dolls
seen from France

seen from Türkiye
seen from France

seen from United States
seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from Netherlands
seen from Germany

seen from France

seen from Italy

seen from United States

seen from Singapore
seen from United States
seen from Russia
seen from Yemen
seen from United States
dolls
hmmm. wonder what kind of alarm bells I just set off looking up import controls on ammonium nitrate.
Ölümüz de dirimiz gibi; beş para etmiyor.
Zeki Müren’in ölümünün üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, hala “sanat güneşi”ni unutmamış olmamıza haret ediyorum. Bebekliğine bile tanık olmadığım, ben memleketimden kaçıp gittikten sonra doğan kuzenlerim, büyüyüp Justin Bieber fırsat verince, ilk terkedilişlerinin acısıyla eski sevgililerine Facebook’tan bir Zeki Müren şarkısı ile mesaj verince, durumu aklım almıyor. Ben o yaşlarda, kenarı açılmaya başlayan favori spor ayakkabımdan başka acıyı bilmezken, onların daha 15 olmadan iki kez dul kalmış kadın acılarına gömülmelerine gülsem mi, üzülsem mi karar veremiyorum. Ama acılarını kadın kıyafetleri giyen, sözde heteroseksüel bir adamın şarkılarıyla yaşamaları ve Zeki bey’in sesi gönderilerini beğenmeme, çok beğenmeme neden oluyor.
Ben aşk acısı yaşamaya başladığımda Zeki Müren ölmüştü. Türkiye’nin eşcinsel azınlığını meşrulaştırdığına mı yoksa bir türlü çıkıp “ee eşcinselim ne var?” diyemediği için onlara zarar verdiğine mi karar verdiğim bu adama gönülden bir bağ kurmam, Bodrum’da şu an müze olan evini ziyaretim de başladı.
İstanbul’un pisliğinden, kebapçısından, gettolarından kaçıp sığındığı evinin mütevaziliği, yalnızlığı, görünce “yazık etmişin kendine be adam” demiştim. Türkiyeliler’in yurtdışını uzayda sandığı günlerde kurbanını bilmem hangi tropik memlekette kesen bir adamı oralara sürükleyen neydi acaba?
Neyse, konumuz aslında Zeki Müren değil, David Bowie.
Tıpkı “paşa” gibi kadın kıyafetleriyle sahnelerde salınan, değeri çok daha fazla bilinen İngiliz rock yıldızı için, Londra’nın en rafine müzesi V&A bugünlerde büyük bir sergi açtı. Biletleri günler öncesinde tükenen sergiye gitmek için turistler karaborsada bilet bulma yarışında. Daha yaşarken böyle bir sergi ile ölümsüzlüğe erişmek bir sanatçı için kariyerinin en önemli anı olsa gerek.
Biz ise, Zeki Müren’i çekildiği inzivaya terk edip bıraktığımızla kalalım. Olurda yazın Bodrum trafiğinden kaçmak için bir kestirmeye saparsak, evinin önünden geçeriz. Mini etekli, makyajlı bir adamın anılarını yaşatamayacağımızdan değil, yeni bir şeye açlığımızdan.
Görünen o ki Türkiye’de yaşarken pek değerin bilinmiyor. Ölürsen de ancak Sabancı gibi cesetin para ediyorsa hatırlanıyorsun. Umarım aşk acımız, rakımız eksik olmaz da, arada anarız “rahmetli”yi... Paşama saygılarla,
“Ne zaman iki satır yazmaya kalksam, hep sana, hep seni hep bizi yazıyorum
Ne zaman bir kadeh alsam elime, hep sana, hep seni hep bizi içiyorum”