Bulanık uyandık İstanbul’a. Mesafesiz açtık gözümüzü. Sis kaplıydı her yer.
Uyanır uyanmaz ‘Kiraz’ dedim içimden. Canım çektiğinden değil, gayri ihtiyari nüksetti. Güç bela çıktım yataktan. Duşa girerken, çıkarken, takım elbisemi üstüme zımbalarken hep bir kelime vardı: Kiraz.
Metroda uykusu kanmamışlara göz gezdirip, mahmur gözler için hayat kurguları döşerken bir yan profil çarptı gözüme. Kabarık barbaros sakallı, salaş siyah hırkalı, koyu turuncu şapkalı, kocaman kulaklıklı o çocuk. Bir de şile bezinden omuz çantası. Ve pantolonu kiraz rengiydi. Kesinlikle vişne değil, kirazdı. Sağ ayağıyla indie (şüphesiz!) bir şarkıya hafiften tempo tutuyordu ve bedenindeki tüm hareket neredeyse bundan ibaretti. Bakışları ağırdı. Duruş açısı harika bir denklemle bulunmuş gibi neredeyse tüm vagonu hedef alıyordu ve ağır bakışlarla süzüyordu insanları. Müzik, tempo, bakışlar ve düşünceler. Kaya gibi depresif bir duruştu. O an anımsadım. Kiraz bir zamana aitti. Öylesine nüksetmemişti sabahın köründe.
Takım elbisenin katiyen hayatımın bir parçası olmayacağına dair derin hisler yaşadığım bir dönem. Üniversite hayatının ilk yılı. Çıkmadığımız Konur sokağın bir yerlerinde gördüğümüz ODTÜ Rock Şenliği’nde Replikas’ı dinleyeceğiz. Biletleri Konur’un benim için anlamı olan İmge Kitabevi’nden almışız. Bahar yarıyılının ortalarında özlem duyduğumuz kampüs hayatını görmeye ODTÜ’ye gidiyoruz. Ve gerçekten anlatılan, abimin mesela İzmir’de yaşadığını bildiğim, bir üniversite ortamıyla karşı karşıyayız. Cıvıl cıvıl her yer. Sora sora konser amfisini buluyoruz. Girşinde takılıyoruz biraz. Sohbet muhabbet derken içeri giriyoruz. Bir adam çıkıyor sahneye. Yalnız bir adam. Ne kadar duruyor sahnede, neler söylüyor video’nun tamamı kalmamış. Ancak bir şarkı söylüyor bu ‘eleman’. Acayip yakalıyor beni. Gözlerimi sahneye demirliyorum. Soluk sahne ışığıyla aydınlanan amfinin kalanı tümüyle karanlığa gömülüyor. Bir sahnedeki ses kalıyor, bir ben; her zamanki ağır ayak tempom, bir düşündüklerim ve duyumsadıklarım. Yine şimdi neler düşündüğümü hatırlamıyorum ama, hissettiğim o yalnızlık, o an ve o duruşum.. O depresif duruşu hatırlıyorum.
Sabah uyanıyorum. ‘Kiraz’ diye geçiriyorum içimden. Kelime, kalbin bir kulakçığından pompalanıyor, geçtiği tüm damarları paramparça ediyor. İçime çöküyor.
Barbaros sakallı depresif genci görüyorum metroda. Pantolonu kiraz rengi. 2008 yılına gidiyorum. Sahnede Seha Can. Yakalıyor beni:
– ‘Kiraz, tazele.. Çayları, tazele.. Kiraz, hayalleri tazele..’
Kan, damarlarımdan çekiliyor.
‘Kiraz’ diğer kulakçıktan dönüyor yuvasına. ———————————————————————————————————– 30 Ekim’de Karaköy Külah’ta çıkacakmış bu ‘Eleman’. Gelir misin, gidelim?
















