O kadar doluyken, öylece kalakalmak. Saatte bir gelen otobüsün arkasından bakar gibi ya da uzun zamandır planladığın yolculuğunun ilk adımı olan uçağı kaçırır gibi.. Öylece bakakaldım o çevremde dönüp duran insanlara. Sadece bir ara “Bilmediğiniz şeyler de var işte.” diyebildim laf arasında ağzımda çalkalayarak. Midemi bulandıran, daha üç beş saat önce nefesimi kesen andaydım halbuki. Nefes almamı zorlaştıran şey, boğazımda takılı kalmış kelimelerdi; onları bir türlü çıkaramıyordum ama yutamıyordum da.. “İki yüzlüsün, ondan buna laf taşıyan bir insansın, gözümde bir ergenden farkın yok!” demeyi planladığım kadın tam karşımdaydı, el bezini isterken bana oturup dinlenmemi söylüyordu. Halbuki o benden daha yorgun görünüyordu. Erkek olanınsa dünyadan haberi yok, tanıdığını sandığı insanlar hakkında, her gün birlikte uyuduğu yalnız kadının sıkıntıları hakkında zavallı ahkamlar kesiyordu. Onu ne kadın ne de ben böldüm. Kadının anlaşılmak için bir çabası yoktu, benim ise onlara harcayacak enerjim. “Tabi sorunlar buysa..” diyebildim kadının yüzüne bakarak. Mesajımı ya aldı ya almazlıktan geldi ama kapısının önüne kapalı bir zarftaki mesajımı ben göndermiştim. “Bir insanın kafasından geçenleri asla bilemeyiz..” diyerek ikinci kere vurdum bir guguk kuşu gibi, zırh örmüş kafasına. Bu insanlara sövemezdim. Biri, farkına varmış olduğu eksikliklerini, daha iyi yapabileceği şeyleri anlatırken diğeri zaten yaralı bir kuş gibi kıvranıyordu. Ne vardı ki acıya duyargaçlarım bu kadar hassas olmasaydı! Ya da ben yansımamı gördüğümü sanıyordum. Kadın yapması gerekenleri yapıp öylece susuyordu, bunu görmezden gelmeyi başarabildim bu defa. En azından hayatıma dahil etmemeyi; ister kötü adledileyim ister insafsız, bir canlının acısına gözlerimi yumduğum için. Önemi yok sanırım artık ne düşündüğünüzün. Çoğunuzun en azından.. Ağzımın ucuna gelip gelip giden kelimeleri, köpürtede köpürtene bir hal etmiştim. “Ah bilmediğiniz şeyler olduğunu bilseniz en azından” bile diyemedim. Acıdım o insanlara. Sormak istediklerimi bile soramadım. Sanırım o ilgili hallerini sevmiş, o atmosferi de bozmak istememiştim. En azından bir süreliğine önemsendiğimi hissetmek.. Durduruyordu beni. Bu defalık sustum. Sanırım affedebileceğim insanlar vardı: adam, bunlardan biriydi. Bir de yine büyük konuşmuştum. Doğalgaz sobasının çıkardığı sesten ben bile defalarca uyanabilirmişim. Alarmdan yarım saat önce, artık daha fazla yatakta duramadığımdan daha doğrusu uyuyamayacağımı anladığımdan kalkıp hazırlandım. Kadın, o gece kocasından ayrı, benimle aynı sıcak odada yatmıştı, yere iki yorgan bir battaniye serip. Sabah uyandığımda ayaklarımın altında olduğunu daha çok hissettim. Odaya geri döndüğümde kalktığımı fark edecek kadar uyanmıştı, yukarı koltuğun üstünde uyumaya geçmesini söyledim. Giyinirken ara ara ona bakmaktan alamıyordum kendimi. Kalbim affetmiş değildi ama acıyordu da bu sevgisiz kadına. Evden çıkmadan önce gidip yanağına en azından sevgi dolu bir öpücük bırakmak içimden geldi, bu kadarını yapabilirdim onun için, eğer hissederse sevginin varlığını, gücünü. Ve gitme vakti gelmişti, kalbimin en derinliklerinden, sevgiyle bir öpücük bırakmak için yaklaştım.. Oyda o, en samimiyetsiz kucaklaşmayı yapmak için yarı uykulu haliyle üstüne doğrulmuş ve ihtiyaç duyduğu sıcak öpücüğümü kaçırmıştı.