but we dead

seen from Poland
seen from Australia

seen from United States

seen from Indonesia

seen from Malaysia

seen from United States
seen from China
seen from Türkiye
seen from Spain
seen from United States

seen from Germany
seen from Sweden
seen from France

seen from United Arab Emirates
seen from South Korea
seen from China

seen from United States
seen from United States

seen from Poland
seen from Indonesia
but we dead
geldin ve beni görünür kıldın. işte dedim kalbim karşımda, gülümse dudaklarım.
on iki kişilik masam var ama yine de yaranamadım bu dünyaya. -anneannem
kafamın içinde devam ettiğim anılarım var.
bakın, sadece rüyalarımda hissetmekten yoruldum.
ben seni göğsümde uyuturdum neden gelmedin?
dur bir nefes alayım… ve senin sevdiğin kadın olayım.
…kırmızı. sana sadece kırmızı demeliyim. ben başaramıyorum kırmızı. hatırlamak dışında bir mucizem yok. bir şeye inandım. bir şeye ve sadece bir kere ağlayarak dans ettim. oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım. daha kolay yaşamalıyım. metruk evlerde yaşayan ‘tam işte o kelimeydi’ dediğim insanların arasında..; daha kolay ama nasıl, onu da bilmiyorum. aşk iki de bir ellerimi tutmak istiyor. ‘bir gün sen de cezanı çekersin’ diyor. boşuna, ellerimi verme… uyutmayacağım seni, ninniler büyütmüyor çünkü. bahçende sıçrayan ağustos böcekleri hala saçlarımın içinde..; bir tek ben kanadım, bir tek sen gördün beni. artık özgürüm, öyle yalnızım ki… doğrum yok benim. her yarım şey gibi. ne kederli, ne de mutlu. peki ya sen! hiç hikayen yok mu senin? “biraz daha uyu, biraz daha hayatta kal diye tutunduğum rüyalar beynimden yollara fışkırıyor!” “bir nefes daha… geleceği gördüm. kayıp duruyordu avucumdan. belirsizliği, iğrençliğini örtmüyordu. kırmızı bir senfoni yazmak istedim, yalnız ışıkta duyulan. çünkü beni, sadece babamın aldığı pabuçlar sevindirdi, bayram kıyafetleri, annemin saçlarıma dokunması sevindirdi. ikimizin tanıştığı koltuğa oturdum. sesini silmeyi beceremedim. en iyisi aşktı… onu bulduğum yerde beni götürecek bir ayna aradım.” her şey dönüyor ve kendi etrafindaki tüm masumiyeti yok ediyor. cehennemi sevmekten başka elimde insanca kalan ne var ki… cehennemi ruhu hala üşüyenler için istiyorum. kendi kötülüğümü istiyorum, son bir defa ara istiyorum. yine aramamışsın beni. biraz daha geç kal ki, bir şey daha bulayım… bir gerçek daha. hayatımdaki o işaret kayıp gidiyor gökten; gündüze karşıysa yapayalnızım. parlak bir hediye paketine sığdı kalbim. yanlış bu sözcükler, yanlış. çok ağladım, çok erkek oldum çok da kadın. kimseyle kendimle bile yaşayamazdım. hep yarım kaldım hep! bana muhallebiciden tavuk göğsü alırsın. belki, bana bir adres bile satın alırsın, çok paran vardır senin. belki ameliyat ettirirsin; gitsin diye yüzümün diğer yarısı da. nerem varsa insan kalan… işte orası acıtıyor. başını derenin kenarına koy. atını yıldızlara bağla. dinle ama korkma, çünkü vitamin aldım, iyiyim. ama; ya bu soluk sonsa, ağlıyorum fren seslerinin ardından gelen hıza, kaderimin oyuncağı oldum, sokakta aşkı buluyorum diye ama şekerleri kazandım, övüncü oldum sessiz uzlaşmacıların, övüncü oldum tüm yaşayamamışların, bir kurbanın onurunu diktiler yakama. şimdi her şey hazır. bir tek eksiğim var kırmızı. bir türlü tamamlanamayan tamamlandıkça eksik kalan kırmızı… pirinç işlemeli bir aynada kırıldı yüzümün diğer yarısı. herkes uyuyordu. yüzümün yarısı benim, yüzümün yarısıyla hep yarım öyküler anlatırım. peki sen, yarım dudaklı bir kadını öpmek ister misin? bir dilenci gibi yalvarıyorum yine de yanıt vermiyor aynalar… dur bir nefes alayım… ve senin sevdiğin kadın olayım. yanlış bu sözcükler. yanlış bu dokunuşlar, yanlış bu anlaşılma isteği. bir sokaktan, kendiminkine nasıl geçmeliyim. sınırlarımı böyle yitirmişken… inan bıktım bu sözcüklerden; karanlık, gece, çocukluğum, korku, yeni sevgilim. afrika, çilek tanrıçalar ve çalan telefon zillerinden bıktım. bir de kırmızı rujdan. kendi fotoğrafına gülümseyen, kendi içkisinde boğulan, kendi annesinin celladıyım. buyum işte, başka türlü nefes alamam. çocuk da doğuramam. hadi nefes al! vücudumla bütün duvarları yıkmak isterdim, kamasındaki elmaslara vurgun bir bıçak gibi… tutunmama izin ver ya da öldür dedim. az öğrenmeliyim, az soru sormalı, hiç beklememeliydim. ama, bir sabah bunları yaptım. kazanılmış nefretlerin övüncü şimdi aynalara. ve bir de utanç. büyük kentlerin ortasında, bir işaret gibi bırakılan kırık aynaya dön. ve ona borçlu olduğun güzelliği sor. o , şimdi nerede… unuttuğumuz şarkının içinde mi? köşe başlarında mı? biriktirdiğimiz yıldızlarda mı? niçin hepsi dört bacaklı? ben o’ymuşum kahretsin. kim yaptı bunu? kaç yüzyıllık işkence bu? nerden bulaştım? bu büyü nereden sarıldı sırtımın ucuna? neresinden vurdular kırgın sessizliğimi? ah o zor veda… boyun eğiyorum, bir de… ağlama kalbim. ağlama. ben hep sokak orospularına, ibnelere, travestilere…. aşık olacağım.. hep masumuz işte kalmadı gözyaşımız diye bağıracağım senin için akvaryumlar çalacağım. sen büyük evler gibi yıkıldığımda sanma ki acımı öptüğünü unutacağım. çünkü, ne mucize, hep güzel bir kadın olacağım. hayatım boyunca yağmura rastladım, hep yağmura… sana… pis yağmur, pis yağmur. bir,iki,üç,dört,beş…..altı değil! hayat, benden gizlediğin ellerini hangi cebinde saklıyorsun? her aşk bir orospu yaratıyor. bense beyaz duvaklar, dokunduğumda irkilen sırtlar çiziyorum. bende oluyorum senin o kendin için korktuğun yerde…