seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from Yemen
seen from United States
seen from Finland
seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from Russia

seen from Italy
seen from China
seen from Italy

seen from Netherlands

seen from United States

seen from Netherlands
Sincan’da yapımı devam eden ve kaba inşaatı tamamlanmak üzere olan Belediye Kültür ve Hizmet Binası şimdiden Sincan’ın çehresini değiştirdi.
Kentlilik Bilinci 2
Bir önceki yazıdan hatırlatma babında son paragrafla başlayıp kentlilik bilincinden ne anlaşılması gerektiğine dair hasbihale devam edelim… Evet, kent sadece insanlığın mekânsal biraradalığı değil, sosyal, siyasal, ekonomik insanın insanla ilişkiler bütünlüğünün belirleyicisidir… Kentlerin oluşma süreci ilk kentler ile günümüz kentleri arasındaki farklılık, üzerine düşünmek isteyenler insanlık tarihinin yol haritalarında izleyebilirler. Böyle bir biyografik süreçte çünkü nereden nereye geldiğimiz anlaşılabilecektir. Dolayısıyla insanı anlayınca tarihi, dini, ekonomiyi, kültürü de anlamış olacağız… İnsanın eliyle çıkmış olan bütün düşünselliklerde, yine insanı, onun korkularını, üzüntülerini sevinçlerini, beklentilerini, umutlarını göreceğiz. Evet. İnsanın yeryüzü tarihinde insana ve topluma dair merak edilen her bir şey, insanda içkin… Onun için ne ararsak arayalım, insanda arayacağız. Şimdi, malumunuz olduğu üzre insan, yapı itibarı ile sosyal bir varlıktır. Kendini ifade etmek ve diğer insanları anlamak ihtiyacı içindedir. İnsan; bu sosyalleşme ihtiyacı çerçevesinde arkadaş edinme, aile kurma gibi en temel amaçları gerçekleştirebilmek için iletişime gereksinim duyar. Onun için toplumsallaşır, onun için köy, kasaba, kent çizgisinde yeni yeni mekânsal ve sosyokültürel, sosyoekonomik iletişim ağları kurar. Kısacası sosyal varlığının gelişmesi iletişimine bağlıdır. İletişim de terim anlamıyla "zihinler ya da insanlar arasında kurulan, düşünce, niyet ve anlamların bir zihinden diğerine aktarılmasını sağlayan etkileşim, belirli bir düşünce ya da söylenişler türünden fiziki araçlarla, bir insandan kişi ya da zihinden bir başkasına aktarılması süreci" demektir. Bu iletişim/etkileşim haliyle bizleri yönetme ve yönetilme olgusunun nasıl -lığını anlamaya götürür. Nasıl-lık da ise, sürecin neden ve sonuçlarını analizin konusu kılmak zorundayızdır. Değilse hep bir sonuçla uğraşma, ama sonuç alamama sorununun, yaşanması kaçınılmazdır. Bu anlamda kenti sosyolojinin perspektifiyle değerlendirdiğimizde, görülecek olan odur ki kent, tarih içinde farklı adlarda ortaya çıkmış olsa da insanlık tarihinin önemli sosyal olgularından birisidir. Tarihte kentleşmenin kökleri yaklaşık 10.000 yıl kadar geri gitmektedir. Erken dönem Antik kentler Orta Doğu’da (Mezopotamya, Mısır) yaklaşık MÖ 6000 yıl önce, Hindistan’da İndus Vadisi, Çin’de, Girit şehirlerinin Minos uygarlığında yaklaşık MÖ 4000 yıl kadar önce ve Meksika’da yaklaşık 2300 yıl öncesinde bulunabilir (Light, 1983). Yazının konusu olması hasebiyle günümüz kentleri ise, modernleşme sürecinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda ” Sosyolojik açıdan kent, tarım dışı üretimin yapıldığı kontrol işlevlerinin toplandığı, nüfus açısından belirli büyüklük, heterojenlik ve bütünleşme düzeylerine varmış bir mekân olarak tanımlanmaktadır “ Günümüz algısı çerçevesinde ki kentler ise buhar gücünün ulaşım ve üretimde enerji olarak kullanılmasıyla gerçekleşen Sanayi Devriminin ürünüdür. Yani kentsel yaşamın yaygınlık kazanması; gelişme, ilerleme, ekonomik büyüme ve bütün anlamıyla örgütlenmiş bir sosyal yaşam olarak görülmeye başlaması son 150 yılda gerçekleşen sanayileşme sürecinin bir ürünüdür.” Bununla birlikte kent olgusuna ilişkin çok farklı tanımlar yapılmaktadır. Ancak, kent sosyologları kentin, dar bir tanımı yerine; kapsamlı bir değerlendirmesini tercih etmektedir. “Buna göre kent, yeniliklerin ve buluşların, ekonomik gelişmenin, sanayileşmenin, askeri, dini ve ekonomik örgütlenme ile siyasal değişimlerin, yeni değerler ve tutumların, özgürlüklerin, yabancılarla karşılaşmanın, işlevsel farklılaşmanın, biyolojik ve kültürel çeşitliliğin, kozmopolitleşmenin, melezleşmenin, sosyalleşmenin, uygarlaşmanın ve örgütlü kontrolün mekânlarıdır (Giddens, 2000). Şimdi tam da burada sosyolojik tanımların önderliğinde ama tamamen sosyolojik teknik kavramlara esir olmadan söylemek istediğim: Kentlilik bilincinden, kentte yaşayan bireylerin birbirleriyle olan ilişki/iletişim biçiminin kente özgü (köyden/kırdan farklı olarak) tutum ve davranışlar sergilemeleri anlaşılması gerektiğidir. Kentli birey / aktör / paydaş köyden, köyün üretim ilişkilerinden ve iletişim/ilişki biçimlerinden farklı olduklarının farkında olmaları ve buna uygun davranmaları gerektiğini bilmek ve bu duruma uygun davranmak zorundadır. Değilse birey köylü zihin ve davranış kalıplarıyla kentte yaşayan olarak arafta kalmanın sonucu olarak hem bireysel anlamda kendini çeşitli psikolojik zihinsel ve davranış bozukluklarına düçar olacak hem de kente uyum sağlayan kentli bireylerin “sorunu” haline gelecektir. Bu durum kaçınılmazdır. Son tahlilde evet, kentlilik bilinci oluşumunun başlıca koşulu, bireylerin yaşadıkları kent ile (kentteki diğer bireyler, kurumlar ve kuruluşlar ile) anlamlı, güçlü ve sürdürülebilir duygusal ve akli bağlar kurabilmeleri ve kendilerini yaşadıkları kentin bir parçası gibi hissetmeleri gerektiğidir. Vesselam Devam edecek… Click to Post