Avrupa bizim kim olduğumuzu bize unutturmuş ama kendisi unutmamış.
Harun Alanoğlu (via ottoman-empire)
Interview Vampire Daily

titsay
h
cherry valley forever
macklin celebrini has autism

Kiana Khansmith
Show & Tell

Andulka

PR's Tumblrdome
EXPECTATIONS

Game Changer & Make Some Noise
Claire Keane
occasionally subtle
sheepfilms
Fai_Ryy

tannertan36
★
almost home
Xuebing Du
Sweet Seals For You, Always
seen from United States

seen from Australia

seen from Türkiye
seen from United Arab Emirates
seen from Vietnam

seen from Saudi Arabia
seen from United States
seen from Spain
seen from United States
seen from Germany

seen from Türkiye
seen from Philippines
seen from United States
seen from Iraq
seen from Vietnam

seen from United States

seen from Germany

seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from Brazil
@tariq-er-rahman
Avrupa bizim kim olduğumuzu bize unutturmuş ama kendisi unutmamış.
Harun Alanoğlu (via ottoman-empire)
Güneşin doğuşundan sonra kılınan sabah namazı kaza olarak kılınır ve vakti geçirildiği için kişi günahkar olur.
Erken yatmayan ve kalkmak için önlem almayanlar, mesul olurlar ve namazı kazaya bıraktığı için tevbe etmezlerse şahitliği dahi mahkemece kabul edilmez.
Meraki'l-Felah
Avrupa sevdalıları anlasın artık
Avrupa sevdalilarin cogunun zaten tesettür derdi yok. Onlara göre Erdoğan bir diktatör ve Türkiyeyi batirmak istiyor. Yani avrupa sevdalilarin çoğunun zaten kafa yapısı, zihniyeti Avrupadan farklı değil.
Ama tabiki siz daha iyi bilirsiniz türkiyede milletimiz nasıl. Ben gurbette yaşıyorum. Türkiyeye malesef çok az gidebilmis görebilmis insanım.
Refarandum için kararsız ve Red oyu verecekler için;
Tek adamsa, tek adam!
27 Mart 1994 yerel seçimlerinde bir adam çıktı ortaya. “Benim adım Recep Tayyip Erdoğan. Bana oy verirseniz, İstanbul'u kısa sürede yaşanabilir bir dünya şehrine dönüştüreceğim” diye söz verdi.
İstanbullu ona güvendi, yüzde 25,19 oy oranı ile “Başkan” seçti.
Genç nesil o günlerin İstanbul'unu çok iyi bilmez. İnsanlar hava kirliliğinden dolayı nefes alamadığı için sokaklarda gaz maskeleriyle dolaşırdı.
Bırakın sokakları, caddelerde biriken çöpler bile haftada bir toplanırdı. O çöplerin üzerinden atlamadan işe gitmek mümkün değildi. O günün gazeteleri, “Kaldırın şu pisliği” diyerek yerel yöneticilere ateş püskürürdü.
Tarihler 1993 yılının 28 Nisan'ını gösterdiği gün, İstanbul yerküre üzerinde eşine benzerine rastlanmamış bir facia yaşadı. Koca şehrin orta yerindeki Hekimbaşı Çöplüğü bir volkanik dağ gibi patladı.
Öyle bir patlama ki İstanbul ve çevre illerin tamamında hissedildi. Yüzlerce ev, gökten ölüm gibi yağan çöplerin altında kaldı, 27 kişi hayatını kaybetti. Kaybolan diğer 12 kişinin cesetleri bugün dahi bulunabilmiş değil!
Suları akmazdı mega kentin…
Haftada belki bir gün, bir iki saat, o kadar! Abartısız söylüyorum, insanlar sokaklarda kokarca gibi dolaşırdı. Şehrin belli noktalarındaki kuyu çeşmelerinde kıyamet gibi kuyruk olurdu. Sıra kavgası yüzünden cinayetler işlenirdi.
İstanbul'un içme suyu temin etmekle görevli kurumu İSKİ'nin Genel Müdürü Ergun Göknel ise o sıralar bu sorunları çözmek yerine uçkur derdine düşmüştü.
Sevgilisiyle evlenebilmek için nikahlı eşine o günün parasıyla 1 milyon dolar tazminat vermeyi kabul eden Göknel bu parayı belediyenin kasasından ödemiş, ama eşinin kıskançlığı sonucu yakayı ele vermişti.
Haliç denilen bölgeden geçerken kusmamak elde değildi. İstanbul'un merkezindeki bir bataklıktı Haliç… Kokusuna tahammül edemeyen bölge halkı, çareyi başka semtlere taşınmakta bulurdu.
Doğalgaz yoktu.
Daha doğrusu vardı da Türkiye'nin getirecek imkanları yoktu. Rezidansların salonlarında dahi soba bacaları vardı. Göğe uzanan binaların bacalarından dahi katran karası dumanlar yükselirdi.
Uzatmayayım…
Recep Tayyip Erdoğan böyle bir şehrin “Başkan"ı oldu. Sadece 5 yıl görevde kalabildi!
“Tek adam” olarak
O 5 yılın sonunda sokak ve caddelerdeki çöp dağları yok oldu. Hekimbaşı'nda 27 kişiye mezar olan çöp dağının yerine akıllara ziyan bir çöp dönüştürme tesisi, yanına da göz kamaştırıcı bir spor kompleksi kuruldu.
Bataklığa dönüşen Haliç temizlendi, insanı kendine aşık eden masmavi bir göz bebeğine dönüştü.
Doğalgaz hizmeti yıldırım hızıyla yayıldı, hava kirliliğinden eser kalmadı.
Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerden akan suların güzergahı İstanbul'a döndürüldü. Hem de ne zahmetlerle. Dağlar, bentler aşıldı ve İstanbul hasret kaldığı suya kavuştu.
Barajlar ağzına kadar suyla dolduruldu…
Bugün IMF'ye olan borç nasıl kapatıldıysa, o gün belediyenin dağlar kadar olan borçları da aynı yöntemle kapatıldı.
1999 yılında Recep Tayyip Erdoğan Siirt'te şiir okuduğu bahanesiyle hapse atıldığında bütün İstanbul karara isyan etti.
Kimse arkasından kem söz söyleyemedi. “Sözünü tutamadı” diyen, “Çaldı, çırptı” diyen bir tek adam olmadı.
Hapisten çıktığında bu kez, “Bana oy verirseniz bu ülkeyi virüs gibi saran pisliklerden kurtarırım” diye söz verdi. Bu kez Türkiye O'na güvendi, yetki verdi.
Yanına aldığı güvenilir bir kaç adamla birlikte canını ortaya koyup çalıştı. “Bitti, battı” denilen Türkiye'yi ayağa kaldırdı ekibiyle beraber.
IMF ve Dünya Bankası'na olan borçları bitirdi. Koca Türkiye'yi koca bir şantiyeye çevirdi.
Patikaları duble yollara, kağnı yavaşlığındaki lokomotifleri hızlı trenlere dönüştürdü. Dağların içine asfalt, denizlerin altına ray döşedi.
Parası olmadığı için hastanelerde rehin kalanları kurtardı. Kitap alamadığı için çocuğunu okutamayanların imdadına yetişti.
Onun sayesinde insanların bankaları hortumladığı dönemden, bankaların insanları soyduğu döneme geçildi.
Karşısına bin tane engel çıkarıldı. Kah partisi kapatılmak istendi, kah e - muhtıra yedi. Kah Anayasa Mahkemesi'nin uyduruk kararlarına takıldı, kah bürokratik engellemelere…
Gezi'yi yaşadı, geri adım atmadı. 17/25 Aralık'ı yaşadı pes etmedi. Kanlı darbeyi gördü, “Ölümüne, ölümüne” diyerek üzerine çığlıklar atarak gelen ölüme meydan okudu.
Değer verdiği herşey onu bir tuzağa çekmek için kullanıldı.
Dostluğa değer verdi, dostlarının ihanetini gördü. Dini inançların özgürlüğüne önem verdi, dindar görünen dinsiz bir hain tarafından sırtından hançerlendi.
Aldatılan, kandırılan oldu belki ama asla kandıranlardan, aldatanlardan olmadı. Hayatının her döneminde zayıf olana değil, zalim olana, hain olana karşı zalim oldu.
Özetle…
1994 yılında, “Beni başkan seçin, İstanbul'u pisliklerinden temizleyeyim” diyen ve sözünü tutan adam bir kez daha yetki istiyor. “Ne kadar mücadele edip çabalasam da ülke bu sistemle yerinde sayıyor. Beni bir kere daha başkan seçin, Türkiye'yi bütün eski pisliklerinden temizleyeyim” diyor.
Karşısındakiler buna itiraz ediyor, “Tek adam olmaz” diyor, “Tek adama mı oy vereceksiniz?” diye itiraz ediyor.
Ben de diyorum ki…
Tek adamsa tek adam! İstanbul bu adam sayesinde, Türkiye bu adam sayesinde düze çıktı!
20 koca yıldır etrafa dönüp baktığımızda Türkiye'yi yönetebilecek kabiliyette bir “Tek adam” görüyorsak bu bizim eksikliğimiz değil, sizin yobazlığınız!
Keşke siz de adam olsaydınız da yanına birkaç adam daha katabilseydiniz!
http://www.internethaber.com/tek-adamsa-tek-adam-1760273y.htm
Batılı kafalar ülkelerinde yaşayan kardeşlerimize özel "Erdoğanın diktatörlüğüne HAYIR oyu kullan!" şeklinde Türkçe manşet atıyor ama hala güzel ülkemdeki insanlar inatla 'Hayır' kampanyası yapıyorlar. Eyvallah saygımız var herkes özgürdür ama biraz aklımızı kullansak kim hangi tarafta kim ne için çabalıyor farkına varırız. "Ben ülkemin geleceği için hayır diyorum." diyenlere en güzel cevap fransız basınından. Onlarda mı ülkemizin geleceği için hayır diyorlar?
Hollanda verilen vazifesini yerine getirdi. Bizimle şu an daha kötü kavgalar vermek istemeyen bir ülke var. O ülkenin bize daha ihtiyacı var. Hollanda sadece yaverlik yaptı. Hepsi bu!
Madem diplomasi, teamül vs yalan oldu kavga artık açıktan veriliyor, 17 Nisan'da sabah namazı Ayasofya'da kılınsın.
| Serdar Tuncer
Doğu'şumuzla Batı'caklar.
Avrupa Haddi öğreten Osmanlı tokatına hasret.
“Zahmet ya Rabbi!” dedikçe, “Rahmet ya Kulum!” nidaları geliyor.
İnsan ana ve babalık görevlerini öğrenmeden evlenmemesi lazımdır. Evlenirse o kişi çocuklarının başına bela olur.
| Mahmud Efendi Hz. ( k.s.)
Azîz gençler, Bugün yapmanız gereken en mühim iş; okumak, devamlı okumaktır.
Kadir Mısıroğlu (via ottoman-empire)
Kardeşceğizim, bir bilgiyi ilmi öğrenirken, bilhassa dinimizi öğrenirken, sanki bu bilgiyi başkalarını EZMEK yada YARGILAMAK için öğrenen kişiler görüyorum. Allah muhafaza kardeşim. Yine misal fizik kimya tıp okuyupta kardeşini ezemezsin hele islam da hiç ezemezsin, ben kimim yada neyim-neydim diye az düşünmek gerek.
glysunflower (via islamiyet)
Şunu rbleyin, yayın, yaydırın, ordan geçen mendil alsın, geçmeyen de bi zahmet geçiversin, ama boş geçmesin.
Haramın en zoru başıdır, sonra kolaylaşır, sonra sıradanlaşır, sonra alışılır, sonra tatlanır, sonra kalbe yerleşir. Sonra da kalp başka bir haramı arar.
İmam Şafiî Rahmetullahi aleyh (via 3kurusa5kofte)
Anadolu'dun köklerini inşa eden tarikatlara karşı, sözde önlem alma düşüncesiyle ilkeler belirleyen diyanet ! Neden bu topraklarda, batılın meşalesi olan kemalizmin faaliyetlerene, dikilen putlarına karşı bir ses çıkarmaz ve ilerlemesini engellemez. Hayırdır diyanet hangi din'e hizmettesin ?
Fıkhı İmamı Azam’dan, İmam Şafi’den öğrenme, aç Kur’an’a bak! diyen ergen;
Hava durumunu öğrenmek için Meteorolojiye niye bakıyorsun? Gökyüzü tepende, kaldır başını bak!
| İsmail Sayın