ARKADİ ve BORİS STRUGATSKİ // TANRI OLMAK ZOR İŞ
“..Ve öyle çok ki bunlar: karanlık, darmadağın olmuş, ezelden beridir emeklerinin nankörlüğü yüzünden nefret dolu, aşağılanmış, küçücük bir ideal için bile tefekkür etmeyi bilmeyen insanlar... Ve bunlara bir şeyler öğretmek, birlik haline getirmek, bir hedefe yöneltmek, kendilerinden kurtarmak da mümkün değil.” S.83
“..onurlu ve özgür insana dönüşecek bir tür hammadde, demir cevheriydiler. Tembel, açgözlü ve inanılmaz bencildiler. Psikolojik olarak nerdeyse hiçbirinin kölelerden farkı yoktu: inançlarının köleleri, kendilerine benzeyenlerin köleleri, ihtiraslarının köleleri, tamahkarlıklarının köleleri. Ve eğer bunlardan biri efendi olarak doğmuş veya daha sonra öyle olmuşsa, özgürlüğüyle ne yapacağını bilmezdi. Tekrar telaşla köleleşiyordu: zenginliğin kölesi, olağanüstü bir lüksün kölesi, sefahat düşkünü dostlarının kölesi, kölelerinin kölesi. Bunların büyük bir çoğunluğu da tamamen masumdu. Fazlasıyla atıl ve fazlasıyla cahildiler. Köleliklerinin kökleri tembellikte ve cehaletteydi; tembellik ve cehalet de yeniden ve yeniden köleliği doğuruyordu.” S. 145-146
“..Zavallı bir asiyim ben ve benim gibi biri her fırsattan yararlanmak zorundadır. Rahipler, tanrılar şimşeklerin efendisidir, derler.. Don Rumata, kale duvarlarını parçalamak için şimşeklere ihtiyacım var.
“Şimşeklerle ne yapmak istiyorsunuz?”
“Altın suyuna batırılmış alçakları tahtakuruları gibi yakacağım, sonuncusuna kadar, her birini on ikinci göbeğine kadar. Kalelerini yeryüzünden sileceğim. Ordularını, onları savunanları ve destekleyenleri yakacağım. Ama endişe etmeyin; şimşekleriniz sadece iyiliğe hizmet edecekler ve yeryüzünde sadece özgür köleler kalıp da dünyaya onlar hükmeder olunca, şimşeklerinizi size geri vereceğim, bir daha da istemeyeceğim.” S. 206-207













