Bir kadınım ben ve insan kadın olunca Her şeyi unutur yüreğinin içindekinden başka…
Lale Müldür (via fthlc)
One Nice Bug Per Day
🪼
Fai_Ryy
The Stonewall Inn
art blog(derogatory)
KIROKAZE
trying on a metaphor
EXPECTATIONS
noise dept.

@theartofmadeline
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Game of Thrones Daily
Cosmic Funnies
🩵 avery cochrane 🩵
I'd rather be in outer space 🛸

pixel skylines

No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Misplaced Lens Cap
TVSTRANGERTHINGS

seen from Colombia

seen from United Kingdom

seen from Netherlands

seen from Brazil
seen from Malaysia

seen from Türkiye
seen from Singapore

seen from Denmark

seen from New Zealand

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Denmark
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Vietnam
seen from United States
@tambiremekli
Bir kadınım ben ve insan kadın olunca Her şeyi unutur yüreğinin içindekinden başka…
Lale Müldür (via fthlc)
Bazı sabahlar. Annem kokan yatağımda mutfaktan gelen gülüşmelere uyanıp pencereyi tanıdık bi şehrin tüm havasını ciğerime doldurmak için açtığım, ekmek buğulu sabahlar. Şimdi gözlerim uyandığıma lanet ediyor. Pencereyi açıyorum. Hava buz gibi. Akşamdan kalmış birkaç izmarite yenilerini ekliyorum. Bikaç damla daha. Tekrar yatıyorum. Bazı sabahlar içimdeki hiçliği doldurduğum bi kül tablası artık.
Kazanır mı sahi?
geçmiyor. keşke söyleyecek başka bir şey olsa. fakat yok.
Çikolatalı kurabiyelerle dolu bir tabak, önümde duruyor. Saçlarımın uzun olduğu zamanların sonbaharındayız. Hikayede, karşımda oturan kumral kadın bir büyünün etkisi altında. Garip söylemlerini sunuyor bana. Düşüncelerinin toplamıdır aşağıda yazanlar :
“Nedenini bilmediğim bir acı içindeyim. Burası kırılgan insanların şehri, tamam mı? Bir adamla göz göze gelip hayatını baştan yaratmak isteyebilirsin, ona ait olmaya kalkabilirsin. Ya da … istemezsin. Kimse seni anlamaz, yakınlığın mantıksız, soğukluğun ise gereksiz. Dikkatli olmalısın, bilirsin seni izliyorlar. Ayakların çıplak, şehir gri, hava fazla yağmurlu. Sütyen giymek muhafazakarlıkla ilgili. Sarılmak, çiftler için. Çek elini, sen öyle şeyler yapma hakkına sahip değilsin. Kurtlarla koşmana izin verilecek birkaç yer var bu dünyada. Neden ağladığını anlamıyorlar, bazen sen de anlayamıyorsun ama hissettiklerini biliyorsun. Böyle dememiştin, söylediğin bu değildi ama onlar seni öyle anlamak istedi. Bir kadınla konuşmuştum bir keresinde, bana “Kaç adama dokunursan dokun, için dolmuyor gerçek anlamda.” demişti. Belki de öyledir, bazen çok öyle gibi ama bir önemi yok.
Yalnız kadınlar, cuma geceleri evde oturup örgü örmemeli. Sen her zaman buna inandın ve tanıştığın her adam bir şekilde, bir anlığına sana iyi geldi. Hayat anlardan ibaretti ve sen o anlarda iyi hissettin. Yolun geri kalanı ulaşılmaz bile olsa. Bir ana eşlik eden adamlar ve yürüyüşüne eşlik etmek isteyecek bir adam. Ne istediğini hep bildin ama zaman, sana onu vermiyor diye anlara ulaşabileceğin yollardan geçtin. Sen pişman değilsin, böyle öğreniyorsun. Kendine saygın var ama kimsenin bundan haberi yok gibi. Bahsetsen bile anlamayacaklar gibi. Ne istiyorsan onu yaptın, yaşam ayaklarının altında altındaydı. Alabileceğin ne varsa aldın ve bir parça kendinden verdin. Önemli değil, gerçekten. Hayat boyu, insan kendinden birkaç parça verecektir. Telefon kulübeleri yok artık bu ülkede, şairler yorganların altında sevişmeye başlamış yeniden.”
toplumun başarı algısını kabullenmeyeceğim.
biz hep gitmek isteyip bi türlü gidemeyen çocuklar, umudu ve umutsuzluğu birbirine bağlayan bu coğrafyanın attığı gevşek bi düğümün üstünden bacaklarımızı sarkıtıyoruz. yan yanayız önce. biz hep yan yana olalım isterken birileri hep beraber yanalım istiyor. biz bir olmak için varillerin içine ateş yakıp etrafında türküler söylemek istiyoruz. birileri varile tekme atıyor yanıyoruz, yakılıyoruz. yana yakıla kardeşlik diyoruz. nefes bırakmıyorlar. heves bırakmıyorlar. biz hep gitmek isteyip gidemeyen çocuklar, bazen ölmek istiyoruz. ölemiyoruz.
Ben babamı iki kere gördüm ağlarken. İlkinde çocukluğumu, ikincisinde umudumu kaybettim. Şimdi hangi devlet ne uğruna çalabilir bi çocuğun umudunu?
"günler öylece kendi kendine geçsin diye bir camın arkasında durdum ... bir camın arkasında durup akan hayata ve zamana baktım."
"kendi sarmalinda döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin kalsan da bir yer için, aslinda hep gidiyorsun."
Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi. Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve ince Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna. Secde eden alnımı, Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
‘’ Seni sevince kıpırdayan her şiiri Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.’’
“Çocuk gibi ağladım. O kadar hiç, o kadar boş, manasız, Öyle haksız yere senden uzağım ki.”
Sen şimdi benden habersiz uzaklarda, Yollarımız belki kesişmez asla. Oysa gelseydin bu akşam gün battığında Bir umut vardı ama gelmedin.
“Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.”
Bizim hiç anlarımız ya da anılarımız olmadı. Hangisi daha çok acıtıyor? Anıya dönüşebilecek bir anımızın dahi olmamış olması mı yoksa bu kadar anısızlığa rağmen benim her anımı seni düşünerek geçiriyor olmam mı? Bilmiyorum.
"Bende şiir yazabilme kabiliyeti varmış öyle söylüyorlar. Ne dediğimi bilmemek istiyorum. Hakkımı aramamak istiyorum. Bos başıma dolaşma istiyorum. Sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. Sahipsizim. Sonra sokakta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. " Boş başıma dolaşıyorum, ama rasyonalize etme isteğim başımı boş bırakmıyor. Yorgunum, kendimden. İşte bunu farkedince ne kadar ölmek varsa dünya üzerinde, o kadar ölmeklere takılıyor aklım.