"Kabullenelim ama her kabul doğrudur olmasın."
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States

seen from Czechia

seen from South Africa
seen from Germany

seen from Czechia

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United Kingdom
seen from Netherlands
seen from Kenya

seen from United States

seen from South Africa

seen from Czechia
seen from United States
seen from Germany

seen from Türkiye
"Kabullenelim ama her kabul doğrudur olmasın."
Ata Mirası Devrim ve Başına Çuval Geçirilmiş İnsan
Ben belki önemli biri olmayabilirim, belki sen önemli biri olmayabilirsin ancak unutma, devrim kişinin kendisinde başlar. Devrim sende, bende, bugünlerde kendine inanmayan halkla başlar. Kendi devrimini yapamayan insan bir toplumu devrim ile bırak yüzyıllarca öteye taşımayı, milletin güveninin kırıntısına bile sahip olamaz.
"... çıkar çıkmaz kravatımı çantaya sokuşturup dümeni İstiklal Caddesi'ne kırıyorum. Sokaklara akan, mağaza önlerinde biriken insanlar, adını bilmediğim bir kalabalığa dönüşüyor. Çarpa çarpa yürüyorum. İçlerinde tanıdık yok, hepsi aynı insan bunların, hepsinin adı yabancı." .........
"Sağdan soldan, dükkanlardan sinemalardan, her yerden taşıyorlar. Cadde boyunca, ellerinde paketlerle üstüme üstüme geliyorlar. Bu yığına mı ait olmak istiyorum, diye düşünüyorum. Yalnızlığı sevmiyorsam, evet, bu yığına ait olmalıyım. Gidip içlerinden birine merhaba falan demeliyim. Yapamam ki... Kendimle bile konuşamıyorum, delirmek büyük bir lüks." .........
"Ve ben hep yürüyorum; sonsuza kadar o anın içinde asılı, kimseye görünmeden..."
- Ömür İklim Demir - Muhtelif Evhamlar Kitabı
Geçmişe bakmak, onu tekrar hissetmek, ve tekrar okumak mümkündür. Ama tekrar yaşayamayız geçmişi. Ama güzel olan bir şey vardır burada; geçmişe dokunmak, ve orada zaman zaman bulunmak yalnız kendimiz için bir vefa borcudur. Çünkü geçmiş bir ışıktır şimdiki zamanımız için. Ve bundan dolayıdır ki her şeyin çok hızlı aktığı bir nehirde bulanık suyu görmek mümkün değildir. Bu yüzden kendi yaşanmışlıklarımıza hürmet göstermek gerekir; orada durup dinlenmek gerekir, iyi veya kötü bu önemli değildir. Önemli olan kendimize yapacağımız güçlü yolculuklardır.
Meral Meri
Ama acaba neyi neden savunup, neye neden karşı olduğunuz üzerine biraz düşünmek, kafa yormak, okumak, öğrenmek çok mu zor?
Görüyoruz ki, her seferinde çok iyi şu partili, bu partili olabiliyorsunuz, partinizi, liderinizi, haksız olsa bile, her zaman her zeminde can-ı gönülden savunuyor, haklı çıkarmaya çabalıyorsunuz. En az aynı duyarlılığı vatanınıza, milletinize, çocuklarınızın geleceğine göstermek çok mu zor?
Mehmet Alp
_________
Devamını okumak için lütfen bağlantıyı tıklayın.
Beğeniler Tartışılabilir mi?
De gustibus anons ese disputandum (Zevkler ve beğeniler üzerine tartışılamaz...)
Yukarıdaki söylem dönemler boyunca hep kabul görmüştür. Bazı filozoflar bu duruma karşı çıktılar. Fakat öznel beğeni yargılarından kurtulmak için estetiğin bir bilim olarak kurulması gerekmekteydi. Bu konuda çalışmalar yapan filozoflardan en önemlisi de Kant’tı.
Kant, beğenilerle tartışılamaz söylemi ve kabulu ile bir hesaplaşmaya girdi.
Kant, bu hesaplaşmada çıkış noktası olarak ‘hoş’ ve ‘güzel’ değerlerinin birbirinden farklı olduğu dayanağını aldı. Hoş, kaynağını duyusal olandan, kişisel eğilimlerden alır ve bunlar üzerine tartışılamaz. Bir kişinin bilimkurgu filmlerinden, diğer bir kişinin romantik komedilerden hoşlanması ya da bir kişinin gülleri sevmesi diğer kişinin ise güllerden hoşlanmaması gibi öznel durumlardır ve tartışmaya, uzlaşmaya açık değillerdir.
Güzel’in dünyasında ise, bu güzeldir denildiğinde orada kişisel bir izlenim ve eğilimden bahsetmek istemeyiz. Aksine herkesin o şeyi güzel bulmasını bekleriz. Kant der ki, bu da o şeyde bulduğunuz hazzın herkeste olması gerektiği anlamına gelir çünkü güzelden bahsederken yalnız kendimin hoşlanmasından bahsetmiyorumdur. Ünlü düşünür, buradan da şu zorunlu sonuca ulaşır. Beğeni yargısı yani estetik yargı üzerine tartışabiliriz. Beğeni yargısının bir genelliği, prensibi vardır o da güzeldeki birey üstü olması gereken hazza dayanır.
Dar alanda kendini gülünç duruma düşürenlerle zaman harcamak, onları ciddiye almakla ilgili bir boşluk demek olurdu; biraz ondan, biraz bundan, biraz şundan gibi, boş ve anlamısız bir karmaşa. Halbuki burada gerçeklikten, cesaretten, talep etmekten, talep gerçekleştirme potansiyelinden, ve eşit dağılım, ve alım gücünün özgürlüğünden bahsediyoruz. Dikkatinizi çekerim, çoğul eki önem arz ediyor. Kendisi biraz evrenle ilgili bir şeydir. Sığ bir bakışla ilgili bir şey değildir.
Meral Meri
Herkes bir Z kuşağı lafıdır dilinde dolandırıp duruyor. Üzerine kitaplar yazılıyor, seminerler düzenleniyor, YouTube kanalları kuruluyor, uzman olduğunu iddia edenler oluyor ve benzeri birçok çalışma yapılıyor. Bu nesle genel anlamda yaklaşım internet ile ilişkileri odağında oluyor. Z kuşağı diyerek sınıflandırılan nesli yapacağı ve yaptığı her türlü anormalliğin nedeni sorgulanıyor. Z kuşağı birey olarak değil bir grup adeta bir topluluk olarak bir kefede değerlendiriliyor. Ben bu tutumu son derece kapitalist buluyorum.
Z kuşağı şöyledir, z kuşağı bunu sever, z kuşağı şu olaya böyle tepki verir diyerek katagorize edip bir şekil verilerek genç nesli nasıl yönetebiliriz kaygısı yaşanmaktadır. Kapital düzen sınıflandırma yapmayı sever. Bu sınıflandırma neticesinde dilerse politik, dilerse ticari, dilerse kültürel olarak insanları bir yöne doğru sürükler. Para odağındaki düzen bireyleri sürüklemekten keyif duyar. Sürüklenmeye ve şekillendirmeye en açık nesil ise kapital düzenin sınıflandırmasıyla z kuşağıdır.
Sınıflandırma insanları kolaylıkla yönetebilmek adına yapılır. Bu sebeple ben bireylerin bir sınıfa ait hissettirilmesinden hiç haz etmem. Hürriyeti dilediğini satın alabilme ve seçebilme olarak dar bir kalıba sokan kapital düzen bu çokluğu sunarken bize rehber olmaya da talip. Bu düzen kendini yönetemeyen kararlarını uyaranlara bağlı veren insanları bu şekilde etkisi altına alıyor. Z kuşağı diyerek bu düzenin tanımlamalarını kabullenip gençleri kapital düzenin sunduğu rotalara mecbur bırakıyoruz.
Birey toyluğuyla eleştirilebilir ama sınıflandırılamaz. Bu çok haksızca bir tutumdur. Önceki neslin sonraki nesli eleştirdiği kaynaklara göre binlerce yıllık bir alışkanlık. Ama bu katagorize etme işi son on yılların yeni bir adeti.
Bizler gençlerimizi birey olarak değerlendirmek zorundayız. Her bireyin kendi ilgi alanları, becerileri, hayata bakışı, ideolojisi, anlam arayışı vardır. Biz bunu "z kuşağı şöyledir" diyerek farketmeden köreltiyoruz. Bugünkü gençlerin tekdüzeliğinin büyük bir sebebi budur.