‘‘Umut etmekten yorulduğu an insan, insan olmanın ağırlığı ile eziliyor Martha. Ruhumda, hayallere ilham olacak hiçbir şey kalmadı artık. Kötü ve benciliz, inandım. Kucakladım, mütemadiyen şu peşimizdeki yalnızlığı. Kabul ettim, ellerin ellerinde oyuncak olan sevgimizi. Boyun eğdim, ‘değişebilir’ diyerek darbelerine müsemma gösterdiğimiz lakin bu müsemma ile daha da azan kimselere. Ah gözlerimdeki sanrı! Herkese iyi olmanın ne büyük bir hata olduğunu, yeri geldiğinde kötünün de zebanisi olmam gerektiğini ve kötülere kötü olmamanın iyilere haksızlık olduğunu göremeyişimdeki aciz naiflik, bulandırıyorsun midemi. Yoruldum Martha. Ve anladım: iyice sezince…insan ve hayatı, ölümün öyle çok da korkulacak yanı kalmıyormuş. Boğazıma kadar doldum diyormuş insan. Umuda ve hayale doydum. Koydum küçük hesapları bir kenera. Hayat içtikçe yeşereceğim sanan bu ben, onu tattıkça soldum.’’
…




















