Tanizaki’nin kadınları
Nazlı kar'a başlarken epey heyecanlıydım. Tanizaki'nin benim okuduğum kitapları her daim insan dürtüleri, cinsellik ve belki saplantılı olma durumu gibi konuları irdeliyordu. Hatta en son okuduğum, 1 kedi, 1 adam, 2 kadın adlı eserinde, kadın karakterlerin kaleminden çıkmış mektuplar beni nazlı kar için daha da heyecanlandırmıştı.
Sebebini şöyle açıklamama izin verin, erkek yazarların kadın betimlemeleri genellikle çok zoraki, basma kalıp, o incelikten yoksun oluyor bana kalırsa. Tam olarak adlandıramadığım bir eksiklik hissi uyandırıp duruyordu bu bende. Tanizaki'de ise farklı bir şey vardı, o eksikliğin varlığını daha az hissediyordum. Belki de yok noktasındadır ancak bu konuya bir erkek olarak objektif yaklaşabileceğimi de söylemek epey iddialı olur doğrusu (bu konuya daha sonra değineceğiz). Nazlı kar'ın Türkçe baskısı dönem dönem çıkan toplam 3 cildin tek bir baskıda toplanmış halinden oluşmakta. 4 kız kardeşin hikayesini anlatan bir dönem romanı. Hatta İngilizceye Makiko Sisters olarak çevrilmiş. İşte bu sebeple heyecanlıydım, anlık bir durumu anlatmak, bir kadının aklındakileri yazmak pekala mümkün olabilir ancak bütün bir dönemi 1 kadının aklından yazmak bir erkek için boy ölçüşebileceği bir iş mi?
Yazıyı kitaba başlamadan önce yazmak istiyordum aslında, fakat bir yerde tıkandığımı fark ettim. Sonra da ertelenip durdu.
Bu duyguyu, ayrımı hissettiğim ilk kitap Tie Ning'in yıkanan kadınlar adlı romanda gerçekleşti. Elbette daha önce bir kadın tarafından yazılmış kitaplar okumuştum, ancak bu bana çok farklı, çok içten gelmişti. Nasıl desem çok emin değilim fakat başka bir dünyaya bir kapı aralanmış gibiydi.
Tanizaki'nin bu görevi başarı ile tamamlayıp tamamlayamadığını söylemek benim açımdan na mümkün, zira dönemsel bir fark da söz konusu. Ancak o güzel, saygılı ortamın içinde yaşadım 1 ay boyunca. Elbette inanılmaz ataerkil bir toplum olan Japon toplumundaki kurallar ve kültürü dolayısıyla günümüz kadın okuyucusuna sert gelebilir ve hangi saygılı ortamdan bahsettiğimi sorgulayabilir. Ancak mevzu sadece kadın erkek ayrımı ile biten bir durum da değil, statüsel açıdan da incelendiğinde toplumun alt ve üst tabakaları arasındaki farklılıklar ve davranış biçimleri arasındaki değişiklikleri görmek de ilginçti. Özellikle konu eş seçimi ve evliliğe geldiğinde ailenin olayı ne kadar ince eleyip sık dokuduğu ve aileler arasındaki statüsel durumun ne kadar önemli olduğunu fark ediyorsunuz. Sonuç olarak kitabı bitirdiğimde bir kadın romanı okuduğumu söyleyemiyorum, fakat okumadığımı da söyleyemem, ancak kitabın son sayfasına geldiğimde ciddi bir hüzün yaşadığımı itiraf etmeliyim. O ailenin hayatı devam ediyordu ancak ben artık görüşmek istemedikleri uzak akraba pozisyonundaydım.
Boşluğa düşmemek için hemen başka bir kitaba sarıldım, ancak kitap günümüzde geçtiğinden bunlar nasıl kaba saba insanlar diye ilk 20 küsür sayfa adapte olamadım. Kitap güzeldi bu arada, sorun bendeydi.
Gelelim yukarıda döneceğiz dediğim konuya, günümüze bakıldığında kadın erkek ayrımı yapan biri olmadığımı düşünmek isterim. Öncelikle erkeğin üstün olduğu düşüncesine tam bir saçmalık olarak baktığımı söylemeden duramayacağım, linç edilmemek için söylemiyorum gerçek düşüncem bu. Hatta çok farklı düşünmediğimize bile kendimi inandırdığım günler de oldu, beni düşünce olarak erkek, kadınları ise kadın yapan farklığın ne olduğunu bilmiyorum. Şimdi düşününce gerçekten de bilmiyorum, toplumsal rolleri bir kenara bırakalım ki günümüz sistemi bunu zorunlu kılıyor bana kalırsa. Hani evin reisi, evin hanımı kavramları çok sürdürülebilir değil, 2 kişi çalışmadan zor hatta imkansız gibi bir durum söz konusu. Ehh demek ki o çizgiyi aştık (bence tabi) Ne farklı bu durumda? Biri beni aydınlatsa keşke, ya da yıkanan kadınları okurken ne gördüm de bu farklılığa inanmaya başladım sahiden kestiremiyorum şu an. Sanırım kitabı tekrar okumak gerek. Belki de sadece o kadın öyledir. Ancak merak etmeden de duramıyorum ve bu sorunun cevabını kitaplarda aramak zorunda kalıyorum. Başka türlü farklı bir insanın zihnine girmenin tek yolu günlükler.
İsimsiz de olsa bana günlük sayfaları yollamak isteyen çıkmaz herhalde diye düşünüp bu merakımın da hayat sürem içerisinde giderilemeyecekler arasına geri iteliyorum. Bu gün de kedi ölmedi, mutlu hafta sonları efem.












