Şehrin tek terminali Ubungo Otobüs Terminali son derece kaotik, büyük bir terminal. Gece olmuş 03:30, yağmur yağıyor. Önce bekleyebileceğimiz kapalı bir yer bile göremiyoruz, sonra karanlıkta seçiyoruz: Geniş beton bir alanın üzerine bir çatı kondurmuşlar. İçeride sıra sıra sandalyeler var ama hepsi dolu. Hatta birçok insan da yerlere yayılmışlar. Turist yok, bir biz.
İçerisi tuhaf görünüyor, hani de ki mülteci kampı. İnsanlar sandalye tepelerinde uyumaya çalışıyor. Sırtımızda ve göğsümüzde sırt çantalarıyla ayakta bekliyoruz. Ama bu halimizle herkesin odak noktası olunca yer değiştirip dışarıda, yağmurdan korunaklı bir yerde bekliyoruz.
Etrafta büfe kılıklı yerler var, yiyecek içecek ve türlü ıvır zıvır satılıyor. Müzik çalıyor, reggae tınlıyor kulaklarımıza. Arada hırpani görünüşlü adamlae sallana sallana gelip ''Jambo'' (Merhaba) diyor ve otobüsü soruyor. Herkes bize otobüs bileti satma gayretine girişiyor ama biletimiz olduğunu söyleyince fazla üstelemiyorlar.
Sonunda boş bir sandalye bulup oturuyorum. Yorgunum ve hava serin. Bazı insanlar kışlıklar içinde, montlar falan. Bazıları ise şort-atlet. Etraf pek temiz durmuyor, insanlar da. Otobüsler eski ama kimisi rengarenk. Kadınların çoğu geleneksel Afrika tarzında, bol renkli, bol desenli kıyafetlerle etrafa aldırmadan ağır ağır yürüyorlar. Bu halleriyle çok güzel görünüyorlar.
Tanzanya'da hem büyük bir Müslaman hem Hristiyan hem de ilkel dinlere inanan geniş bir kitle var. Daresselam ve ülkenin güneyi -ki buna Zanzibar da dahil- Müslüman ağırlıklı ama ortam pek İslami durmuyor şu saatte.
Etraf o denli sefil görünüyor ki, Güney Amerika'daki en ufak otobüs terminali bile buradan iyidir.
Burada bir şey yapmadan, yorgun argın zaman öldürmeye çalışınca, ölmek bilmiyor dakikalar saatler. Saat sonunda 5'i bulduğunda otobüs şirketini bulmaya karar veriyoruz.
Ofis, terminalin dışında imiş, yürüdükçe büyüklüğünü daha iyi anlıyorum. Kalabalığın, rengarenk otobüslerin arasında yolumuzu bulup kendimizi dışarı atmaya çalışırken, dışarıdan bir sürü insan içeri girmeye çalışıyor. Ve bu arada arabanın tekinden bir müzik yükseliyor. Saat 5, yorgunluk ve uykusuzluktan geberirken ayaklarım müziği takip etmeye başlıyor, kendimi dans ederken buluyorum. Afrika şimdiden kanıma girdi galiba.
Dışarı çıkmak için para ödememiz gerekiyor, sanırım terminal vergisi gibi bir şey. Ve dışarıda farklı firmaların çığırtkanları peşimize takılsa da dalıyoruz karanlığa, Dar Express ofisini aramaya başlıyoruz.
Hava karanlık, firmalar yan yana, tek katlı uzun barakalar halinde dizllmiş. Hani Dar Express en iyi şirket ya, minik Türk kafamda Ulusoy-Varan ofisi gibi bir ofise girmeyi beklemişim herhalde. Onun yerine, diğerlerinden ayırmakta zorlandığımız bir barakada buluyoruz kendimizi.
Önümüzdeki insanları aşmaya çalışmadan efendi gibi sıramızı bekliyoruz. Sonunda derdimizi anlatmayı başardığımızda, başka birinin 5 dakika içinde geleceği söyleniyor bize. 5 dakikalar kol kola geçip giderken gelen giden yok. Şarlama yoluyla kendimizi hatırlatınca, bir telefon konuşması yapıp biletlerimizi hazırlıyor konuştuğumuz adam. Sonra bizi alıp, kalabalığın içinde hızla sürükleyerek yeniden terminale sokuyor.
6'ya hala 30-40 dakika var. Su ve tuvalet ikilisini halletmeye karar veriyorum. Etraf öyle leş ki, tuvalet fikri iç açmasa da yol uzun, huzurlu, boş bir mesaneyi tercih etmek durumunda kalıyorum.
Tuvalet için 200-300 TSH ödüyorum ve girmeye korktuğum tuvalet beni şaşkınlığa uğratıyor: Alaturka tuvaletler, içeride su olmamasına rağmen pırıl pırıl. Maşrapa ve kova koymuşlar ve nasılsa temiz tutmayı başarmışlar.
Otobüsün hareket etmesi 6:30'u, terminalden çıkabilmemiz ise 7'yi buluyor