İşaret Dili öğreniyorum
Küçük yaşlarımdan beri merak ettiğim ve öğrenmek istediğim bir şeydi işaret dili. Bununla ilgili ilk hatırladığım anım, "Speed 2" filminden bir sahne ve sonra kendi kendime "ben de ilerde işaret dili öğrenmeliyim" dediğim andı. Şimdi bakıyorum da film 1997'de gösterime girmiş, yani lise 1 veya 2. sınıftayken daha doktor olmayı henüz isterken istediğim bir şeymiş.
Liseyi bitirdim, Edirne'ye gittim üniversiteyi bitirdim, İstanbul'da uzmanlık eğitimimi bitirdim, zorunlu hizmet için Artvin'e geldim; burada boş boş otururken, engelli hastalarla iletişimi kolaylaştırmak amacıyla işaret dili öğretilmesi için 3 kişinin görevlendirileceğini öğrenince hemen gönüllü oldum.
Bu hafta eğitim Artvin Gençlik Merkezi'nde başladı. Ben de her gün, günde 4-5 saat, işitme engelli bir eğitmenden Türk İşaret Dili'ni öğreniyorum. Sonunda sınav olup bir sertifika alacağız.
Eğitim başlayana kadar bu olayın benim için en heyecanlı kısmı bu dili öğrenmekti. Tıpkı yabancı bir dili öğrenmek gibi. Fakat dili öğrenmeye başladıkça olayın daha derin olduğunu farkettim. Öncelikle bu tam anlamıyla bir "dil" değil, bir iletişim yöntemi. Konuşamayan ve/veya duyamayan insanlar için hayatı kolaylaştıran bir yöntem.
İşaret dilini öğrenmeden önce, filmlerde gördüğümüz bir iki işaret dışında hiç bir şey bilmiyordum. Tıpkı çince gibi, baktığımda hiç bir şey anlamadığım için ne içerdiğini de bilmiyordum. Konuşulan her şeyin kelime kelime tercüme edildiğini sanıyordum. Oysa o işaretler sadece karşılıklı anlaşmadan ibaret.
Şöyle özetlemek gerekirse; işitme engelli bir insan, çok bilinçli bir ailede doğmadıysa ve okuma yazma öğrenmediyse kullandığı dili çok basit. Mesela biz "Akşam sinemaya gidelim mi?" diye söyleriz ama onlar için "Akşam sinema gitmek beraber?" yeterli. Ya da "Nereye gitmek istersin" yerine "Ne yer gitmek istemek sen" gibi. Çoğu işaret bir kaç anlama geliyor, mutlaka ki işaret dili, konuşmak kadar kolay bir iletişim yolu değil, ama onların hayatlarını çok kolaylaştırıyor.
Yanlış bilindiği gibi işaret dili sadece el kol hareketlerinden oluşmuyor. %50'sinden çoğu yüz ifadesi ve vücut dilinde saklı, sonuçta her kelimeye karşılık gelen tek bir işaret yok ve unutmamak gerekir ki önemli olan karşınızdakinin anlaması.
Türkiye'de yaşayan, işitme engelli olup okuma yazma bilmeyi bırakın işaret dilini bilmeyen insanlar da var, sonuçta onlar da aile içinde geliştirdikleri bir dille anlaşabiliyorlar. İşaret dili de işitme engelli insanların toplumun geneliyle anlaşabilmesi için oluşturulmuş bir yol zaten. Önemli olan işareti doğru yapmak değil, önemli olan anlaşmak. Buraya yazdıklarım ve farkına vardıklarımın hepsi eğitmenimiz Seçil Hergül Tanrıverdi sayesinde oldu.
Kendisi işitme engelli bir işaret dili eğitmeni; çok iyi dudak okuyor, çok az duyabiliyor ve bence çok iyi konuşuyor. Eşi Ercüment Tanrıverdi de Türkiye İşitme Engelliler Milli Federasyonu başkanı ve şu sıralar bir sabah haber programında canlı olarak işaret dili tercümanlığı yapıyor. Türkiye'de işitme engelliler için önemli adımların atılmasını sağlıyorlar. Örneğin İETT otobüslerinde, şoförün hemen arkasında, hangi durağa gelindiğini gösteren ekranların işitme engelliler için konduğunu biliyor muydunuz?
Ama hala hayat onlar için çok acımasız; doktora gidip şikayetinizi, polise gidip derdinizi anlatamadığınızı, bankanızın veya cep telefonu şirketinizin çağrı merkezini hiç arayamadığınızı düşünsenize... "Yazarak anlatsınlar" diyorsunuz belki ama gelin görün ki her işitme engelli okuma yazma öğrenecek kadar şanslı değil ülkemizde. İstemedikleri için değil, imkanları olmadıkları için.
Şimdi bu farkındalık ve sorumluluk bilinciyle bu satırları yazmak için bilgisayarın karşısına geçtiğimde internette biraz gezindim. Konuşma ve altyazı olmayan bir kaç işaret dili videosu izledim. Bir haftadır çok yoğun bir şekilde öğrendiğim ve öğlen aralarında arkadaşlara gösterirken çok iyi söktüğümü sandığım işaret dilinin buzdağı gibi sadece gözüken kısmını öğrendiğimi ve bu videolarda gördüğüm hiç bir şeyi anlamadığımı farkettim. Umarım bol pratik ve bu eğitimle bunun üstesinden gelirim.
Bu bir haftalık eğitimde, hocamız hariç 30'a yakın engelsiz insan olarak bir çok şey öğrendik. Birbirimizle bir çok kez işaret diliyle konuştuk ve çok iyi anlaştık; çünkü aslında zaten anlaşabiliyorduk. Ama bu sabah Hocamız işitme engelli bir genç getirdi, onunla anlaşmaya çalışırken anladık ki veya anladım ki o bizi çok iyi anlıyor ama biz onu anlamıyoruz. Çünkü o zaten yıllardır bizi anlamak zorunda kaldığı için her mimiğimiz her hareketimiz her dudak oynatışımız onun için bir şey ifade ediyor. Oysa ben onun hızlı hareketlerini yakalamakta güçlük çektiğim gibi eline mi baksam yüzüne mi baksam derken söylediklerini kaçırıyorum.
Kıssadan hisse; engelli insanlar zaten bizi anlamak zorunda oldukları için hayatlarını buna göre düzenliyorlar ama biz onları anlamak için hiç bir şey yapmıyoruz. Daha çok sorumluluk almalı ve bu konuda daha sağ duyulu olmalıyız. Ayrıca bunları söylemek için 31 yılımın geçmiş olmasından dolayı utanıyorum.













