Ulrike'den Nejat'a "vaat edilen" gelecekten, tercih edilene...
“Ben şahsen bu ülkede yaşanan şeylerin çoğunun öyle uzun boylu tahliller gerektirmediğine kâni oldum.” Eldridge Cleaver
15 Mayıs 1970, Almanya. Bir sosyal araştırmalar enstitüsü. Bir kadının hayatının baştan aşağı değiştiği gün. Ulrike Meinhof’un…
Kızıl Ordu Fraksiyon’u -RAF- ilk eylemini gerçekleştiriyor, Andreas Baader özgürlüğüne kavuşturuluyor. Almanya’nın en büyük kabusu işte o gün başlıyor. Baader’i kaçıran grubun içinde bir kadın var, herkes onu tanıyor, biliyor. Herkes ona dikkat çekiyor. Ulrike Meinhof.
Ulrike Meinhof, o gün Andreas Baader’in kaçırılmasında başka bir evrene adım atıyor; yeraltına, illegaliteye, profesyonel devrimciliğe, gerçek evrenine…
Ulrike Meinhof o güne kadar bir gazeteci; köşe yazıyor, televizyon programlarına çıkıyor. Ama biraz “farklı” bir gazeteci, aşırı sol-radikal sol diye adlandırılan daha sonra içinden RAF, 2 Temmuz Hareketi gibi örgütleri çıkaracak olan gençliği savunuyor. Onların diyor, benim gibi çıkıp kendilerini televizyonlarda ifade etme şansları yok, o yüzden şiddete başvuruyorlar. Binlerce taşla ilgili sözünü herkes bilir. Ulrike Meinhof, 15 Mayıs günü tüm bunları salt dile getirmeyi bırakıp, pratiğin ustası oluyor.
Şimdi bunları anlatmama sebep olan asıl meseleye geleyim.
Suphi Nejat Ağırnaslı… Çevirmen, grafik tasarımcı, yazar, sosyolog. Ama hayatına bunlarla devam etmeyi değil; Kobane’ye gitmeyi, eline silah almayı, IŞİD’e karşı savaşmayı tercih etti.
Suphi Nejat bir çocuk değildi, eğitimsiz değildi (Boğaziçililiğinden bağımsız), kişisel olarak mutsuz değildi, hayatı sevmiyor değildi, Suphi Nejat kandırılabilecek biri de değildi.
Suphi Nejat teoriyi tabir-i caizse yalamış yutmuş biri olarak, artık pratikte bir sıra neferi olmayı ancak kendi isteyebilirdi.
YPG Basın Merkezi’nin yayınladığı fotoğraftaki gülüşü, silah sesleri altında kimlik bilgilerini söylediği videodaki gülüşü bundandır.
Suphi Nejat sizlere göre büyük fırsatları tepmiş, buralarda “büyük adam” olacakken Kobane’de “terörist” olarak kandırılmış bir genç olabilir. Ama değil; asıl Suphi Nejat Kobane’ye gitmese geri kalan nefes aldığı her günde hayatının en büyük fırsatını kaçırdığını düşünecekti. O enternasyonalist bir komünistin, kurabileceği en büyük düşü kurmuş ve gerçekleştirmiştir. Hepimizden onlarca adım öndedir.
Suphi Nejat, kendini Peter Pan’a benzetecek kadar çocuk, Kobane’yi, savaşı Neverland’i görecek kadar büyüktü.
Gazeteci Ulrike Meinhof gibi, “gelecek vaat eden” Suphi Nejat da devrim yolunda sıra neferi olmayı önündeki-arkasındaki bütün “büyük” şeylere değişmiştir.
Suphi Nejat’ın seçimlerine saygı duymak, o kadar da zor değil. Deneyin.



















