Kaldığım yerden devam etmem gerekirse…
Gel zaman git zaman işte kalemi çok aldım elime, yazacaksam mükemmel olmalıydı, milyonlar (!) okuyacak, takip edecek, görüş belirtecek ya, bu sebeple sanırım üstümde bir baskı oluştu. Mükemmeli ortaya koymam için mükemmel bir zaman, ilham, konu olmalıydı. Ama bekle bekle yıllar kanat takıp uçtu, aklımdan ne paragraflar, ne cümleler, ne “işte bu!”lar geçti, fakat olmadı. Ben de gayet normal bir günde, gayet yorgun ve hiç de aslında ilham perim yanımda değilken birden aldım defteri kalemi elime, başladım düşünmeden cümleleri yan yana getirmeye. Hani kurulu saat gibi, birdenbire oldu her şey. Demek ki piston aşağı inmiş o an. Neyse efendim, yazıya da ortadan devam ediyormuş gibi başlama sebebim sanki bu zamana kadar uzun uzun yazıyormuşum da devam ediyormuş havası yakalamak. Mesajı aldınız siz; yılların blog yazarıymışım gibi okuyun panpalar :)
Önce klasik yöntem yazma, sonra dijital dünya
Şimdi şöyle devam ediyoruz; ben özlü söz söylüyorum, tecrübelerimden çıkarmış olduğum bir sosyolojik çıkarımı paylaşıyorum, üstünde çok düşünmeden ama dersimizi de almış olarak yazıya devam ediyoruz.
“Kendinizi düşünmediğiniz, kendiniz için bir şey yapmadığınız her gün zarardasınız.”
Özlü sözün kısa açıklaması da şudur ki; öncelik sizsiniz, sizin istedikleriniz, sizin hissettikleriniz. Tabi ki bencillikten bahsetmiyorum. Ama lütfen eve geldiğinizde iş kafasından çıkmış olun, etkinlik biletlerinizi mesailere değiş etmeyin, sizin iyi hissetmeniz başkasının kötü hissetmesine sebep olmasın elbette ama başkası iyi hissedecek diye de siz kötü hissetmeyin, seviyorsanız gidin konuşun, komik duruma düşmemek kaydıyla istediğinizi yapabilme hakkına sahip olduğunuzu unutmayın. Komik duruma da düşerseniz düşün canım, ondan da çıkarılacak bir ders vardır elbet. Özlü sözün açıklaması roman olma yolunda ilerlemeden ben mevzuyu kapatıyorum.
Şimdi efendim, bu blogta amacımız öncelikle kendini ifade etme, şöyle güzelce içini dökme, ben de varım deme tamam mı? E tabi interaktif bir ortam yaratmak her blog yazarını (hele hele) motive eden bir durum.
Çılgın anılarımı anlatacağım, renkli renkli, tasarımları mükemmel kafeleri tanıtacağım, film festivallerini, tiyatroları falan konuşacağız, hele yurt içi – yurt dışı gezileri en heyecan verici konu başlığı olacak, ufak bir de kitap kulübü planım var…tüm bunlar bu bloğun amacı.
Asıl amaç kendini ifade etmek. Klasik bir laf vardır ya “Herkes sizi sevmek zorunda değil” diye, doğru elbette ama insanoğlu bir şekilde kendini ifade etmek zorunda. Sorgu sual, önyargı, ne derler baskısı olmadan bunu yapmalı her kişi. Yoksa düşünmeyen, iki lafı bir araya getiremeyen, özgüvensiz, içine kapanık, kendini değersiz gören bir topluma doğru sürükleniyoruz. Herkesin kendi aracı vardır. Kimisi konuşur, kimisi ağlar, kimisi çizer, kimisi de yazar. Böyle işte. Önemli olan insanın kendini iyi hissedeceği, oh diyebileceği bir şeyler yapması. Ben karşımda kim olduğunu bilmeden yazılı konuşmak istiyorum. Böyle her şeyin daha güzel olacağına inandım, bozmayın beni ha.
Amaç kısmının da roman yolunda ilerlemesini durdurmak amacıyla “paylaşım” köşesine geçiyorum.
2012 Eylül ayı itibariyle keşfetmiş olduğum www.themagger.com paylaşım sitesini gururla sunarım sizlere de. Naif ve güzel dil kullanıyor maggerlar. Zaten biliyorsanız lütfen o “üff” şeklindeki bakışlarınızı duvara doğru çevirin, sekip dönsün sizlere efendim. Duymamış olanlar, inceleyip keyfini çıkarmaya başlayabilir. Ben de ilk keşfettiğimde tutkunu olmuştum, şimdi sosyal hayatta yaptıklarımın rotasını belirleyen, tavsiyelerini dikkate aldığım güzel bir rehber benim için. Arkadaşlarım bilirler, onlara bile törenle sundum bu nitelikli paylaşım ortamını. Özetle paylaşım iyidir, içeriği nitelikli ve güzel olan herşeyi de kendi blog dünyama taşıyacağımdır.
Peki öyleyse, bir kez daha kendime hoş geldin diyor, eğlenceyi başlatıyorum… Bir dahaki yazımda doğum günleri hakkında zehir zemberek açıklamalarda bulunmayı planlıyorum. Bekleyiniz efendim..