29 Aralık 2019 // Pazar
Aslında yeni günlüğümü ilk günlüğümü yazdığım gün, 15 Aralık’ta yazacaktım ama yapmadım, az önceyse birden içimden geldi o yüzden yazıyorum. Seni elime almadan önce telefonumu bıraktım, yataktan kalktım, mutfağa gittim, çikolatalı süt doldurdum, odama döndüm ve bu sırada düşündüğüm şeyler arasında en çok tekrarladığım şey o an farkettiğim yalnızlığımdı. Halbuki hayatımın en arkadaşlı olduğu dönemindeyim ama aynı zamanda geçmişte terkettiğim şeylerin derinden hissettirdiği bir yalnızlık da var. Bu yalnızlık sayıyla alakalı değil aslında, terk ettiğim, unuttuğum geçmişimle, geçmişteki kendimle alakalı.
Bu son 3-4 senedir kafam çok karışık. Kim olduğumu, ne için yaşadığımı bilmiyorum. Ama bu safi bir bilmemezlik olmadığından onun hissini de tam yaşayamıyorum. Soruyorum kendime, 3-4 sene önce tanıdığın kendini ne kadar tanıyordun ki? Şimdiye kadar kendime yetiştiğimi hissettiğim tek yıl 2012′ydi. 2012′den önce kendime yetişmek için hevesle koşuyordum, 2012′den sonra kademe kademe duraksamaya başladım, şimdiyse kendimi kaybettim. İvmem durdu. Yani nihayetinde ben zaten çok kısa bir süre hariç hiç kendimde olmamıştım, peki o zaman beni şu an bu kadar rahatsız eden yanı ne bunun? Bilmiyorum.
Hayatım çoğu anlamda eskisinden daha iyi ama her zamankinden daha kötüyüm. Her şeye ama her şeye geç kalmış hissediyorum, hala vaktim olanları ise özellikle sabote ediyorum. Ve bunu engelleyemiyorum. Seneler boyunca kendimi mi kandırdım öyleyse diye düşünüyorum. Ben hep “başkalarından daha güçlüydüm”. Bir sorun olsaydı “ayağa kalkar kendimi tamir ederdim”. Şimdi zamanı geldi ama edemiyorum. Sadece sanki her şey kendi kendini düzeltecekmiş gibi oturup bekliyorum öyle düzelse de hayatıma devam etsem diye. Derslerim kötü, sağlığım kötü, kilom kötü, parasal durumum kötü, ilişkilerim kötü, alışkanlıklarım kötü, tercihlerim kötü... Yoongi’nin de deyişiyle herkes ilerliyor peki ama ben neden hala burada duruyorum?
Her gün içten içe hayatımı yeniden (mi acaba?) kontrol altına almak istiyorum ama bunun için hiçbir şey yapmıyorum ve yapamıyorum. Çözümü nasıl bulabileceğimi de bilmiyorum. Her günüm pişmanlıkla geçiyor. Zihnim sürekli her şeyin yanlış gittiğine odaklanırken bedenim hiçbir şey yapmıyor. Bu yüzden günden güne zihnimin zehirlendiğini hissediyorum.
Küçükken böyle hissetsem bile umudum olurdu, çünkü önümde daha 20′li yıllarım vardı. 20′li yıllarda hayatımı nasıl olsa düzene sokardım. Ama şimdi 24 yaşıma gireceğim ve o zaman olduğumdan daha da gerideyim. Artık güvenle sokulabileceğim ek zamanım kalmadı. Ne okul ne de hayat için.
Ne yaparsam yapayım tadını tam olarak çıkartamıyorum. Her şey biraz da zehir oluyor. Ve üstümdeki bu stresin kimse farkında değil. Halbuki gerçekten zor devam ediyorum hayata. Aslında kimseyi de suçlayamam, sonuçta bir şey belli etmiyorsam anlaşılmasını da bekleyemem. Ama ihtiyaç duyuyorum işte. Herkes kendi derdinde, bana benim gibi davranabilecek hiçbir arkadaşım yok etrafımda. Bunun için sitem de etmek istemiyorum, sadece insan olduğum için ben de ihtiyaç duyuyorum bazen.
Son 3-4 yıldır sadece pişmanlıklar var aklımda. Derslerime yeterince ağırlık vermediğim için pişmanım, 22.yaşımı hayal ettiğim gibi destansı şekilde geçiremediğim için pişmanım, ayrı eve çıkamadığım için pişmanım, her şey için pişmanım.
Keşke beni anlayabilecek biri olsaydı etrafımda, keşke gerçekten birileriyle, beni anlayabilecek biriyle dertleşebilsem. Arkadaşlarım sağolsunlar bazen soruyorlar bir aksilik mi var diye ama genelde geçiştiriyorum. Çünkü beni anlamayacaklarını biliyorum. Eskiden arkadaşlarım yokken kendi içime döner kendimin arkadaşı olurdum, şimdi içime dönüyorum ama kendimi orada göremiyorum. Keşke herkesle iletişimi kesip kendime dönmek sorunu çözecek olsaydı, yapardım o zaman, ama çözemez.
Psikoloğa gidemem param yok, diyetisyene gidemem param yok, günün ağırlığını kafeye gidip atamam param yok. Param sadece anlık kararlarımla aldığım lüks ve gereksiz ürünlere var. Param yok, zamanım yok, umudum yok, kimsem yok, ben yokum.
Bari en azından bugünden sonra sen olursun belki günlüğüm. Senelerce unuttuğum ve aramda mesafeler hissettiğim donuk sen.











