7 Mayıs Pazartesi, Tamirci beklemek çaresizliği ile nasıl başedilir?
Bir kaç alternatifimiz var. Onlar aranıyor, fiyatlar alınıyor, referanslar oluşturuluyor sonunda Baha’nın tanıdığı bir firmanın tavsiyesiyle birisine ulaşılıyor ve fakat ve elbette adam dolu. “Akşam gelirim” diyor. Hatta tam saat veriyor; 18:30’da oradayım! Kafamda deli sorular; yetiştirebilir mi? Bir malzeme lazım olsa akşam dükkanlar kapalıyken nasıl olacak? Vs vs.. O kadar güvenmişiz ki adama , “ya gelmezse” yok bu soruların içinde… Saflık işte :)
Baha armadan hoşnut değil, tespit ettiği önemli sorunlar var. Onlar için ve şaft boğazı için gereken malzemeyi almak üzere yollanıyorlar. Denizciliğin şanındandır biraz da halat almadan olmaz. Hepsini toparlayıp geliyorlar. En gerekli şey de WD40 tabii ki :) heryere akşamdan sıkılmış sıkışık vidaların rahatça açılması umuduyla işe koyuldular.Tatlı tatlı armayla uğraşıyorlar. Benim anladığım tepemize ana direk inmek üzereymiş! Belki de öyle değildir. Ben Baha’nın ciddiyetinden öyle çıkardım :) Sağolsun nasıl sakin sakin ama sistemli çalışıyor inanılır gibi değil. Tam görev adamı!… İyi ki ilk etapta o gelmiş. Yola çıkmadan yani.
Yol dedim de gidebilecekler mi acaba? Şu anki durumumuza bakarsan hiç öyle bir umut yok. Yan teknelerden yabancı denizcilerle azıcık sohbetimiz oldu. Hedefin Amsterdam olduğunu duyunca çok güldüler. Şaka yaptığımızı düşündüler. Bozuntuya vermedik. Elimde eksilenleri tamamlamak için aldığım 4 adet 1.5 lt lik su şişesini görünce de “bunlar Hollandaya kadar yetecek mi” diye katıla katıla gülmekten de geri kalmadılar. Bana sorarsanız hiç gideceklermiş gibi gelmiyor zaten. Ben de esprilere karşılık veriyorum gülerek, Ümit ve Baha sessiz sedasız çalışmaya devam ediyor…
Yine akşam oldu. Son dakika lazy jack yırtıldı elllerinde kaldı. Ümit acilen Marmaris’e İzzet bey’e götürdü. Sağolsun adamcağız aciliyeti anlayıp herşeyi bırakıp halletmeye koyulmuş. Biz Baha ile arka kamarayı tamamen salona ve ön kamaraya boşaltıp ortamı gelecek tamirciye hazır etmeye çalışıyoruz. Saat 18:30 a doğru da arayıp “ne zaman geliyorsun?” sorusunu yöneltiyoruz. İşte o hiç aklımıza gelmeyen ama ilk aklımıza gelmesi gereken cevap geliyor; “abi işim çıktı ben yarın gelsem?” Baha yerine telefonda Ümit olsaydı sonuç çok farklı ve çok pis olurdu. Adam da biz de şanslıymışız. Bah sakince konuşup adamı sabah saat 06.00’da gelmeye ikna etti. Biz de kamaradan çıkartılmış 2 bisiklet ve tonla eşya ile başbaşa kaldık. Teknede kıpırdayacak yer yok. O sırada Ümit geldi ona da müjdeyi verdik. Baha’dan sakinlik bulaştı sanki adama. Sunturlu bir küfür savuracağına durumu tepkisiz kabullendi. O da yarın yola çıkabileceğine olan inancını kaybetti diye düşündüm o an.
İzzet Bey işi tamamlamış, gidip onu almak lazım. Arka kamarayı boşaltırken farkettiğim üzere rutubet almış bazı şeylerin yıkanması lazım. Çok pisim, yorgunum ve artık havlu atıyorum. Önerim şu; ben eve gideyim. Giderken İzzet Bey’e uğrarım, akşam evde yıkanacakları yıkarım, teknede bir kişi eksik olur yatacak yer bulma açısından bu da önemli şu anda. Sabah erkenden de gelir sizi uğurlarım. Ümit istemeye istemeye kabul etti. Planı uyguladık ben eve döndüm.













