Bu kadarı yeter sanırım kendimi anlatmaya. Diplomalara ve unvanlara gerek yok. Giysilerimize iliştirilmiş ufak etiketlere de.
Yazın gelişiyle birlikte ben de yeniden doğuyor gibiyim, önce kaybettiklerimi geri almak üzere baba ocağına gideceğim. Portakal çiçeklerinin kokusunu içime çekmeli, denizin sesini dinlemeliyim ki kendime geleyim. Sevdiklerimi görmeliyim sonra, herkesi çok özledim.
Önümüzdeki hafta yeni insanlarla karşılaşmak ve eskiye sünger çekmek üzere yeni işime başlıyorum. Bırakayım yanımda olmak isteyenler kalsınlar yanımda, diğerleri de kendi yollarına devam etsinler.
Büyümek böyle bir şey sanırım. Büyümenin ve evrilmenin yaşı yok derlerdi, inanmazdım. Kaldı ki ben büyümeye yeni başlayanlardanım. “Hatalarımdan çok şey öğrendim” diyenlere de güler geçerdim; ne yazık ki bu da doğruymuş. İki yıl önce adım attığım bu ofisten büyümüş ve evli genç bir kadın olarak ayrılıyorum. Burada güzel insanlarla tanıştım. Ancak güvenilmemesi gereken insanlara da güvendim, hem de defalarca. Birçok şeyi kendime dert ettim, değmeyen insanlara değer verdim. İnsan tüm bunları anlıyor ama çoğu zaman iş işten geçtikten çook sonra. Olsun, buna da şükür diyor ve yoluma devam ediyorum.
Buraya yazmayı ihmal ettiğim bu süre zarfında bir evi nasıl çekip çevireceğimi, beni kıran insanları nasıl görmezden geleceğimi, yeri ve zamanı geldiğinde konuşmam gerektiğini, dostlarıma ve aileme hak ettikleri ilgiyi ve sevgiyi göstermem gerektiğini öğrendim.
Eşim hep arkamdaydı, hep destek oldu bana. Ofisten mutsuz çıktığım akşamlarda kurduğumuz sofrada beni bıkmadan usanmadan dinledi, ufak tefek tartışmalarımız sonrasında haklı olan taraf o olsa bile gönlümü aldı. Ben de sabırla onu dinlemeyi öğrendim.
Evliliğimizin ilk yılında elimi hiç bırakmadığı ve bana destek olmaktan yorulmadığı için teşekkür ediyorum ona.
Bu iki senelik zaman diliminde öğrendiklerimi hep hatırlamak ve yoğurdu üfleyerek yemek dileğiyle, görüşmek üzere...












