The cover of the British Edition of Yank, August 24, 1945
Photographer: Unknown
The Statue of Liberty featured as the "Yank pin-up girl".

seen from India

seen from United States

seen from Italy
seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from China
seen from South Korea
seen from United States
seen from United States

seen from China
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from India

seen from United States
seen from China
seen from Germany
seen from United States
seen from T1
The cover of the British Edition of Yank, August 24, 1945
Photographer: Unknown
The Statue of Liberty featured as the "Yank pin-up girl".
Enfeksiyon hastalıklarının salgınlar halinde yayılması, en çok korkulan tıbbi vakalardan biri sayılır. Çünkü salgınların durdurulması, tıpkı yayılmış orman yangınlarında olduğu gibi, çok zordur ve insan faktörüyle direkt ilgili olması, durdurulmasını güçleştirir.
İnsanlardaki hastalıkları tedavide ciddi problemlerle karşılaşılabilir: Etik değerler, kişilik haklarına saygı duyulma zorunluluğu, hastanın yanlış bilgiler vermesisayılabilecek başlıca problemlerdir.
Tifolu Mary yazısına bu uzun girişi yapmamızın bir sebebi var: Tifolu Mary, ya da tam ismiyle Mary Mallon, sağlık çalışanlarının kabuslarında gördükleri hasta davranışlarını birer birer uygulamıştı.
1938 yılında öldüğünde, geride 10 salgın, 47 hasta ve 3 ölü vardı.
İsterseniz hikayeyi baştan alalım.
Tifo, 20. yüzyılın en çok ölüme sebebiyet veren hastalıklarından biri olarak kabul edilir. Bu hastalığa yakalananların ateşleri 40 C’ye yükselir, hastada terleme, gastroenterit ve ishal başlar. Bu sebeple hızla su kaybettirir.
19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında, tifo, salgınlara sebep olmaktadır ve tedavi seçenekleri yeterince gelişmemiştir. Dönemin kaynaklarına göre 19. yüzyılda tifo sebebiyle ölüm oranı 100,000’de 65’tir. En çok kayıp verilen sene 1891’dir ki o yıl her 100,000 kişiden 174’ü tifo sebebiyle ölmüştür.
Mary Mallon, 1869 yılının 23 Eylül’ünde dünyaya gelir. İrlanda’dan ABD’ye taşınır.
20. yüzyılın başlarında ABD’ye gelen bir İrlandalı, aşçılıktan başka işlere uygun görülmez. Belki de bu sebeple olacak, Mary de 1900 ile 1907 yılları arasında New York’ta aşçılık yapar.
Buraya kadar her şey normal görünmektedir.
Her şey New York’un Mamaroneck bölgesindeki bir evde aşçı olarak çalışmasıyla başlar.
2 hafta sonra, evde oturanlarda tifo hastalığı görülür.
Bunun üzerine evden ayrılan Mary, 1901 yılında Manhattan’a geçer. Burada bir evde çalışmaya başlamasının hemen ardından evin fertlerinde ateş ve ishal baş gösterir. Evin çamaşırcısı ise tifo sebebiyle hayatını kaybeder.
Mary, 2. evi de bırakır, bir avukatın evinde çalışmaya başlar. Belki de diğer 2 evdeki kısa çalışma mazisinin etkisinden kurtulmak ve uzun süre çalışmak istemektedir. Fakat bu ümidinin gerçekleşmeyeceği kısa sürede anlaşılır:
Evdeki 8 kişiden 7’sinde tifo hastalığı ortaya çıkar!
Mary, bu sefer hastaları bırakıp gitmek istemez. Hastaların bakımını üstlenir. Fakat kendi bakımı altındayken, ev halkının hastalıkları şiddetlenir.
Bu işten de bir şekilde ayrılan Mary, 1904 yılında Long Island’da bir başka evde çalışmaya başlar. Yine 2 hafta içinde evdeki 11 kişinin 6’sına tifo bulaşır.
Bu kadarla kalır mı dersiniz?
Kalmaz. Mary yine işyerini değiştirir. Bu sefer 3 kişiye tifo bulaşır.
Bu belki böylece devam edip gidecektir ama Mary’nin çalıştığı evin arazi sahibi, bir sağlık memuru olan George Soper’i, hastalığın yayılma sebebini bulması için çağırır. Durumu dikkatle inceleyen sağlık memuru, Mary’nin tifo taşıyıcısı olabileceğini düşünür.
“Gözden kaçırılabilir mi?” demeyin. O ana dek, ABD’de canlı tifo taşıyıcısına rastlanmamıştır.
Tifonun konak değiştirmesi, genellikle taşıyıcı olan bir insan tarafından kirletilen su veya yiyecekle gerçekleşmektedir. Bu durum, sağlık memurunun şüphelenmesinin de temel sebebidir.
Soper, Mary’den idrar ve dışkı örneği almak istediğinde, Mary kontrolü inatla reddeder. George Soper daha sonra 1906 yılında Journal of the American Medical Association’da bulgularını yayınlar.
Mary ile 2. karşılaşmalarında yanında bir doktor da getiren Soper, yine Mary Moller tarafından reddedilir. Mary’nin bu reddinde, güvenilir bir kimyagerin Mary’nin önceki tahlillerinde bakteri taşımadığını tespit etmesi etkili olmuştur. Üstelik, daha önce de söylediğimiz gibi, bu dönemde bir hastalığın bir insanda bulunup ondan yayılabileceği ve ona zarar vermeyebileceği bilinmemektedir(Taşıyıcılık).
George Soper, Mary’nin taşıyıcı olduğundan emindir. Bir başka karşılaşmalarında, Mary’ye hakkında bir kitap yazacağını ve bütün idarecilere göndereceğini söyler. Bunu duyan Mary kendisini banyoya kilitler.
New York City Sağlık Departmanı Dr. Sara Josephine Baker’ı Mary’ye gönderir fakat Mary yanlış bir şey yapmamasına rağmen, suçlandığını söyler. Bir nevi kontrolü tekrar reddeder.
Bu durumu bir sonuca kavuşturmak isteyen doktor, birkaç gün sonra polis memurlarıyla beraber Mary’nin çalıştığı yere gelir ve Mary’yi tutuklatır. New York Sağlık Departmanı, Marry’nin tifo taşıyıcısıolduğunu açıklar.
Bu, ABD tarihinde ilk tifo taşıyıcısı vakasıdır. Nort Brother Island’da 3 yıl karantinada tutulan Mary, yiyecek işlerinde çalışmaması şartıyla daha sonra serbest bırakılır.
Hikaye böyle bitseydi, herhalde “Bilmeden insanlara zarar vermiş, sonra bulunmuş. Ne yapsın?” denebilirdi.
Fakat hikaye burada bitmedi.
Mary Brown takma ismini kullanmaya başlayan Mary, şu garipliğe bakın ki New York Sloan Hastanesi’nde, evet hem de bir hastanede, aşçılığa başladı ve burada tam 25 kişiye tifo hastalığını bulaştırdı. Hastalık bulaşanlardan 2’si öldü.
Sağlık çalışanları, Mary’yi tekrar buldular ve aynı yere bu sefer ömür boyu karantinaya gönderdiler. Burada ünlenen Mary ile gazeteciler röportajlar yaptılar. İlerleyen zamanlarda, adanın labaratuarında tekniker olarak çalışmasına izin verildi.
Mallon, 11 Kasım 1938 yılında, 69 yaşındayken hayatını kaybetti.
“Tifo sebebiyle herhalde” mi diyorsunuz?
Hayır efendim. Mallon’un ölümüne, pnömoni (Bir akciğer hastalığı) sebep oldu.
Buna rağmen otopsi sonucunda safra kesesinde de canlı tifo bakterileri görüldü. Belki de Mallon’un vücudu da tifoya bağışıklığını yitirmeye başlamıştı.
Mary’nin cesedi, yapılan cenaze töreninin ardından yakılır.
O zamandan beridir, hastalığını kabul etmeyen hastalık taşıyıcıları için “Tifolu Mary gibi…”yakıştırması yapılır.
Mary’nin “bile bile” çalışmaya devam etmesinin sebepleri üzerine çokça konuşulmuştur.
Bazıları bunun basit bir “hastalığı reddet” tepkisi olduğunu söylerler.
Sosyologlar ise, bu olayların büyümesinde, o dönem ABD’sinde İrlanda göçmenlerine sadece aşçılık işlerinin verilmesinin etkisi olduğuna inanırlar.
Öyle ya, herhalde Mary, aşçılığı hayatının anlamı olduğu için seçmemişti.
Tifo aşısı 1897 yılında Almroth Edward Wright tarafından bulunur.
Bu uzun ve hüzünlü hayat hikayesinden çıkarılabilecek yığınla ders var. Ben bir tanesini hatırlatarak yazımı bitirmek istiyorum.
Bir daha, birileri, size temizliğin, karantinanın, tıp bilgisinin batıdan geldiğini söylerse, bu yazıyı hatırlayarak gülümseyin. Bir de şu Hadis-i Şerif’i hatırlayın:
“Hastalık olan yerden çıkmayınız, hastalık olan yere girmeyiniz.”
Toplum içi sağlık bilinci oturmamış toplumlar, her zaman salgınlarda daha çok sıkıntı çekiyorlar.
http://opereysin.com/edebi-hezeyanlar/806-tifolu-mary/
the author of my favourite trinitrotoluene ball-and-stick spinning molecule gif on wikipedia.com has the same birthday and shares a lot of interests with me. fuck my life he's outnerding me.
The ethics and morality of lobbying are dual-edged.
Lulu: The failure of government officials to serve the public interest as a consequence of lobbying by special interests who provide benefits to the official is an example of agent misdirection.
SHEILA: In contrast, another side of lobbying is making sure that others' interests are duly defended against others' corruption, or even simply making sure that minority interests are fairly defended against mere tyranny of the majority.
Lulu: a medical association may lobby a legislature about increasing the restrictions in smoking prevention laws, and tobacco companies lobby to reduce them: the first regarding smoking as injurious to health and the second arguing it is part of the freedom of choice.
Benefits[edit] Permission marketing allows consumers to choose whether or not to be subjected to marketing[dubious – discuss]. By targeting volunteers, permission marketing assures[how?] that consumers pay more attention to the marketing message. Permission marketing thus encourages consumers to engage in a long-standing, cooperative marketing campaign.[5] Cost Efficient: Permission marketing employs low cost online tools – social media, search engine optimization, e-mails, etc. Furthermore, by only marketing to consumers who have expressed an interest, businesses can lower their marketing costs. High Conversion Rate: As the targeting audience are those who has expressed an interest to the product, it is easier to convert the leads into sales. Personalization: Permission marketing allows businesses to run personalized campaigns; it allows them to target specific audiences according to their age, gender, geographical location, etc. Establish Long-Term Relationships with the Customer: Through the usage of social media and e-mails, businesses can interact and build long-term relationships with the customers. Maintains Marketing Reputation: Unlike Interruption marketing where consumers are bombarded with marketing messages, Permission marketing only sends information to those who are anticipating the information. Therefore, prospects who receive the information do not feel discomfort.[6]
MasterBase, (2014). Permission Marketing. [online] Available at: http://www.en.masterbase.com/solution/permission_based_marketing.asp [Accessed 18 Oct. 2014].
Jump up^ MasterBase, (2014). Permission Marketing. [online] Available at: http://www.en.masterbase.com/solution/permission_based_marketing.asp [Accessed 18 Oct. 2014].
PLEASE DONATE TO WIKIPEDIA!
“Dear readers in the UK, time is running out in 2016 to help Wikipedia. To protect our independence, we'll never run ads. We're sustained by donations averaging about £10. Only a tiny portion of our readers give. If everyone reading this right now gave £2, our fundraiser would be done within an hour. That's right, the price of a cup of coffee is all we need. We're a non-profit with costs of a top ten website. If Wikipedia is useful to you, please take one minute to keep it online and growing. Thank you.”
@lenasai @exit-pencils-crisis @bracefacemcgee @unhappylandfill @mysharona1987 @heyheytheweenieishere @iwannahugtyler @skeletoncliquefreak
This polydon is playing Silent Night. A polyphon, late 18th century Polyphon is a disc-playing music box, a mechanical device first manufactured by the Polyphon Musikwerke, located in Leipzig, Germany. Invented in 1870, full-scale production started around 1897 and continued into the early 1900s. Polyphons were exported all over world and music was supplied for the English, French and German markets, as well as further afield, with music cataloged for the Russian, Polish and Balkan regions. Polydor Records came from it.