Kır Saçlı Adamın Hikayesi
Göz açıp, kapayıncaya kadar geçen bir lahza…
Söylesenize bana, gerçek olan birbirini kovalayan akreple yelkovan mı? Yoksa ruhunu kaybetmiş bir adamın saçına düşen aklar mı?
Gecenin en karanlık anında tan yerini ağartan güneş…
Söylesenize bana, gözümüzle gördüğümüz ışık mıdır? Yoksa milyonlarca yıldır yanan güneşin ateşi mi?
Tam uykuya dalacakken gözünde canlanan anılar...
Söylesenize bana, ruhunuzu esir alan düşünce, yaşadıklarımız mıdır? Yoksa aklımızda kalan birkaç güzel hatıra mı?
Yıllar önce tanıştığım “Biz bu saçları değirmende ağartmadık” diyen kır saçlı bilge olduğunu düşündüğüm bir filozof vardı. “Güzel kadınlar sevdim ama hepsi gitti.” Derdi.
Ve sonuna da eklerdi, yavaş hareketlerle, rakısından bir yudum daha aldıktan sonra; “Saçına düşen aklar, zamanla hafızandan silinen güzel kadınların, sende bıraktığı güneş yanıklarıdır.” Diye.
Var olsun.
Bense, saçımdaki aklar canımı acıttıkça daha iyi anlıyorum, ne demek istediğini.














