Color Me Curious

Origami Around
macklin celebrini has autism

Love Begins

oozey mess

ellievsbear
Claire Keane

@theartofmadeline
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
taylor price

blake kathryn
art blog(derogatory)

titsay
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Game of Thrones Daily
official daine visual archive
ojovivo
No title available
Phantogram Three
Monterey Bay Aquarium

seen from United States

seen from United States
seen from Italy
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Saudi Arabia

seen from Italy
seen from Italy
seen from Venezuela
seen from Türkiye
seen from Uruguay

seen from United Kingdom
seen from Indonesia

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Finland

seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from Germany
@tozadam
Hatırlar mısın
Hatırlar mısın Göz göze gelişimizi ilk defa Bakışlarımızın çakmaklaşışını Bir aksam vakti, yakınlarda Bir yerlerde bir şeylerin yanışını Hatırlar misin
Hatırlar mısın İlk öptüğüm günü dudaklarından Başımın dönmesini, tenimin tutuşmasını Yıllar yılı kendi yatağında kaybolan Nehrimin, denizine kavuşmasını Hatırlar mısın
Hatırlar mısın Ayrı yaşadığımız binlerce geceden ayrı Bir geceyi, sabahsız, çılgın, dopdolu Ve senin özleminle sımsıkı saran kolu Hatırlar misin
Hatırlar mısın Ormanda dibe vuruşunu gün ışığının Ağaçların ürperişini derinden Basını omsuzuma koyusunu, dalgın Sonra bir yangının başlayışını ellerinden Hatırlar misin
Hatırlar mısın Kendimizden geçerek, alabildiğine Birlikte gittiğimiz o yerleri O ağaçlı yol, o serin kumsal, o meyhane Ve güllerin ağlayışını bir aksam üzeri Hatırlar mısın
Hatırlar mısın Nasıl bir koşuydu o doludizgin Ne kadar yoğu var etmiştik birlikte O seven gönüllerimiz bir çift güvercin Gibi nasıl kanat çıkmışlardı mavilikte Hatırlar mısın
Hatırlar mısın Gün boyu seninle cağlar astığımızı Bir yalan dünyada yalansız severek Tanrıya yaklaşıp Tanrılaştığımızı Söyle hatırlar misin bir gün beni Hatırlar mısın?.........
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
I Ne zaman bir çocuk ölse gözü evlerinde annesinin kavurduğu helvada kalır II Yoksul bir çocuk görsem yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç değilse içimden III Her akşamüstü oyuncakçı camekanından çocuk ellerinin izlerini siler
Sunay Akın
Bir zamanlar sizi de sevmiştik hatırlar mısınız Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz Her gece ayla beraber çıkardınız gökyüzüne Gün olur güneşler doğardı aydınlığınızdan Gözlerinizin şavkı vururdu duvarlara Gün olur dağ rüzgarıyla gelirdiniz İnsanı büyüleyen bir havanız vardı Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz.
Tutunca avuçlarımızda eriyecek sanırdık elleriniz Öyle beyazdılar, inceydiler anlatılmaz Ya dudaklarınız yaban eriği kokulu İnsanı deli divane eden dudaklarınız Hiç öpmemiştik ama bilirdik tadını öpmüşçesine Zekiydiniz aklımızdan geçenleri bilirdiniz Bir tanrı yüreğiyle severdik sizi Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz.
Nereye gitsek sizi bulurduk karşımızda Yürüsek gölgemizdiniz uyusak düşümüzdünüz Kır çiçekleri açardı bastığınız yerde ‹yot kokuları gelirdi uzak denizlerden Gözlerinize gemilerin biri gelir biri giderdi Yosun yeşili elbiseler giyerdiniz Bilseniz nasıl da yaraşırdı size.
Şimdi ne desek faydasız yoksunuz Bir karanlıktır bıraktınız arkanızda Yüzünüzü görmek mümkün değil artık Kulaklarımızda yalnız aksi kaldı gülüşlerinizin Hani yokluğunuz bu kadar uzun sürmeyecekti Hani giderken gelirim demiştiniz Vefasızlık bile yakıştı size Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz…
Özdemir Asaf
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı tek başına yaşayamazlar her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu yıldızlar inanılmayacak bir irilikte yansımalar tutmuş bütün sâhili çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık hava ağır toprak ağır yaprak ağır su tozları yağıyor üstümüze özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı karanlık çöktü denize yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı hâlâ kıpkızıl gülümseyen -sanki ateşten bir tebessüm- zehir zemberek aşkımız
Attila İlhan