Evet, sonunda okuma programımda takıldığım yere geldim. Hem Dünya Savaşı psikolojisi, hem de kendi iş yoğunluklarım bu fotoğrafla özetlenen tıkanmışlığı getirdi. Okuyamadığım, yazamadığım, baharı da karşılayamadığımı düşündüğüm bir Nisan ayı ve bir Mayıs yarısı geride kaldı.
Mir’ac Gecesi sonrası hali olsa gerek bir uyanış ve arınma içindeyim. Bu sabah düşüncelerim ve duygularım daha berrak. Sözlerim de daha yerinde olmaya gayretli.
Bir ara yazdığım bir söz kulağımda çınlıyor: “Doğru olmanın bile zor olduğu bir zamanda dosdoğru olmak niyetimiz.” Ve işte dosdoğru olmanın nasıl bir hal gerektirdiğini başka bir yönüyle farkediyorum.
Sözler önemli. Manipüle aracı olduğu gibi, manipüle edene karşı bir silah da sözler. Hakikati söyleyebilenlerden olmak meşakkatli ve tercih edilmeyen bir durum. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovdukları” için olsa gerek.
“Kopyala-yapıştır” hallerimizin tavan yaptığı seçim dönemlerinde, en azından “seçim” kelimesini anlayabilmek önemli bir adım olacaktır sanırım.
Hakikaten neyi seçiyoruz?