Güneşten yüzükler sarkıtmak istiyorum mabedim. Senli benli bakan yüzleri buseye boğmak istiyorum... Uyandım. İçim gök yüzüne yansımış. Buğulu bakan yerlerimde grilikler tütmekte. Alevin bile gri, renklerimi söküp almışlar gibi... Eksik hissettiğim her an, sana uyanmak, avuç içimdeki gamzelerine, ışıldayan yerlerimle renkli bakmak istediğim her an, her yer gri.
Ben hep sana yazabiliyorum biliyor musun? Ne bir mükerrer tarihe, ne bir politik sövmelere, ne de apolitikalara. Sadece sana. Ama daha çok eksikliğine... Çünkü varlığın hiç bir zaman daimi olmuyor ait olduğun yerlerimde. Mutluluğun, huzurun tadımlık oluyor her daim. Ne sen bana tahammül edebiliyorsun, ne de ben sana. Huşuyu sende bulduğum her an, hicranın düşüyor tadımlık ısıttığın yere. Kurduğun hayali, kağıtlara dökmeye, kadere yazmaya fırsat bile kalmadan, kursağımda bırakıyor vazgeçişler, gidişler. Dünya sana doğru dönerken, duruyor gökyüzü, tik-tak sesleri, fasıl mırıldanmaları. Yorulmadın mı daha? Bil ki artık sana olan saygım yorgun benim. Bil ki, yüzümdeki hilal gökyüzüne bakmıyor artık. Benliğim başka ellere düşmeden, vicdanım örselenmeden gel. Gel ki, sevebileyim. Gel ki, insan kalabileyim...