idioteque if it SUCKED

seen from Moldova
seen from China
seen from Austria

seen from United States
seen from United States
seen from South Korea
seen from China
seen from Germany
seen from China

seen from Moldova
seen from United States
seen from Moldova
seen from Maldives
seen from United States

seen from Moldova

seen from United States
seen from China
seen from Canada

seen from Moldova
seen from China
idioteque if it SUCKED
your fursona's cute as hell
"pink trombone" (ew) module for voice mimicry. thinking of those bulgarian choirs
dün synthesizer atölyesinin ikinci dersine katıldım. ders giderek zorlaşıyor. keşke biraz daha müzik bilgim olsaydı, dedim çünkü konuşurken bazen kısa yoldan gitmek için müzik dilinden konuşuyor ve anlamayınca, oraya kadar anlatılanı da unutuyorum.
bir de aklıma bu atölyelerde öğrendiklerimi sizinle de paylaşmak geldi. böylece synth'e olan ilginin ve merakın artmasında, müzik kültürünün gelişmesinde, zihinlerin ve ufukların genişlemesinde belki biraz katkım olur diye umuyorum. ayrıca bence aynı ucuz müzikleri sürekli sürekli dinlemek beynimizi geriletiyor. merak duygumuzu köreltiyor,dikkat kesilip dinlememizi azaltıyor. vaktim dar olduğu için notlarımı temize ben çekemedim, yapay zekaya temizlettirip özetlettirdim.
notlara geçmeden önce, "ya bana ne abi synth'ten" diyebilirsiniz. bu yazıyı açıkçası sadece synth kültürü yayılsın niyetiyle değil, bu blog kendime dair bellek kayıtlarımı biriktirmek için kullandığım bir hafıza mekanı. yakın veya uzak gelecekte "ya ben o sıralar napıyormuşum" diye kendimi hatırlamak istersem, ki ara sıra geçmişe dönüp "ya ben kimdim, napıyordum abi" dediğim oluyor, buraya bakıp "haa evet o aralar şuralara gidiyordum, hatta şu insanlarla tanışmıştım" diyorum. çünkü insan yaşadıkça ruhunun köklerinden uzaklaşıp boşluğa düşebiliyor. dünya hali işte. beşer şaşar.
bu notlardakileri uygulamak için hard veya soft bir synthesizer'inizin olması gerekmiyor. öğrenmek için biz de derste, ben de dersten sonra evde, vcv rack diye açık kaynak kodlu bir program kullanıyoruz.
ilk haftanın notları:
Modüler synth'in 4 temel unsuru
Klasik (subtractive / çıkarmalı) synth mantığı şu dört modülden ibaret. Hepsinin ortak özelliği "voltage controlled" olması — yani hepsi voltajla kontrol edilebiliyor.
Oscillator (VCO) — Sesi üretir. Ham dalga formunu ve perdeyi belirleyen ses kaynağıdır.
Filter (VCF) — Sesin harmonik içeriğini filtreler, yani parlaklığını ve tınısını şekillendirir.
Amplifier (VCA) — Sesin genliğini, yani ses seviyesini zaman içinde kontrol eder.
Modulator (LFO / Envelope) — Kendi başına ses üretmez ya da değiştirmez. Sadece üstteki üç modülün nasıl davranacağını belirleyen kontrol sinyalleri üretir.
Akışı şöyle düşün: ses kaynağı → tını → ses seviyesi, ve modülatörler de bu üçünü zaman içinde canlandıran şey.
Dalga formları: harmonik = sertlik
Burada kafama oturan tek bir kural var: harmonik sayısı arttıkça ses parlaklaşır, sertleşir.
Sine — Sadece temel frekans, hiç harmonik yok. En saf, en yumuşak ses.
Square (kare) — Sadece tek sayılı harmonikler (1f, 3f, 5f…), genlik 1/n oranında azalıyor. İçi boş, odunsu bir tını.
Saw (testere) — Hem tek hem çift harmonik var, genlik yine 1/n ile düşüyor ama daha fazla harmonik içerdiği için en dolu spektrum bu. Yani en parlak, en sert ses saw.
Triangle (üçgen) — Kare gibi sadece tek harmonik ama genlik 1/n² ile çok daha hızlı düşüyor. Bu yüzden sinüse yakın, yumuşacık.
Özetle: sine en mat, saw en parlak. Aralarındaki tek fark hangi harmoniklerin ne kadar güçlü olduğu.
CV: modülerin ortak dili
CV = Control Voltage (kontrol voltajı). Modülerde her şey voltajla konuşur:
Pitch (V/Oct): +1V = +1 oktav. VCO'nun perdesini belirler.
Gate: Tuş basılıyken açık, bırakınca kapalı. "Çalıyor mu, susuyor mu" bilgisi.
Velocity: Tuşa ne kadar sert bastığın.
İlk patch'im: MIDI → CV → VCO → VCA → Audio
Teoriyi anlamak güzel ama asıl şu kabloları bağlayınca taş yerine oturdu:
MIDI to CV — Klavyeden gelen MIDI'yi CV'ye çeviriyor. Pitch'i VCO'ya, gate/velocity'yi VCA'ya gönderiyorum.
VCO — Gelen perdede dalga formunu üretiyor (saw ya da triangle bağladım).
VCA — Audio girişine VCO'nun sesini, CV girişine de gate'i bağlıyorum. Kontrol voltajı ne kadar yüksekse ses o kadar açılıyor. Gate sayesinde tuşa basınca çalıyor, bırakınca susuyor.
Audio out — ses kartına, oradan hoparlöre.
Burada güzel bir bağlantı var: gate'i doğrudan VCA'ya bağlayınca ses org gibi ani açılıp kapanıyor. Araya bir Envelope (ADSR) koyunca attack/decay/sustain/release ile yumuşak bir ses zarfı elde ediyorsun — ve işte o envelope, yukarıda saydığım 4. unsur olan modülatörün ta kendisi. Teori ve pratik tam burada birleşiyor.
ikinci haftanın notları:
İki tür sinyal var, ve önemli olan ikincisi
Bir synth'in içinde iki şey akar: ses verisi (duyduğumuz şey) ve kontrol verisi / CV (sesi değil, modüllerin davranışını yöneten şey). İşin sırrı şu: pratikte ses verisine neredeyse hiç dokunmuyorsun, sürekli kontrol voltajıyla uğraşıyorsun.
Hatırlatma niyetine birkaç parça:
VCO = Voltage Controlled Oscillator. "VC"yi ters çevir → CV = Control Voltage.
Audio modülü = sesi ses kartına yollayan çıkış (gerçek modülerde olmaz, yazılım için eklenmiş).
MIDI to CV = klavyenden gelen MIDI'yi CV'ye çevirir, çünkü synth'in içinde MIDI değil voltaj konuşulur. Buradan iki çıkış kullandık: Gate ve V/Oct.
Beyaz terminal = giriş, siyah = çıkış.
Sesin üç özelliği: frekans, genlik, faz.
V/Oct olayı da şu: bir oktavı 12 eşit parçaya bölüyor, yani 1 V = 1 oktav, 1 yarım ses = 1/12 V. Bunu VCO'nun V/Oct girişine bağlayınca klavyeden perdeyi kontrol ediyorsun.
4 yapı taşı ve "amplifier" yanılgısı
Her synth dört şeyden oluşuyor: Oscillator (ses üretir), Amplifier/VCA (genliği açar/kısar), Filter (frekans filtreler — o haftaya kaldı) ve Modulator (kendi başına ses yapmaz, diğerlerine zamana bağlı CV verir).
Buradaki en güzel uyarı: müzisyen kafasıyla "amplifikatör" deyince gitar amfisi geliyor aklımıza. Ama synth dünyasında amplifikasyon = genliği değiştirmek demek — sadece yükseltmek değil, kısmak da onun işi.
VCA'nın iki girişi var ve mantığı çok temiz:
Channel/audio input: hangi sesi açıp kısacağım? (VCO'nun çıkışı)
CV input: ne kadar açacağım? (kontrol voltajı — 10 V tam açık, 1 V az açık)
Gate ve hayatımı değiştiren cümle
Gate = kapı. Tuşa basmıyorsan 0 V, basıyorsan ~10 V. CV girişine bağlayınca: basınca çalar, bırakınca susar. Gate'in 0–10 mantığı VCA'nın beklediğiyle birebir örtüşüyor.
Ve sonra o cümle geldi: V/Oct de Gate de aslında sadece bir sayı veriyor. Sayının ne anlama geldiğini onu nereye bağladığın belirliyor. Aynı sayıyı VCO'ya bağlarsan frekans değişiyor, VCA'ya bağlarsan genlik değişiyor.
Hoca bunu kanıtlamak için "dünyanın en saçma synth'ini" yaptı: V/Oct'u hem perdeye hem de VCA'ya bağladık. Sonuç: ne kadar tiz nota basarsan o kadar yüksek, ne kadar pes basarsan o kadar kısık ses. Müzikal felaket ama kafamdaki bariyeri kıran an tam da buydu.
ADSR: bir sesin zamana yayılması
Buraya kadarki synth sıkıcıydı, çünkü basınca ses zart diye anında geliyordu. Halbuki bir pad yapmak istiyorsan sesin yavaşça açılması (fade-in) lazım. Aslında duyduğun neredeyse hiçbir synth sesi anında gelmez — 0 ms ile 300 ms arası bile kocaman bir fark.
Burada modülatörler giriyor devreye. İlki ADSR Envelope (zarf). Genlik zarfı = sesin genliğinin zamanla nasıl değiştiği. Dört parametre:
Attack — süre: 0'dan maksimuma çıkış (fade-in).
Decay — süre: tepeden sustain seviyesine iniş.
Sustain — SEVİYE (zaman değil!): tuşu basılı tuttuğun sürece kalınan seviye.
Release — süre: bıraktıktan sonra 0'a iniş.
En çok karışan şey buymuş: A, D, R birer süre ama S bir seviye. VCV'de sustain bu yüzden çizgi değil nokta olarak çiziliyor — süresi belirsiz çünkü.
Araya güzel bir teori kaçtı: piyano ve gitara halk arasında "sustain'li enstrüman" deniyor ama teknik olarak yanlışmış. Gerçek sustain input'u sürdürebildiğin enstrümanlarda var — saksofon, keman, trompet, akordeon (nefes/yay/körük devam ettikçe ses devam eder). Gitar/piyanoda input anlık; gerisi doğal sönümlenme. Piyanonun sustain pedalı bile aslında fade-out'u uzatmaktan ibaret. Gerçek sustain org ve synth'te var. (Gitarda istisna: teli mıknatısla sürekli titreştiren Ebow.)
Pratikte ADSR EG'nin ses girişi yok — sadece zarfı üretip Gate'ten ne zaman bastığını öğreniyor, çıkışını VCA'nın CV girişine veriyorsun, ve işte genlik zarfın oluyor.
Zarfı frekansa bağlayınca işler çığırından çıkıyor
Zarf illa genliğe bağlanmak zorunda değil. ADSR çıkışını VCO'nun V/Oct'una bağladık — perde, zarfın şeklini takip etti. Ama varsayılan zarf 0–10 V veriyor ve 1 V = 1 oktav olduğu için ses 10 oktav yukarı fırladı. Resmen kulak delen bir şey.
Çözüm attenüasyon: çıkan voltajı kısmak. Süreleri değiştirmek karakteri değiştiriyor ama aralığı küçültmüyor; o yüzden araya seviyesi ~%10'a indirilmiş ikinci bir VCA koyduk → 10 V, 1 V'a düştü (= 1 oktav), çok daha makul.
Ve hoca bunu bir reçeteye bağladı, her synth'te tekrar edecekmişiz: modülatör oluştur → zamana bağlı değişim yarat → parametreye yönlendir → fazlaysa kıs → müzikal sonuç. Modülasyon = zamana bağlı değişim, hepsi bu.
LFO, tremolo ve vibrato
İkinci modülatör LFO — aslında VCO'nun çok yavaş hâli. VCO 500–2000 Hz'de çalışırken LFO ~2–5 Hz'de, yani 20 Hz'in altında, duyulmuyor. Modülatörleri zaten hiç duymuyoruz; sadece verileriyle başka şeyleri oynatıyoruz.
ADSR tek seferlik: bir basışa bir hareket, tekrar etmez.
LFO sürekli: basıp basmamandan bağımsız, sürekli salınıyor (faz ışığı yanıp sönüyor).
İki klasik etki:
Tremolo = genliğin periyodik değişimi → LFO'yu VCA'ya bağla.
Vibrato = perdenin periyodik değişimi → LFO'yu V/Oct'a bağla.
Buradaki tuzak: LFO'nun frekansını artırınca sesin frekansı artmıyor — sadece değişimin hızı artıyor. Ve yine aynı yere çıkıyoruz: ADSR de LFO da sadece zamana bağlı sayı üretiyor; nereye bağlarsan o özellik zamanla değişiyor. Her şey her şeye bağlanır.
Sonunda "insan yapımı" arayüze geçiş: Vital
VCV Rack'te her şeyi elle bağlamak biraz eziyetti; asıl amaç da buydu zaten — gerçek synth'lerde aynı şeyleri görünce şaşırmayalım diye. Çünkü her synth'te aynı dört yapı taşı var, tek soru "bunlar nerede?"
Vital'da öğrendiklerim:
Amplifikatör artık ayrı modül değil — sadece bir level knob'u, arkada ona bağlı gizli bir VCA var. VCV'de elle kurduğumuz her şey burada hazır bağlı.
Osilatörü genelde bir dalga formu gördüğün yerden tanıyorsun (modern synth'lerde 200+ wavetable olabiliyor). Pan = stereo yerleşim.
Envelope 1 otomatik olarak genliğe bağlı geliyor (synth'lerin %85–95'inde böyle); görünmüyor ama arkada bağlı. Boştaki bir envelope tetiklense de bir şey değiştirmiyor.
Bağlama işi sürükle-bırak: modülatörü parametrenin üstüne bırakıyorsun. Modülasyon derinliği = ne kadar etkileyeceği — yani VCV'deki o ikinci VCA ile yaptığımız kısmanın birebir aynısı, ama Vital değerleri insani aralıkta tutuyor.
Perde tarafında iki kavram:
Transpose = yarım/tam ses adımları (12 yarım ses = oktav). Notaya beşli eklemek, alttan bas koymak gibi müzikal işler için. (Dikkat: Vital'de yarım ses, Serum'da tam ses olabiliyor.)
Detune = cent ile (1 cent = yarım sesin 1/100'ü). Sesi hafif detone edip "şişman"/koma hissi vermek için. Vibrato yapmak istersen LFO'yu manuel perde yerine detune'a bağlıyorsun.
Bir de iki osilatörle interval/unison: birini +7 yarım ses transpoze edince aynı anda nota + beşlisi çalıyor. Ve LFO sync — LFO'yu DAW'ın BPM'ine kilitliyorsun, hız artık Hz değil nota değeriyle: 1/4 = vuruşta bir döngü, barda 4 döngü.
requiem for ikea weed
I heard you like slope generators, so I built krell out of slope generators
I am not a composer, a producer or whatever, but god I can spend hours fiddling with wires on VCV
This is so addictive
I'm here to disrupt the finance synthesizer scene.