Ruhum, bir gün o kara bulutların arasına yükselecek..

seen from United Kingdom
seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from China

seen from United States
seen from China
seen from Australia
seen from China
seen from United States

seen from France

seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Canada
seen from Türkiye
seen from United States
Ruhum, bir gün o kara bulutların arasına yükselecek..
Anne olmak.. güzel bir hayal.
Dünya hali böyledir, insan koyun koyuna yattığıyla bile aynı rüyayı görmez. Herkes kendi hesabına uyanır, herkes kendi kabusuna uyur.
[Mahir Ünsal Eriş \ Sarıyaz]
Derinlere saplanmış keşkeler var. Silinmeyecek hatıralar, toplanamayacak kırıklar var. Duyması acıtan sözler, özür ve aflarla geçmeyecek.. iyileşmeyecek yaralar var. Günden güne büyüyen nefret, yavaş yavaş çürüyen bağ var. Sonrayı düşünmeyen onlar ve yıkılan bir ben var.
Sevdiğim bir şeye bakınca hiç kimsenin duymadığı şarkılar çalınıyor kulaklarıma. Bir kitap, bir çiçek, bir duvar.. bir insan.. Onlara bakmak yetiyor işte.
'Ruh' nedir bilmeden 'acısını' öğreniyoruz. Bir kitap okuyoruz ve kendimize hayali dünyalar kurmayı keşfediyoruz. Uzaktan kısık sesle kulağa hoş gelen bir şarkı duyuyoruz sonra da susup dinlemeye alışıyoruz. Yağmurdan kaçan, güneşten saklanan insanlar görüyoruz; yanlış neymiş anlıyoruz. Hastalıklı zihniyetlerin serbestçe dolaştığı sokaklarda özgürce gezemeyen bizler, çaresizliğin kölesi oluyoruz. "Mutluyuz-mutsuzuz, huzurluyuz-huzursuzuz, güvendeyiz-güvensiziz" zıtlıkları fark ettiğimizde yalan söylemeye mecbur bırakılıyoruz. Doğru söylerseniz sorgulanırsınız. Anlatırsanız anlamazlar ama hüküm koyarlar; 'bencilsin', 'nankörsün' diye anlınızın ortasına hiç umursamadan damgayı basarlar. Yaşıyoruz ne de olsa. Böylelikle biz de umursamamayı öğreniyoruz zamanla. Sonra.. sonrası kaderiniz ve sizin iradenizin seçimlerine kalmış.
Bir hıçkırık düğüm düğüm olmuş boğazımda. Gözlerimi kırpsam, sonsuza kadar damlayacakmış gibi o yaşlar.. Acısından gülümser mi insan? Kırık tebessümlerimde kaç kişiyi gömdüm geçmişe bilmiyorum. Kendimi en az hasarla nasıl kurtarırım bu günden diye düşünmek yoruyor.. artık dayanacak bir sebep yok! Yaslanacak sevinçler, kucaklanacak güvenler, konuşulacak fikirler yok! Kimisi çıkmış, 'Haline şükür edip, böyle yaşamaya çalış' diyor. Bizim şükür edip etmediğimizi bilmeyen mahluklar bunlar! Ben ister miydim böyle konuşmayı, bu şekil hislerin içerisinde boğulmayı? Neyin tatavasıdır, neyin çekememezliğidir ki asıl susup oturması gereken sizlerken! İnsanlar hayatlarının bir kısmında o boşluğa düşer.. düşer düşmesine de elinden tutan varsa kalkmasını bilir. Benim, bırak elimden tutanı sırtımdan el birliğiyle itenlerim oldu.. Söylediği sözü bir daha tekrar etmeyen ben, yalvardım. Kimsenin karşısında gözleri bile dolmayan ben, hüngür hüngür ağladım. Ne için? Kime karşı? Değer vermişim zamanında. Aptallığım o zaman baş göstermiş. O kadar boşmuşlar ki.. bir o kadar daha boşmuşlar. Bütün bunları bana yazdıranların çok yakınımda olması?.. Yorgunum. Bütün bu dert verenlerle aynı çatı altında yaşamak dermanımı sömürüyor. Uzaklaşmak, yalnız kalmaktan geçiyor. Her günün gecesini dört gözle bekliyorum. Bana çok sessizsin, insanın yüzüne bak, karanlık odada kala kala deliriceksin diyenler asıl sorunun kendilerinde olduğunu, çözümünün ise eleştirdikleri şeylerden türediğini bile bile... yapıyorlar. Her şeyi bilerek, bildikleri halde yapıyorlar... İnsan yazdıkça omuzlarındaki baskı biraz olsun hafifliyormuş.. ama o yükün acısı hala kendini saklıyor. Bir ben biliyorum. Hatta bazen zihnim o kadar karmaşık oluyor ki.. ben de kendimi anlamayacak duruma geliyorum.
Yazdım da ne oldu? Tekrar tekrar okuyup acılarımı hatırlamaktan başka ne yararı var? Her okuyuşumun sonunda bir cümle daha eklemem ne fayda sağlar? 'Yardım..' diye yazıp yazıp sildiğim cümlenin devamı gelemiyor. Elim varmıyor yazmaya. Gururumun, 'Yeter! Kendine gel!' feryatlarını duymak zora sokuyor beni. Evet! Sorusu sorulmadan 'Evet!' diye bağırmak istiyorum artık. Yarım kalmış cümlemi tamamlamadan, ona karşın gelecek soruyu duymadan sadece 'Evet!'demek istiyorum.
Yine aynı terane. Yaşadığım yıllar sanki bir paradoksun içine hapis edilmiş gibi. Günden güne değişey tek şey hayal kırıklığı seviyesi. Kötü, kötü, kötü! Bu hayatta iyilik yapmak bile kötülük olarak algılanıyor. Hiç kimse temelinde yatan, perdenin arkasında görülenleri fark etmiyor veya fark etmek istemiyor ki bu daha da kötü!.. Yabaniliğin de ötesinde olan karakterlere sahip insalardan kaçış yok. Onlar her zaman burnunuzun dibinde bitecek. Siz, biteceksiniz... onlar yine de burnunuzun dibinde bitmeye devam edecek. Hayat bu. Mutluluğun olduğu yerde hüzün de vardır. Umudun olduğu yerde umutsuzluk, güvenin olduğu yerde aldatılış vardır. Değişmeyecek bir döngünün içerisindeyiz. Sapmış düşünceler her zaman var olacak. Karamsarlık dünyayı kuşatmaya devam edecek. Kibir, tahtını terk etmeyecek. Biz, cibiliyetsiz insanların gölgesinden uzaklaşamayacağız. Bizim gibiler karanlığa mahkum.. kurtuluşu yok. Ölsek de yaşasak da olan yine bize olacak!
Ruhum sürgüne gitmiş de dönmek istemiyormuş gibi..