Cismani bir töz haline gelir.Sanatçı onunla dolayımlı olarak mutlu olmakla birlikte yeniden yaratma içgüdüsünü tazeler.Böylece bu, onun için, daha öte eserlerin yaratımına götüren bir muharrik ve tohumdur.Sanatçı yaşamın ta kendisidir.













