
seen from Israel
seen from United States
seen from Indonesia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Singapore
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from United States
Hiking Ankara 019 : Sincan - Yenikent - Zir Vadisi yürüyüşüm:
https://golgegezgin.blogspot.com/2015/12/solo-hiking-19-ankara-sincan-yenikent.html
Hiking Ankara 017 : Sincan - Yenikent - Akçaören yürüyüşü:
http://golgegezgin.blogspot.com/2015/12/solo-hiking-17-ankara-sincan-yenikent.html
https://golgegezgin.blogspot.com/2015/12/solo-hiking-19-ankara-sincan-yenikent.html
Bir şey yapmadan sakin sakin otur;
Nasıl olsa bahar gelir, otlar da büyür.
( Bir Zen şiiri )
.
.
.
.
.
[ Ankara, Sincan, Yenikent, 16.02.2012 ]
O sözünü hiç unutmayacağım: İtalya Alpleri'nde dik bir patikayı tırmanıyorduk. O zamanlar Mateo yetmişbeşini devirmişti ve benden en az yarım yüzyıl büyüktü. Tığ gibiydi; nasır tutmuş iri elleri, kırış kırış bir suratı ve dimdik bir duruşu vardı. Yürürken kollarını üşüyormuş gibi kavuşturur ve bej, kanvas bir pantolon giyerdi. Bana yürümeyi o öğretti. Yürümenin öğrenilmediğini, hem en azından burada teknik, başarı veya başarısızlık, öyle değil böyle yapılan bir şey olmadığını, yürümek için kendinizi toparlamanız, idman yapmanız ya da odaklanmamız gerekmediğini az önce söyleyen de bendim. Herkes bilir yürümeyi. Bir ayak diğerinin önüne atılır. Herhangi bir yere gitmek için bu mesafeyi doğru bir ritimle katetmek yeterlidir. Tek yapmanız gereken bunu tekrarlamaktır: bir ayak diğerinin önüne. Aslında lafın gelişi " öğretti " diyorum. Birkaç dakikadır dik bir politikayı tırmanırken ensemizde başkalarının nefesini hissetmeye başlamıştık. Hızlı gidip bizi geçmek isteyen bir grup gürültücü genç, varlıklarını hissettirmek için sert adımlar atıyorlardı. Biz de o kenara çekilip iki ayağım bir pabuca girmiş feryat figan güruha yol verdik; küstah küstah gülümseyerek teşekkür ettiler. Onların geçip gitmesini izleyen Mateo, " bak, orayı varamayacaklarından korktukları için bu kadar hızlı yürümek istiyorlar," dedi. Kıssadan hisse şudur ki, yürürken, kendine güvenin ve cesaretin sahici göstergesi yavaşlıktır. Fakat burada tam anlamıyla yavaşlıktan söz ediyorum. Bu öncelikle adımların son derece istikrarlı olmasıdır, yeknesaklıktır. İyi yürüyüşçü süzülerek gider ve adımları yarım daireler çizer. Kötü üçü ise bazen hızlı ilerleyebilir, sürüklenebilir, sonra yavaşlayabilir. Hareketleri kesik kesiktir, adımları köşede açılan çizer. Hani dön kazandığı hızın ardından soluk soluğa kalır. Coşkuyla hareket etmenin, bedeni itip kakmanın Sonucu kan ter içinde kalmış kıpkırmızı bir surattır. Yavaşlık tam olarak aceleciliğin zıddıdır. Tepeye vardığımızda sporcu grupla tekrar karşılaştık, hepsi oturmuş yürüme süreleri üstüne heyecanla yorum yapıyor, anlaşılmaz hesaplarla uğraşıyordu. Bu kadar acele etmelerinin nedeni belli bir süreyi tutturmak istemeleriydi. Zamanı doğru değerlendirmek, tuhaf bir ifade… manzarayı seyretmek için biraz durduktan sonra yavaş yavaş yola koyulduk; Bu sırada grup, değerlendirmelerine ve kıyaslamalarına hala devam ediyordu. Hızın zaman kazandırdığı bir yanılsamadır. Nasıl ilk bakışta kolaydır: yapacaklarını üç saat yerine iki saatte yapıp bir saat kazan. Fakat bu, günün her saati birbirine eşitmişçesine yapılan soyut bir hesaplamadır. Bilakis zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir. Böylece zaman daha çabuk geçer ve iki saatlik bir telaş günü kısaltır. Bölümlere ayrılmış her dakika lime lime olur, çatlayana kadar dolar. Bir saatin içine yığınla şey istiflersiniz. Yavaş yavaş yürüdüğünüz günler ise çok uzundur. Daha uzun yaşamanızı sağlar, çünkü zamanı eklemlere eziyet ederek geçirmek yerine her saatin, her dakikanın, her saniyenin nefes almasını, derinleşmesine izin verirsiniz. Acele etmek birden fazla şeyi tek seferde ve çabucak yapmaktır: Önce bu, sonra şu, ardından öteki. Acele ettiğinizde zaman türlü türlü şeyin hiçbir düzelme olmadan tıkıştırıldığı bir çekmece gibi çatlayacak kadar dolar.
( Frédéric Gros, Yürümenin Felsefesi )
.
.
.
.
.
[ Ankara, Sincan, Yenikent, Akçaören, 30.05.2012 ]
Ankara - Sincan - Yenikent - Zir Vadisi ( 019 ) yürüyüşüm:
http://golgegezgin.blogspot.com.tr/2015/12/solo-hiking-19-ankara-sincan-yenikent.html
Ankara - Sincan - Yenikent - Akçaören - Bucuklu ( 017 ) yürüyüşüm:
http://golgegezgin.blogspot.com.tr/2015/12/solo-hiking-17-ankara-sincan-yenikent.html