Ben bugün gelemeyeceğim, siz evde çalışabilirsiniz.
Adı şimdilik m olan bir arayüz kütüphanesi geliştiriyorum. Evde çalışmadım. İnsan yattığı odada saatlerce sigara içmeyi göze alamıyor. Güverte'ye gidip akşama kadar kafede bilgisayarıyla oturan insan artistliği yaptım. Hiç toplumla iç içe kod yazmamıştım. Başta odaklanamam sanmıştım ama sonra geliştirici beynim numarasını yaptı ve zaman-mekan ikilisinden soyutlanmayı başardım. Bir çizgi filmin her bölümünde mutlaka gerçekleşen şaşırtıcı olay gibi bu soyutlanma.
Bu kütüphanenin olayı fonksiyon kazandırılan elemanlara sadece fonksiyon kazandırması ve CSS'e fonksiyonun çalışabilmesi için gereken birkaç satırlık eklemeler dışında hiç müdahale etmemesi. Bunu kullanacak olan hayali geliştiricilerin markup kısmında hiç yorulmaması için mümkün olan en az işaretlemeyle, iskelet halindeki bir yapıyla işlevden hiç kaybetmeden çalışmak gibi şahane bir prensibi merkez alarak geliştirmeye çalışıyorum. Sayfadaki her şeyin görüntüsünü kontrol altında tutmak isteyen, CSS'te override ve fazladan satır derdi taşımak istemeyen ve temel arayüz işlevlerini her seferinde sıfırdan yaratmak istemeyen bünyelere yarayacak güya. İngilizce dökümantasyon hazırlamayı planlıyorum bitince.
Hakkında bu kadar şey yazdım ama canım sıkılınca öylece bırakma ihtimalim de hayli yüksek. Coffeescript'te yazıyorum bu arada. Coffee'den sonra Javascript'in köşeli parantezleri, noktalı virgülleri hiç çekilmiyor.
Sabahtan beri bununla uğraşmaktan beynim yoruldu, stack overflow verdim. Bir anlığına aklımdan dinlenmek için televizyon izleme fikri geçti, sonra hemen kendime geldim. Ne biçim bir ülkede yaşadığımızı düşünüyorum internetten haberlere bakınca. Her gün tamamen farklı bir gündem, üretim tarihi o güne ait kavramlar havada uçuşuyor. Cem Uzan'ın caps'inin yapıldığı bir garip ülke...
Tüm kış hiç hastalanmamış olmanın gururuyla, boynumdaki düzleşmenin izin verdiği ölçüde başı dik yürümüştüm şimdiye kadar; bugün bir şeyler kaptım gibime geliyor. Bence yine hastalanmam. Bazen de kolum kırılsa olabilecekleri düşünüyorum; kod yazarak hayatta kalan bir organizmanın kolunun kırılması durumunda yaşayacakları, Afrika'nın engin düzlüklerinde bir bacağında hafif burkulma meydana gelen bir otçulun başına geleceklerle benzerlik gösterir. Memleket, anne-yanı gibi genelde hasretlerinin burunda tütmesiyle özdeş kavramların birer süper-yırtıcıya dönüştüğü bir senaryo bu.
Ben ne anlatıyorum? Şimdilik bunları düşünmenin anlamı yok, zaten iş dışında mümkün olabilecek her şeyde yan basmış durumdayım. Hayatımın geri kalanıyla şimdiki durum arasındaki fark, yine de hevesli ve genel olarak mutlu olmam. Sanırım beni hayatta tutacak olan şey doğru düzgün bir işmiş. İş dışındaki zamanlarda da kod yazdığım için, üniversitedeyken hayalini kurduğum kendini bilime adamış akademisyen olmayla denk bir durum yaşıyorum. Şimdi fark ettim de, ağzım leş gibi kokuyormuş.