tek gecelik şarkı, bitti. allahaısmarladık.
EXPECTATIONS
Sade Olutola
d e v o n

No title available
Fai_Ryy
Monterey Bay Aquarium

#extradirty

PR's Tumblrdome

tannertan36
almost home
official daine visual archive
Today's Document
No title available
taylor price
No title available
Game of Thrones Daily
hello vonnie
Jules of Nature

gracie abrams
sheepfilms
seen from North Macedonia
seen from Maldives
seen from Malaysia
seen from United States
seen from T1

seen from Malaysia

seen from Portugal

seen from Russia

seen from Malaysia
seen from Bahrain
seen from Indonesia

seen from United States
seen from United States

seen from Canada
seen from Indonesia

seen from United States

seen from Italy
seen from United Kingdom
seen from China
seen from T1
@tekgeceliksarki
tek gecelik şarkı, bitti. allahaısmarladık.
her gidişin bir dönüşü var mıdır? yoktur. evet, bazen gitmek gerek. evet, devam etmek gerek. gidiyorsan şayet, gidiyorum diyorsan; adımların sağlam olmalı. insan giderken bile büyük olmalı. düşün neden gittiğini, neden bu duruma sürüklendiğini, düşün o duyamadığın “gitme” seslenişini. günden güne nasıl eksildiğini, nasıl dağıldığını düşün. hala diyorsan ki, gel dese, gel dese bir kez. anlıyorum. anlıyorum ve hissediyorum yüreğini, lakin ne yapılır, onu hiç bilmiyorum.
cevap bekleme amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için sözü, soru biçiminde yöneltmeye istifham denir. soru sorma sanatıdır. "kimdir o böyle, savrulup giden, rüzgarlarla, daldan düşmüş bir yaprak mı? sevda mı, ayrılıklar mı?" gibi. unutma, çok seviyoruz. tut elimi, rüzgarlara bırakma.
bu denli net bir son yaşanmış mıydı daha önce? yaşanmıştı elbet. yalnızca böyle hissettirmemişti. öyle ki, bir anda sabah oluyor, gözlerini açıyorsun, aklını kaçıracaksın sanki. koşup, gitmek, kaçmak, bağırmak, ağlamak, susmak... o kadar duyguyu bir arada barındırıyorsun ki, delirmek böyle başlıyor işte. bir uçurumun kenarında yürüyorum, ya düşeceğim, ya düşeceğim. ki zaten, bu kadar yüksekten ancak düşerek inilirdi. kasımlar artık çok üzüyor beni.
bazı şeyler bitmeye yaklaştığında hissedersin. o kadarmış, bu kadar dersin. bazen de kadere bağlarsın ama bence kaderle falan ilgisi yok söyleyeyim. bu kadarmış işte. yine de çal kapımı istediğin zaman. geri çevirecek halim yok ne de olsa.
uğraşma boşuna. seni ancak gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar. yorma kalbini, yorma kafanı boşu boşuna. hem, başka türlü olabilirdi’lerle yaşanmıyor, öğrenmedin mi artık? öğren artık. başlıyor ve bitiyor. başka türlüsü yok, böylesi var. ve ne yazık ki insan hala sevmeyi bilmiyor. -yor eki ile devam etmeyi keserek, yor-gunluk ve yalnızlık. aslında herkes yalnız. ve yalnızlık ömür boyu.
sihire inanır mısın? boş ver sihiri. bazı döngüler güzeldir, bazıları da acı. döngülerle ilgili sıkıntımız var, çok takılıyoruz biz bunlara. günü dünü unutturacak kadar, bir bütün olabileceğimizi tekrar ne zaman hatırlatacaksın? sahi, en son ne zaman sevişmiştik? sizinle yatmış mıydık? pardon, ne haddime değil mi... neyse, tekrar tekrar ıslak yollar da bazen altımızdan kayar. yolluk almayı unutmamak lazım sadece.
bir cümle vardır, dile getirme gücünü kendinizde bulamadığınız, korktuğunuz, kaçıp uzaklaşmak istediğiniz. bir son vardır, sonlanmasın diye lafı çevirdiğiniz, sustuğunuz, susturduğunuz. bir an vardır; gidiyorum ama "gitme de" dediğiniz. lütfen, gitme de. canım yanıyor. sanki ben artık, kendinden menkul bir uçurtma, rüzgarda savrulan adamın teki. önümüz kış, sıkı giyin, üşütme dünya güzeli.
şşş şş... sus! mahvettin zaten her şeyi, bir de üzerine konuşma. biraz kafa dinleyelim, nasıl düzeltilebilir durumları onu düşünelim. hala bir şeyler anlatmaya çalışıyorsun... git artık bence. dön ona. onun yanı senin yerin zaten. ben mi? boş ver. yine de dur, dur bir dakika! seni hala seviyorum.
duvarlarımızı yıkıp geçen insanlar var. tamiri mümkün olmayan hasarlar yaratan insanlar. duvarlarımızdan gurur duymasak da yıkılmalarını da istemeyiz. hadi yıktın bari gitme kal da tekrar bir duvar inşa etmeyelim değil mi? daha ne kadar ödün verilir kendinden bilmiyorum. nasıl dur denir. sorulardan da cevaplardan da bir haberim. başa çıkamıyorum artık.
bazı şeyler herkese anlatılmaz, anlatılınca da anlamı kaçar, sıradan olur. burada anlatılan her şey aramızda, unutma. cümle alem uykusunda yatarken, kimseler görmeden gelip gittiğimizi bilirsin. aramızda.
boğuluyorum sanki. tam da şu an mesela. nefesim yetmiyor, "ben nasıl nefes alıyordum, insan nasıl nefes alır" diye soruyorum kendime. unutmuş gibiyim. ciğerlerime gidecek olan nefes, nerede bilmiyorum. kalbim ağzımda. pek de iyi bir anlamda değil. son bir defa ile başlayıp, sonlanan hiçbir şey yok. son bir defa, diyebilmek ve son bir defayı yaşamak kadar zoru da yok sanırım. son çünkü, biliyorsun, son.
yağmurlu havada, "yağmur" parçasını dinlemek bir klişedir. tıpkı, sevdiğine kavuşamayan aşıklar gibi. klişelerden kurtulmaya çalışmayın. onları sevin çünkü hayat klişeler olmadan çok yavan.
geldik mi buraya? kazanmak istediklerimizi, kaybetmeyi dilediğimiz yere. yorgun düşüp, tamam artık, lütfen tamam, dediğimiz yere. karanlığa alışıp, aydınlıkla ilk tanıştığımızda afalladığımız yere. mağaramızdan çıkıp, çırılçıplak ortada kaldığımız, sesimizin erişmediği, kelimelerin bazı anlamlara gelmediği yere. bu kadar uzun cümleler kurmayı ben de istemezdim. pek bir şey istemiyorum artık, bileklerim ağrıyor, uyumak istiyorum.
pazarları hiç sevmem. bazıları da pazartesileri sevmez. bence pazartesiler her zaman daha masum. sonuçta iş güç başlamış oluyor, pazar günleri gibi bekleyişle geçmiyor. kaybolup, hayaller kuracağımız ve gerçeklerle boğuşacağımız güzel bir gün olacak. yine de keyifli bir gün.
bende bir problem dediğini duyar gibiyim. yalan aslında, duyduğum falan yok, kendimden biliyorum yalnızca. olur öyle şeyler demek de gelmiyor içimden, olmasın öyle şeyler, olmaz öyle şeyler. bir ip cambazı, ipin üstünde, yürümeyi unutmuş. durmuş bekliyor öylece. bu kadar yüksekten ancak düşerek inilirdi, zaten.
göreceli kavramları kıyaslamayın. mutluluk, hüzün, aşk; bunları cep telefonu alırkenki gibi karşılaştırmayın, çünkü olmaz. kime göre, neye göre, hangi yaşanmışlığa göre olduğu önemli sonuçta. kendimiz yaşamadığımız sürece, çok da anlayamıyoruz aslında. öyle anlamış gibi, anlıyormuş gibi yapıyoruz.