Birey denilen psikolojik varlık
Herkes kendi aklından memnundur. Bu konuda kendi payına düşene razı olmayan pek nadirdir. Hobbes, bu durumdan aklın herkese eşit bir şekilde dağıtılmış olduğu sonucunu çıkarır. Öyle ki, der Hobbes, herkesin payına düşene razı olduğu bir bölüşümden daha adil ne olabilir?
Tam da bir İngiliz'den beklenecek bir çıkarımdır bu. Öncelikle, temele psikolojiyi (memnuniyet) koyar. Bu, o düşüncenin esasında bireyci (individualist) olduğunu gösterir (Aynı şey bir felsefi sistem için de geçerlidir; temeline psikolojiyi koyan bir sistem özünde bireyci bir sistemdir). Başka bir deyişle, Hobbes'un düşüncesi liberal bir düşüncedir ve onu bağladığı eşitlik anlayışı da, kendi çağına uygun olarak, burjuva liberal eşitliktir.
Burada birey kavramı, içi boş, tek boyutlu, soyut bir biçimde ele alınır. Tıpkı sayılar gibi. Her sayı bir diğerinden farklıdır, fakat sayı olmak bakımından aynıdır, eşittir. Her insan teki bir diğerinden farklıdır, fakat yurttaş olmak bakımından yasa karşısında aynıdır ve eşittir. Her oy aynı değerdedir. Bu aritmetik (sayısal) bir eşitliktir.* Burada çoğunluğun sözü geçer.
Hobbes da bireyi bu bakımdan önemser; birey, diğerleriyle beraber, Leviathan'ın (Devlet'in) gövdesini meydana getiren, bedenini oluşturan atomlardan biri olmak bakımından değerlidir. Yoksa, sivil durumda tek başına olmanın pek bir anlamı veya önemi (gücü) yoktur. Toplumda tek başına olan insan, sivil durumdan ziyade, orman kanunlarının geçerli olduğu, yani sadece gücün konuştuğu, "doğa durumunda" yaşıyor gibidir. Dolayısıyla, Hobbes'un bireyciliği, aslında, bireyi mekanik (araçsal) olarak ele alır, yani, tam anlamıyla burjuvaca.
Şimdi, psikoloji hem bir disiplin (ruh bilimi) hem de kişinin hissiyatı (ruh hali) olarak manipülasyona ve tartışmaya son derece açık, göreli bir "alan"dır. Psikoloji disiplini içerisinde birbirini tümüyle reddeden teoriler aynı anda varolabilir ve vardır. Dolayısıyla, orada söylenenler, en nihayet, birer teori olabilir. Ancak, onun ötesine geçemez (Bunu söylerken, bilimsel bilginin ortaya konulma sıradüzenine atıfta bulunuyorum; hani, ilkin bir önkabul veya varsayım olarak ortaya konan, sonra bir hipotez haline gelen, daha sonra bir teori biçimini alan ve nihayet bilimsel bir yasa konumuna yükselen şu bilimsel bilginin).
Yine, kişinin psikolojisi de genel bir kural, sabit bir kaide olamayacak kadar yüzer gezer ve son derece "kişisel"dir. Psikolojiye başvuran bir açıklama, halihazırda olana, mevcut gerçekliğe (status quo) atıfta bulunmadan kendisini haklılaştıramaz. Mesela, “İnsan kaygıdır,” der. Neden diye sorsak, “Çünkü dünya böyledir,” der, “Böyle bir dünyada insanın kaygılanması kadar doğal bir şey yoktur.” Psikoloji statükoyu bir sabit olarak almadan konuşamaz. Yani, psikoloji statükocu bir disiplindir.
Psikolojinin manipülasyona son derece açık olmasıyla ilgili çok bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Hemen her çağda, hakim konumda olan kültür kurumları (büyü, âdetler, gelenekler, yollar [tarikatlar], cemaatler, din, medya, aile ve şu çoğunluk dedikleri) kişinin, toplulukların ve giderek yığınların psikolojisini yönlendirmiş, yedeklemiş ve hatta çoğu zaman üretmiştir, üretir. Hele ki bugün bir bütün olarak dünyanın psikolojisini (yani, ne hissedip ne hissetmeyeceğini, neye üzülüp neye güleceğini, neyi sevip neden nefret edeceğini) belirleyecek güçte kanaat üretme mekanizmaları var (mesela, medya). Ve bu makinalar halihazırda çalışıyor.
Gelgelelim, Hobbes'un bireyciliği bunların hiçbirini hesaba koymaz (Oysa, Hobbes'a göre, aklın en başta gelen işlevidir hesap yapmak; hatta, ona göre, akıl bir hesap makinesinden daha fazla ve başka bir şey değildir). Bu bakımdan onun bireyciliği, çağdaşı olan diğer İngilizlerinki gibi (Locke, Hume, Berkeley) soyuttur, içerimsizdir. Psikolojizmi ise, yine aynı nedenlerden ötürü, statükocudur, verili durumu bir kural olarak alır. Onun "doğa durumu"ndan kastettiği şey, aslında, içinde yaşadığı toplumun, Birleşik Krallık'ın o dönemde yüz yüze olduğu iç savaş durumudur. Yine, onun bireyi düşünceleri, hayalleri, korkuları, heyecanları, kaprisleri, ilgileri bakımından son derece Avrupalı, "beyaz" ve burjuvadır. Eğer Hegel'in dediği doğruysa; felsefe, "çağını kavramlaştırma faaliyeti" ise Hobbes'un yaptığı şey, dört başı mamur bir felsefedir.
*Ancak, bir de sayıları değil, fakat biçimleri (farklılıkları) temele alan "geometrik eşitlik" diye bir şey vardır. Bir üçgen, bir dörtgenden farklıdır (ve vice versa). Öyleyse, ona bir üçgene yaklaşır gibi yaklaşmalıyız; yoksa, bir dörtgene veya bir çembere yaklaşır gibi değil. Çünkü her birimin yeteneği ve ihtiyacı farklıdır. Dolayısıyla, bunları gözeten bir paylaşım adil ve eşit bir paylaşımdır. "Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre."