Yürüyerek gidenlerin, bizim motorlu araç kullananlardan farklı bir gezi tarzları, zaman algıları, yaşam biçimleri vardı. Yürüyerek yola çıkanlar yola düşmeyi başardıktan sonra alabildiğine özgür, bağımsız, başına buyruk gidiyorlardı. Hele tek başlarına yola çıkmışlarsa .
Motorlu araçlarla gezenler, ister uçak olsun, ister araba, isterse motosiklet bir araca bindiklerinde zamana rakip olurlar. İnsan bedeni ve kat edeceği yolun arasına güçlü bir alet girmiştir artık. Motor, sadece mesafeleri aşmaya değil, zamanı hızlandırarak yaşamaya da yarar çünkü süreç yerine sonuç önemlidir artık. Bir süre sonra ‘yolculuk yapmak’ değil, ‘varmak’ hedef haline gelir.
Yolcu eğer durumun farkındaysa mesele yok ama, farkında değilse eğer , gezginlik hallerini bozan bir durumdur bu. Aslolan, insanın doğadaki beden hızına en yakın hızla, insan boyuna en yakın yükseklikten etrafa bakarak ve dış dünyayla araya hiçbir engel koymadan gitmektir; olabildiği kadar aracısız ve savunmasız yol almaktır. Çünkü, aslolan yürümektir.
Yürürken yaşadıklarıyla diğer zamanlarda yaşadıklarını karşılaştıran gezginler bunu iyi bilir.
( Özcan Yurdalan, Ahşap Fanus, İran Yolculuğu )
.
.
.
.
.
[ İran, Tebriz, 29.04.2025 ]














