Derin Derin Nefesler
İyi hissediyorum. Uzun zaman sonra daha kendimde.. Daha cumartesi günü, ruhum basit harmonik hareketle salınıp duruyordu, durmak bilmeden.. Bedenimi nereye sabitlesem durmuyordu. İçimde bir bok yumağı geziyordu oradan oraya. Durması için direnmeye bile gücüm kalmamıştı. Bırakmıştım kendimi o boşluğa artık. Ben de o boşlukta salınıp duruyordum. Oturduğu yerde bir ileri bir geri hareket eden akıl hastalarını daha iyi anlıyordum sanki. İçlerinde salınan o harekete uyum gösteriyorlar belki de sadece. Herneyse.. Ayağa kalkıyor, “Beni dağıtmasına izin vermeyeceğim” derken, çoktan dağılmış olduğumu fark ediyordum. Zımbalanmış kağıtların zımbasını söküp farkında olmadan aynı yerden yeniden zımbalıyor, baktığım yerlerde aradığım şeyi göremiyor, söylenenleri idrak edemiyor, bindiğim arabalarda yol parasını vermesini unutuyor, hiç kimsenin olmadığı bir dünyada tek başıma olmanın çıldırtıcılığına kendimi bırakmış, geçmesini bekliyordum. Hayır, yeniden dalmayacağım. Derin derin nefesler alıp kendimi bu dünyaya geri döndürüyorum. Buradayım, burada! Burada kal! Terapiden çıkmış ama aynı şekilde o her zamanki bitkin halimle günün tamamlanmasını seyrediyordum. Gelip bizi alacaktı. Bu boktan enerjisizliğimi ona da bulaştıracaktım, bir damla sevgi verecek gücüm yoktu. Rol mü yapmalıyım yine? Hayır, yapacak bir şey yoktu. Nasılsam öyle davranmaya devam edecektim. Üstüne bok bulanmış birini izlemek, o insanın yerinde olmaktan daha kötü, daha zor olamazdı herhalde. Sonra geldi, bizi aldı, eve geldik. Konuşmadan geçen yolculuk.. Tatsızlık tadı.. Hafif suçluluk hissi.. Hastaydı. O hastaydı, benimse ne olduğum belirsiz. Durdum öyle, yemek yedik, durduk. Yemekler yenmiş, masa toplanmış, çay için ısıtılan su kaynamış birazdan da içilecekti, bir şeyler ilerliyordu ama ben zamanın bir noktasında donup kalmış gibiydim. İçimdeki ejderha ya ölmüş ya da sonsuza dek uykuya dalmıştı. Sonra o dokundu bana. İçimde iki küçük gözün kırpıştığını hissettim o an. Bir daha dokundu, bir daha.. İçimde kabuğunu kıran bir civciv gezinip duruyordu sanki, ejderham ölmemişti; sonsuz uykusundan sihirli bir elin dokunuşuyla uyanmıştı bir an. Bu aniden gelişen hareketle ruhuma can geldi ve o canı kaybetmek istemiyorum. Derin derin nefesler alıyorum ve bu anda kalıyorum, arkama bakmadan, bakmayı düşünmeden, bir daha derin derin nefesler alıyorum hızlanan kalp çarpıntımı görmezden gelerek. Derin derin nefesler..













